7 Mart 2013 Perşembe

"Ayak Topu"na Nerden Geldik?

Bugün biraz tüm hikayeyi başa sarıyorum ya da şöyle ortalara doğru. Bana en çok sorulan sorulardan birini cevaplamak ve biraz da belki birilerine kaynak olurum amacıyla.
İkili durumunda pek bir şeyin farkında değilken, hamile kaldığımda anladım ki hayatımda ben bir şeyi atlamıştım: çocuğumuzla nasıl konuşacağımızı! O zamanlar (yaklaşık 12 sene önce) bu konuda Türkçe hiç, Almanca bulabildiğim iki kitap* dışında elimde pek bir bilgi yoktu. Hamilelik kitaplarını bir kenara itip bu kitapları okumaya başlamıştım. Bu çocuk için bir şans mı, yoksa problem mi diye başlayan sorular devamında çok daha fazla soru getirmişti. Sadece iki dil değil, ikiden fazla da öğrenebileceği yolunda örnekler okumuş, kafam iyice bulanmıştı. Avantaj görülenin ne zaman dezavantaj haline dönüşebileceği kısmında ayıldım.
Pozitif yaklaşım şöyle der:
  • İki dilli büyüyen çocuk başka bir dili de tek dilli büyüyenlere göre çok daha kolay öğrenir.
  • Bu çocuklar dil konusuna daha çok ilgilidir.
  • Daha esnek ve daha rahat adapte olurlar.
  • Daha zeki olurlar.
Negatif yaklaşım ise daha sert:
  • Aynı anda iki dili öğrenmeye çalışmak çocuklar için yüktür.
  • İki dili de iyi bir şekilde öğrenemez.
  • Geç konuşurlar.
  • Ana diline sahip olamazlar.
  • Azınlık kompleksi oluşur.
  • Kendilerini vatansız ve kimliksiz hissederler.
  • Zeka seviyeleri geri kalır.
....gibi bu liste çok daha uzun.

Biz ne yaptık?


Bunları, yapılan araştırmaları gözden geçirip nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağımızı belirlemiştik. 
Kesinlikle ve kesinlikle çocukla herkes ana dilini konuşacaktı. Kendi aramızda ise duruma göre, sonuçta ikimiz de birbirimizin dilini biliyorduk.
Dilleri birbirine karıştırıp konuşmak ilerde çocuğun "ben Bahnhof`a gidiyorum" gibi bir cümle kurması demekti, ki biz bunu hiç istemiyorduk.
(bknz.gurbetçi örnekleri)
Bunun istisnası olarak; sadece kendi dilinde tam karşılığını bulamadığın bir kelimeyi orjinal halinde söylemek olabilirdi.
Ve biz bunları düşünürken planlamadığımız bir durum ortaya çıktı, ben 6 aylık hamileyken Polonya`ya taşındık!!!! Bunun anlamı yeni bir dil demekti! 
Peer Ole babadan Almanca, benden Türkçe ve çevreden Lehçe öğrenmeye başlamıştı. En iyi oyun arkadaşı ise Fransız bir ailenin kızıydı, Justine:)
Üye olduğum kulüp sayesinde (IFW, International Friends of Wrocław ) pek çok aile ve onların hikayeleriyle tanışmıştım. iki dilli ve çok dilli büyütülen çocuklarla...Bir düşünün: haftada bir veya özel günlerde toplandığımız kulüp binasında 0-6 yaş arası bir oda dolusu çocuk, hepsinin ana dili (hatta baba dili de) farklı ve birlikte oynuyorlar. Nasıl bir manzara!
Peer Ole sürpriz olmayan bir şekilde geç konuştu, bana uzun bir süre sadece "Mutter"(anne) dedi. Lehçe sorulan "Co to Jest?" (bu ne?) sorularına doğru cevaplar veriyordu.
Kelime bilgisi biraz artıp basit cümleler çıkmaya başlayınca farkına vardığımız bir şey olmuştu, kimi zaman tercüme ediyordu. Babasıyla oynadığı ufak çaplı futbol oyununu bana anlatırken "biz ayak topu oynadık" diye anlatıyordu:)) (tercümeye gel: Fußball:)))
Tüm bu tercüme durumları, kiminle hangi dili konuşayım kısmı kafasında yerine oturana kadar birkaç yıl geçti. 
Peer Ole 3 yaşına yaklaştığında biz tekrar Türkiye`ye taşındık. Bu kez Kai Felix`e 4 aylık hamileydim!!! Evet, bizim evde taşınmak için hamile olmak 1.kural:))


Türkiye`de evdeki durum aynıydı, çevre dili Türkçe olunca araştırmalarda geçen "pasif dil" "güçlü dil" kavramlarını daha iyi anladım. Türkçe güçlü dil olarak karşımıza çıktı, Almanca pasif olarak kaldı.
İşte aslında çoğu aile için kırılma noktası burası, siz kendi dilinizde konuşuyorsunuz ama o başka dilde karşılık veriyor. En kötüsünü düşünürsek pasif taraf pes ediyor, "nasıl olsa konuşmuyor", "uğraşmak için vaktim yok", büyüyünce de öğrenebilir nasılsa"gibi düşünceler de bunu destekliyor.

Zorluk yok mu?


Dil aynı zamanda kültür, sadece iki dilli değil, iki kültürlü büyümeleri demek. Bir kültürü yakından tanımanın yolu o dili bilmektir, hatta hakim olmaktır. Yazılmış tarih kitaplarını orjinal dilinde okuyabilmektir. Gidip görmektir, özel günlerdir, yeme-içme kültürü, geleneklerdir, yazılmamış toplumsal kurallardır...

Bu yüzden pes etmedik ama kolay olduğunu da söylemiyorum. 
Bir kere nereye giderseniz gidin 'turist' muamelesi görürsünüz. Bu Türkiye ise büyük ihtimalle kazıklanırsınız, müze girişlerinde 'yabancı' fiyatı ödersiniz veya görevliyle tartışırsınız:) İnsanlar olmadık bir yerde başka bir dil duyduğunda dönüp bakar, çok meraklı insanlarsa sorular bitmez.
Hele hele iki sarışın çocuk, isimleri hiç de Türk olmayan, başka bir ülkede Türkçe konuşursa...
Geçen yaz Hamburg`da yemeğe gittiğimiz mekanda yan masada oturan yaşlı bir çift Peer Ole ve Kai Felix her konuştuğunda dikkat kesildiler. Çocuklar çiftin köpeğini sevmek istediler, izin istediler falan. Epey sonra yaşlı kadın (80 yaş civarı) dayanamadı. Özür dileyerek özel bir soru sormak istediğini, kendisinin 4 dil bildiğini, yıllarca tercümanlık yaptığını ve dillerle çok ilgilendiğini müthiş bir kibarlıkla aktardı. Sonunda "çocukların konuştuğu dili bir türlü anlayamadım" dedi. "Türkçe" dedim, iyice şaşırdı. "peki nerden öğrendiler" diye sordu, "ben Türküm" dedim. Şaşkınlık katlandı ve yıllardır duyduğum şeyi bir kez daha duydum: "ama hiç benzemiyorsunuz" Türk`e benzememek övünülecek bir şey midir ki? İnsanlar çoğu zaman bunu iltifat gibi söylüyorlar. (ve sevinerek kabul edenler de var:)

Neler yapıyoruz?


Biz Almancayı desteklemek için onların ilgisini çekebilecek kitaplar aldık/alıyoruz. 
Bazı kitapların bir sayfası Almanca, diğer sayfası Türkçe. Bu kitapları bulmak da zor değil.
Oynadığımız 'memory' tarzı oyunlar Almanca ve Almanya ile ilgili.
Çizgi film/DVD izlenecekse Almanca tercih ediyoruz.
Yılda birkaç kez Almanya ziyareti yapıyoruz.
Peer Ole okulda İngilizce dışında Almanca seçti. İşin dil bilgisi kısmını da öğrenmeye başladı böylece.
Bu arada bir parantez buraya: ikisinin İngilizcesi de çok iyi. Hiç zorlanmıyorlar, dil öğrenmek her ne kadar biraz da ilgi/yetenek işi olsa da iki dilli büyüyor olmalarının bunda çok etkili olduğunu düşünüyorum.
Kai Felix okumayı öğrenince Almancadaki farklı harflerin nasıl telaffuz edildiği açıklanınca Almanca okumaya da başladı. Ve belki de en önemlisi eşimin hiç bıkmadan Almanca konuşmaya devam etmesi!

İki/çok dilli çocuk büyütmek aileden aileye, ailenin içinde bulunduğu sosyal çevreye göre farklı olabilir elbet. Her ailenin durumu farklı, her çocuk özel. Anne babanın birbirini desteklemesi çok önemli. Kitaplarda hepsi birbirinden farklı yüzlerce örnek bulursunuz. Ama emin olduğum, olumsuz yanlarını bir tarafa atıp bunu bir fırsat olarak görmek ve dolayısıyla elimizdeki imkanlarla en iyisini yapabilmeyi hedeflemek diye düşünüyorum. 

Çok dilli çok kültürlü çocukların hayatı inanın ki çok daha zevkli, eğlenceli ve toleranslı! 


Notlar: 

Bugünlerde kaynak olarak çok daha fazlası var mutlaka. Gene de benim faydalandığım bahsi geçen kitapları yazayım:

*Zweisprachige Kindererziehung - Bernd Kiefhöfer/Sylvie Jonekeit ISBN 3-923721-05-6
  Mit Zwei Sprachen Groß Werden - Elke Montaner ISBN 3-466-30596-9

Almanca-Türkçe yazılmış bazı çocuk kitaplarına örnekler:
Mein Erstes Türkisch Bildwörterbuch-ISBN 978-3-8112-3088-0
Küçük Beyaz Ayı ile Korkak Tavşan - Der Kleine Eisbär und der Angsthase-ISBN 3 314 01166 0
Gökkuşağı Balığı - Der Regenbogenfisch-ISBN 3 314 00664 0
Küçük Beyaz Ayı Nereye Gidiyorsun? - Kleiner Eisbär Wohin faerst Du?-ISBN 3 314 00665 9
Küçük Beyaz Ayı Beni Yalnız Bırakma! - Kleiner Eisbär Lass Mich Nicht Allein!-ISBN 3 314 00984 4

Güncelleme: Almanca-Türkçe çocuk kitaplarına ulaşmak eskisinden kolay: Amazon

61 yorum:

  1. oldukça merak ettiğim bir konuydu.biz karı-koca türküz ama çocuğumuza küçük yaştan itibaren iki dilli bir eğitim vermek doğru mudur değil midir merak ediyorduk.çok faydalı ve geniş bakış açılı bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba umarım faydalı olmuştur. Ama yazdığım gibi her çocuk özel, dolayısıyla bunun tam da bir formülü yok.
      Sizin durumunuz gibi örnekler de var ama o gene başka bir konu.
      Uğradığınız için teşekkürler:)

      Sil
  2. İleride Türk olmayan biriyle evlenir de çocuğum olursa bu bilgiler çok işime yarayacak. :))

    Sizin gibi bilinçli aileler olunca çocuklar arada kaynamıyor. Ama diğer ailelerde çocukların dilleri çorba oluyor ne yazık ki. Gurbetçi örneği çok doğru. :)

    Almanca Türkçe yazılmış çocuk kitaplarından ben de mi alsam? :D Ama vazgeçtim Almanca çok zor 8. hatta 9. sırada benim için.

    Türk'e benzemiyorsan yurt dışında büyük avantaj. Dışlama ve içlerine kabul etme durumu daha fazla olduğu için artı puan olarak görülüyor. Batı düşüncesi çok ileride güya...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden olmasın:)) Ben bir zararını görmedim:)))

      Elinde imkan olup hiç öğretmeyen de var, eline yüzüne bulaştıran da.
      Çocuklar sünger gibi, doğru işlersen her şeyi doğru şekilde alır.

      Almanca bana her zaman zor gelmişti. Çok geç öğrendim, sanırım 27 yaşındaydım. Zorlandım, çok detaylı bir dil. Gramer yapısı zaten farklı ama biz Türkçe`de günlük çok az kelime kullanıyoruz. Almanca`nın detayını düşünürsen "gık" deyip kalıyorsun:) Sonrasında Lehçe öğrenmeye başlayınca "yuh" dedim, bir dil daha ne kadar zorlaştırılabilir:)
      İşte Almanca`yı bu noktadan sonra çok sevdim:)

      Türk`e yazmışsın ya, bir baktım ben yanlış yazmışım!!!!
      Yıkıldım:) Hemen düzelttim, teşekkürler.

      Avrupa`da yaşayan Türkler açısından yapılan bir genelleme aslında bu. İnsanlara da kızamıyorum, öyle şeyler görüyorlar ki orada...Çünkü okuyan ve belli bir işi olan kesim zaten göze batmıyor. Göze batan, parmakla gösterilen kesim belli zaten. Sonra senin benim gibileri görünce "Türk" olamaz düşüncesi öne çıkıyor. Yanlış ama böyle:)


      Sil
  3. Gunaydin,
    Sabahin 7'sinde kedi zoruyla uyandirilmis bir kadin olarak hemen yorumumu birakmak isterim.
    Cok hos bir yaz olmus. Benim de buradaki arkadaslarimin cocuklari aynen dedigin yontemle cocuklarini buyuttuler ve su anda her iki dili de mukemmel konusuyorlar. ( Belki de 3 :)
    Ufacik bireyleri buyuk bir sabirla yetistirmek , onlarin gun be gun gozunun onune buyuduklerini gormek ne guzel degil mi?
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kedi iyi ki uyandırmış seni:)) Benim veletler olduğundan kediye fırsat kalmıyor, hafta sonları dahil saat 8`i bulmam imkansız:)
      Evet, sen tanık olmuşsundur orada tabii. Ne büyük bir şans, değil mi?
      Bizimkiler iyi gidiyor, şu an 3 dili de götürüyorlar. Bakalım ben de meraklıyım bu konuda. Nasıl olacak büyüdüklerinde:))
      Çok öpüyor ve komşuya selamlarımı gönderiyorum:)

      Sil
  4. kadınlar gününüz kutlu olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler! Ne kadar ince bir davranış...

      Sil
  5. :)) bence çok şanslılar..birkaç dili aynı anda öğrenmek ileride onlara bir sürü avantaj sağlayacak..dediğiniz gibi Hiç Türk'e benzemiyorsun? demek nedir ya!Türkleri maymun sanıyorlar ya da ole düşünmek istiyorlar..Yani ben bile bi dili duyduğumda fikir yürütüyorum, kadın deneyimli tercüman 4 dil biliyor ama hiç tahmin edememiş..yuh demek istiyorum izninizle:) neyse çok okunası bir yazı olmuş benim doğacak çocuklarımın tek ana dili olacak olsa da:)))Zevkle okudum..hoşça kalın:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şanslılar, şanslarını da umarım iyi kullanırlar:)
      Avrupa`nın genelinde yaşayan Türklerin nasıl bilindiği malum. Bu durumda ister istemez her zaman bir karşılaştırma yapılıyor. Yanlış tabii ki ama insanları da suçlamıyorum aslında. Dil konusunda gelince, dışarıdan Türkçe çok anlaşılan, hemen "a bu Türkçe" denilebilecek gibi değil. Sonuçta bizler de ne kadar dil bilsek de Norveç dili ile İsveç dilini ilk etapta zor ayırırım ya da Danimarka dilini. Bir de kadının duyduğu bu arada çocukların konuştuğu Türkçe, yani aslında sadece bağarış, çağarış:))))
      Zevkle okumanıza sevindim, gene beklerim:)

      Sil
  6. Semicim bende son cümlelerinde geçtiği gibi çok kültürlü çocukların hayatı bencede çok zevkli, katılıyorum sana, mutlak eksileri de olmalı fakat artısı da gözardı edilecek gibi değil bence, en çok da resimlerinize bayıldım o kadar güzeller ki sarı şekerler, çok güzel bir bebeklik ve çocukluk geçirmişsiniz ne mutlu, şanslı çocuklar onlar bencede dilerim hayatları boyunca böyle olsunlar, sevgilerimle ;) aa bu arada dünya kadınlar günün kutlu olsun semicim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eksileri görmüyorum Derya`cım:))) Olmaz mı tabii ki var, bir kere büyüdükleri zaman nereye vatanım diyecekler:)
      Bebeklikleri çok tatlıydı, hatta çok da benziyorlar. Onları kavga ederken, birbirlerinin canlarını yakarken görünce keşke bebek kalsalardı diyorum bazen:)
      Senin de günün kutlu olsun, tüm dünya genelinde kadınların hak ettiği yaşama sahip olmalarını diliyorum.
      Sevgiler Ankara`ya:)

      Sil
  7. Dil konusunda ders veren, uzman olmuş birinin ki onca yaşına rağmen Türkçeyi bilmiyor olması çok garip geldi bana ki Türkçe karma dildir, arapça farsça gibi bir çok dil temelini oluşturur. Garip geldi açıkcası neyse!
    Bence birazda Türkler Türk olduğunu belli etmemek adına savaşıyor resmen. Özellikle yurtdışında kendi aralarında bile Türkçe konuşmuyorlar, garip garip hareketler sergiliyorlar!!!

    İki yada çok dilli yetiştirmek elbette çok güzel, diğer çocuklara göre bence 2-0 önde başlıyorlar hayata ve asla aç kalmaz dil bilen çocuklar: )
    Babam arnavutça ve almanca az da ingilizce, annem de çerkesce ve almanca biliyor ama ben de tık yok: ( Dil öğrenmek sanki genetik! bir ben çekmemişim genetik tarafından bizimkilere...

    He bu arada Türkiye'de ingilizce öğrenme savaşı var ki evlere şenlik:( HEr yer ingilizce kursu ama konuşabilen üç beş kişi: )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben suçlayamıyorum kadını. Bir kere duyduğu Türkçe çocukların kendi aralarında konuştuğu Türkçe:) Yani dolayısıyla o kadar irdelenebilecek kadar anlam çıkarılabildiğini düşünmüyorum. Kaldı ki Arapça, Farsça dolaylarından olduğunu tahmin etmişti muhtemelen ama çocukları görünce konduramamıştır, üstelik masadakiler de tipik Hamburg`lu, Hamburg aksanıyla konuşuyor. (ben hariç:))
      Yani şimdi ben Norveç dili ile İsveç dilini karıştırabilirim, yazılı olarak görürsem belki anlarım. İskandinav dili derim ama:)
      Dil öğrenmek biraz ilgi, biraz da yetenek, gerisi çalışma işi. Ben Almanca`yı çok geç öğrendim, 27 yaşında!
      Ama çok çalıştım, hala çalışıyorum. Kendimi güncel tutuyorum, haberleri takip ediyorum, sürekli okuduğum dergiler var vs. Dil de yenileniyor zamanla:)
      Türkiye`deki kadar İngilizce savaşı hiçbir ülkede yok sanırım:))
      Şu bir gerçek biz daha zor öğreniyoruz, bizim dil ailesi diğer dillerle uyumlu değil. Yani Almanca bilen diyelim, diğer komşu dilleri de rahat öğreniyor mesela. Benim eşim hepsi aktif değil ama nerdeyse 6 dil biliyor:))

      Sil
  8. Çok bilgilendirici bir yazı olmuş Semacım. Bitişik komşumun oğlunun kayınvalidesi almandı. Torunu ile almanca konuşurdu. Bence de bu bir avantajdır.
    Bu arada oğlanlar çok şekerler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Nuray`cım:)
      İyi değerlendirilirse bu bir avantaj elbette:)
      Oğlanlar şeker, hep böyle şeker kalsalardı diyorum bazen:)
      (şaka şaka, şimdi de tatlılar:))

      Sil
  9. şunu söyleyebilirim, bu çocuklar çok şanslı sizin gibi bir anne-babaya sahipler. sizeler de şanslısınız öyle şirin ve zeki iki çocuğa sahip olduğunuz için. allah bağışlasın semi'cim. bu arada, sakın hamile ollma!!! :)
    öptüm seni

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))) Hamile olursam yandım, bize yol göründü demektir:))))
      Aman dur dilimi ısırayım, tahtalara vurayım:)
      Çok teşekkürler güzel düşüncelerine:)

      Sil
  10. Çok güzel yazmışsın, bununla ilgili bir kaç şey düşünüyordum. Pratikte nasıl çalıştığını da okuyunca daha da netleşti kafamda.

    Fas'ta buna benzer bir durumla karşılaşınca bizim eğitim sistemimizi sorgulamıştım. Orada iyi eğitim alma imkanı olan bir çocuk üniversite aşamasına geldiğinde 4 dil biliyor (Arapça, Fransızca, İngilizce, İspanyolca), bizde ise en fazla 3 (Türkçe, İngilizce + Fransızca, Almanca, İtalyanca'dan bir tanesi). Böyle bir durumda eğer yerel kalmayacaksan çok dilli bir büyüme süreci seni yüksek öğrenim aşamasında daha mobil kılmaya yarıyor.

    Ben Fransızca öğrenmeye 24 yaşımda başladım, hala çok eksiğim var. Osmanlıca sayesinde arap harflerini okumayı çözdüm ama bu yetmeyecek Arapça eklemek lazım. Daha listede İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve Yunanca var...Bir ara ortaokulda Almanca görmüştüm ama devam ettirmeyince söndü gitti. Şimdi ben bu plana programa 25 yaşında başladım desem, istediğim kıvama gelmem nereden baksan 40 yaşı bulacak, eee sonra? O saatten sonra o kıvamda olmak ne kadar bana bir şey katabilir ki?

    Çok gevezelik ettim toparlayayım, TEBRİK EDERİM!!! :) İleride çok daha güzel bir gelecek bu veletleri bekliyor olacak. Bu konuda bu kadar öngörülü ve kararlı davrandığınız için de seni ve eşini tebrik ederim :)

    Ayrıca unutmadan Kadınlar günün kutlu olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baştan yazayım: güzel düşüncelerin için teşekkürler!
      Dil bambaşka bir konu. Dil öğrenmeyi seven insan (belli ki senin gibi) hep dil öğrenme peşinde oluyor.
      Benim de dil öğrenme sürecim çok geç başladı. Devlet okulundan gelen İngilizcemi sonradan geliştirdim, Almanca`yı da 27 yaşında öğrendim. Lehçe devreye girdi ama grameri inanılmaz zor geldi. Yıllardır konuşmadığım için unutuyorum yavaş yavaş.
      Senin de Fas örneğin gibi Avrupa`da da birden çok dil öğreniyorlar eğitim hayatlarında. Ortaokul seviyesinde bile Latince dersi alabilirsin mesela. Devlet okullarında İngilizce çok erken başlamıyor. Ama gene de bizden iyi öğreniyorlar.
      Bunda Avrupa dillerinin birbirine yakınlığı da etkili. Danca biliyorsan, Norveç/İsveç dilini de öğrenirsin. Lehçe biliyorsan Çek dilini de öğrenirsin gibi.
      Senin planlar büyük ama neden olmasın?
      Bu dil konusunu gerçekten meslek hayatına atılmadan çözmek lazım aslında.
      Tebriklerini kabul ettim:) Bizim veletler umarım bu konuda hassas olurlar ve öğrenmeye devam ederler.
      Peer Ole geçen yıl okulda 2.dil seçiminde gitti Fransızca seçti. Hiç karışmadım, epey bir debelendi, sonra baktı yemiyor. Almanca sınıfına geçti. Bence de iyi oldu, çünkü grameri öğrenmesi lazım.
      İngilizceleri için de öğretmenin teşhisi başka bir dil bildikleri için yazılan cümlenin bütününü algılıyorlar, kelime kelime tercüme etmiyorlar diyor. Haklı olabilir.
      Dünya Kadınlar Günü`nü de unutmadığın için ayrıca seni de çok kibar insan kategorisine alıyorum:)

      Sil
  11. Bence senin delikanlılar çok şanslılar çünkü onlarla iletişim anlamında büyük bir yol katetmişsin.Konuyu araştırman nasıl çözüm getireceğini düşünmen bile onlar için bir avantaj.Birkaç farklı dille içiçe olmaları eminimki onları hayata karşı 1-0 önde pozisyona getirecektir.Not:Kadınlar Günün Kutlu Olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım dediğin gibi olur. Yani bizim fırsat olarak gördüğümüzü onlar da iyi değerlendirirler.
      Kutlama için de teşekkürler, senin de kutlu olsun:)

      Sil
  12. Ellerinize sağlık :)
    Durumlarımız o kadar benziyor ki... Biz de aynen sizin yaptığınız gibi yapıyoruz ve Leon'un anaokuluna başlamasıyla Türkçe'yi mükemmel seviyesine getirdikten sonra Almancası da oldukça iyi gelişiyor artık. Demek ki doğru yoldayız :)
    Ama insan az dert etmiyor bu konu...
    Benim bir arkadaşımın kızları benimle Almanca, eşimle Türkçe, anneyle Almanca, babalarıyla İsveççe ve başkalarıyla İngilizce konuştuklarını gördüm. Ancak Almanya'ya taşınınca İngilizce ve Türkçe konuşulmadı...

    Yazınızın linki bloguma benim yazılarımın yanına ekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman zaman dertlenme oluyor elbet, sonuçta bizler için sadece dil olayı değil. Babasının ya da annesinin dolayısıyla akrabalarının dili. Canı isterse öğrensin diyebileceğim bir durum değil.
      İniş-çıkışlar mutlaka olacak ama doğru yolda olduğumuzu ben de düşünüyorum:)
      Bazen de acıdır ki dil kayboluyor. Buraya çalışmak için gelen yabancıların çocuklarında gördüm bunu. Genelde 3-4 yıl kalıyorlar, çocuklar zaten 2-3 ayda Türkçe`yi konuşabilir hale geliyor nerdeyse. 1 seneyi aşkın sürede anne-babasının tercümanlığını yapar duruma geliyorlar:) Sonuç: Kendi ülkelerine dönünce Türkçe unutuluyor maalesef. Çünkü bir gerçek ki iş için gerekli dillerin başında gelmiyor Türkçe, çocuğun Türkiye ile bir akrabalık durumu yoksa geri planda kalıyor ve maalesef kayboluyor.
      Bu yolda hepimize kolay gelsin:)

      Sil
  13. merhaba cok guzel anlatmissiniz, ayni sorun bizdede var,yilarca ingiltere ve maltada yasadigim icin ilk oglum dogal olarak ingilizceyi anadili olarak secti,turkcede biliyor tabii ki ve kullaniyor ama daha sonra latin amerikaya tasininca ki kucuk oglum burda dogdu,hayatimiza ispanyolca girdi.ve cevremizde hic bir Turk olmadiginida hesaba katarsak (Turk kanallari da yok)cocugumun hayatinda Turkce konusan sadece anne ve babasi oldu.simdi evimizdeki genel goruntu su:)) esim ve ben israrla cocuklarimizla Turkce konusuyoruz,kucuk oglum maalesef yanitlarken ispanyolca konusuyor ve buyuk oglum ingilizce. bu arada tabii ki abisi kardesiyle ingilizce konustugu icin ufaklik ingilizceyide cok net olarak ogrendi,
    ayni anda 3 dil donuyor,minik oglumun hic bir sekilde Turkce konusmadigini gormek cok uzucu ama pedegoglar Turkcenin onun icin pasif dil olarak kalmasi gerektigini soyluyorlar su asamada...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin durum daha da karışıkmış:)
      Bizde iki çocuk var ve ikisi de birbiriyle Türkçe konuşuyor.
      ikinizin de Türk olması ve evde Türkçe konuşuluyor olması bir avantaj. Bunun mutlaka etkisi olacağı inancındayım.
      Çocuklar tabii ki tercihlerini kullanacaklar. Ama öte yandan gerçekten depoladıklarına inanıyorum.
      Böyle örnekler de okudum, yıllarca ağzından tek tük kelime çıkaran çocukların o ülkeye gidip kısa bir süre sonra ciddi ciddi konuşmaya başladığı gibi.
      Anne-baba olmak sabır işi, bu konu için daha da sabırlı olmamız lazım.
      Bu yolda herkese kolay gelsin.
      Sevgiler:)

      Sil
  14. çok dillilik dediğiniz gibi çok kültürlülüğüde beraberinde getiriyor bahsettiğiniz gibi. eğer kültür ayağı eksik kalıyorsa dili öğrenmek gerçekten zorlu oluyor.

    aile olarak yunan kırması olsak bile klasik bir türk kültürüyle yetiştirildik. ve en önemi sorun yeni kültürleri kabule etme sürecine kapalılık türk kültürünün bir özelliğimiş gibi ekstardan işlenmiş oldu zihinlerimize . dolayısıyla şimdilerdeki yabancı dil öğrenme ya da başarılı olma oranımızın düşüklüğü bu meselenin acı bir meyvesi

    kadınlar gününüzü kutlamadan önce eşinizi kutlamak istiyorum. göstermiş olduğu azim her ebeveyne örnek olmalı. peer ole ve kai felix önce sizin gibi bir anneye ardından azimli ve gerçekten onları seven bir babaya sahip oldukları için çok bahtiyar olmalılar.

    8 martınız kutlu olsun efendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizler dili gerçekten zor öğreniyoruz. İnglizce öğrenmek için yıllarca kurslara gidiyoruz, bir çuval para harcıyoruz.
      Bu hem bahsettiğiniz gibi bizim kültür yapımızdan kaynaklanıyor, hem de bizim diğer dillerden yapı olarak uzak olmamızdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
      Kültür ve dil bence ayrı düşünülemez. Birlikte olursa ancak bir anlam kazanır.
      Kutlama mesajınızı iletirim. Çocuklar bu durumdan ne kadar memnun bilmiyoruz henüz:))
      Büyüdüklerinde ancak anlayacaklar sanırım. Onlar için kafamı sorgulayan tek konu belki de şu kimlik sorunu. Ya da şöyle diyeyim, mutlu olmak için insanın kendisini bir yere ya da bir kimliğe ait hissetmesi gerekir mi?
      Çok ucu açık bir konu:)
      Dünya vatandaşı ve herkese/her şeye eşit mesafede duran bireyler mutlu olamaz mı?

      Sil
  15. semiii çok tatlılar ya bayılıyorum bu küçük adamlara

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bayıl Zuhal teyzeleri:))))
      O adamlar büyüdükçe nasıl oluyorlar biliyorsun:)

      Sil
  16. Sizin gibi çok kültürlü aileler için tam rehber olmuş bu yazı. Çocukların fotoğraflara da bayıldım bu arada:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Sezer`cim:)
      Bu konuda kaynak bulmak zor. (zordu, belki artık daha kolay)

      Sil
  17. Sizin çocuklarında maşallahları var, çok yakışıklılar. :)
    Dil meselesi zor bir konu, çocukların zihni her şeyi şipşak kapıveriyor. Hal böyleyken çocuklara bilgileri doğru bir şekilde aktarmalı ki onlar için dezavantaja dönüşmesin çok dillilik. Siz onların ebeveynleri oldunuz için çok şanslılar çünkü ortak bir payda da buluşabilmişsiniz, hani illaki benim dilimi konuşacak seninkini büyünce öğrenir diretmesi yapanlar var, sabırla her iki dili de duymaları aktif olarak konuşamasalar da geleceklerine etki edecektir ki sizin çocuklar iki dili de kullanıyorlar. Kulak dolgunluğu da çok önemli bu noktada.

    Bir de bizim ülkedeki bir İngilizce problemi aldı başını gidiyor, devlet okullarında sistemin mi ya da öğretmenlerin mi diyelim akıbetine uğruyor ve sadece "simple past tense"'ten ileri gitmeyen bir dil öğreniyoruz. Bende sürekli tekrarlayan sistem yüzünden senelerce İngilizce'den nefret ettim ve lise bitince kendimi İngilizce Çevirmenlik okurken buluverdim. Baya bir bocaladım benim nefret ettiğim dil bu muydu diye. Tabi mezun oldum yaklaşık 2 sene olacak başka alana yöneleyim derken öğrendiklerimi unutmaya başladım, dil de süreklilik istiyor ve bir zaman kaymasında hemen silinmeye başlıyor. Bu süreçte öğrendiğim yegane konu her şey erken yaşta öğrenilmeli, boşuna dememiş atalarımız ağaç yaş iken eğilir diye. Bu aralar Rusça'ya merak saldım ama zor oluyor zihin hemen algılayamıyor ve daha erken yaşlara göre daha fazla zaman ve uğraş istiyor. Bu yüzden çocukları zorlamadan doğru bir şekilde yönlendirebilirsek bunlar birer artı olarak geleceklerine etki edecektir. Çocuklarınız da iki dilli /kültürlü olmayı her zaman avantaj olarak kullanacaktır inşallah. Bu süreçte de size kolay gelsin. ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değindiğiniz gibi küçük yaşlarda dil öğrenmenin çok faydası var. Bazı araştırmacılar bunun tersini savunsa da bence doğru bir sistemle bu başarılabilir.
      Bizler okullarda yanlış öğreniyoruz, çok fazla kağıt üzerinde ve ezbere dayalı bir sistemde dil öğrenilmez. Yani akıcı ve konuşan bir şekilde.
      Ben Almanca`yı çok sonra öğrendim. 27 yaşında. Gittiğim kurs Hamburg`da idi. Bize öğretilen, söylenen ilk şey, oyun oynayacağımızdı. Evet biz kazık kadar insanlar resmen oyun oynayarak öğrendik:) Zor bir dil olan Almanca`yı ben 3-4 ayda sökmüştüm, gerisi pratik yapmaya kalmıştı.
      Dil ya küçük yaşlarda öğrenilecek ya da o ülkeye gidilip pratik yapılacak. Bunun dışında zor, kağıt üzerinde kalır diye düşünüyorum. Ya da anlıyorum ama konuşamıyorum diyen insanlardan öteye gidemeyiz.
      Ve dediğiniz gibi dil nankör, konuşmayınca, günceli takip etmeyince unutuluyor. Neyse ki internet yaygın ve artık gazeteleri, dergileri, filmleri vs.internet üzerinde okuyoruz, izliyoruz.
      Rusça için kolaylıklar diliyorum size. Biz biraz Lehçe öğrendik ve ne kadar zor olduğunu biliyorum:)
      Umarım dediğiniz gibi olur ve bizimkiler de doğru bir şekilde öğrenirler, bu fırsatı kaçırmazlar:)
      Sevgiler:)

      Sil
  18. Doğallık galiba dili doğru öğrenmenin yolu, kaynağından yani, kurs - okul yerine en iyisi diyalog yoluyla öğrenebilmek ama böyle bi şansımız yok ki maalesef, bekliyoruz bakalım devlet eliyle öğretilene kadar ;)
    Ben de annemin dilini biliyorum mesela, Lazca'yı yani ama sadece dinleyerek öğrendim, köyde annemin teyzemlerle ve arkadaşlarıyla konuşmalarından en çok da dedikodularından :))
    Nehir'i köye gönderdiğimde, annemi tembihliyim de Lazca konuşsun yanında bol bol :) E ha İngilizce/Almanca ha Lazca, madem bir lisan bir insan ;)
    Çocuklar da nasıl tatlıymış, nasıl ısırmalık, bayıldım, çok faydalı olmuş bu post, fotoğraf kısmı da dahil :))
    Öperim Semicim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lazca oradan geliyor demek:)
      Hep sormak istedim sana, blogunda görünce Lazca çevirileri.
      Doğal yoldan öğrenmek tabii ki en güzeli ve en kolayı aynı zamanda.
      Seninkiler öğrenmeye başlayınca işin ucunu bırakma. Artık internet üzerinden İngilizce öğreten çok güzel çocuk programları var. Oradan da mutlaka oyun gibi yapın birlikte. Yazarım sana adresleri:)
      Yeter ki öğrensinler, Lazca da bilseler ne güzel olur. Dil dildir sonuçta:)
      Çocukların bebekliği çok tatlıydı. Hala öyleler ama bazen:)))
      Öptüm ben de:)

      Sil
    2. ;) Çok mersi Semicim, çok tatlısın....

      Sil
  19. ayak topu'na bayıldımmm :) basketball'u nasıl translate eder acaba meraktayım :)
    senin çocukların kitaplarından ben de mi alsam unuttuğum almancamı babystepslerle yeniden hatırlamak için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok komik şeyler çıkıyor aslında. Bu aklıma ilk gelen:)
      Alabilirsin bu kitaplardan ama senin seviyen daha iyidir yahu:)
      Sana verdiğim adresleri kullanıyor musun?

      Sil
    2. essen und trinken favorim :)

      oradan seçtiğim bir tarifi uygulayıp blogda yayınlama gibi bi fikrim var. tadı güzel olursa Almancaya devam :)

      Sil
  20. ahh semi tam adamıyla paylaştınız bu konuyu kültürel aidiyet mevzuu sadece iki uyruklu insanlar için değil çok açıdan çift duruma düşenler için bizler için bir mesele bir keşmekeş

    blog için yeni bir konu aslında bu irdelemek düşünmek lazım hemde çokça

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok da güzel aktardınız bu konuyu. Tebrikler:)

      Sil
  21. Off off sen hakikaten super Annesin Semi ve teseekkur ediyorum bu sevdalı haline.. Böyle Annelerin çocukları da bi o kadar hayat dolu olurlar dileğiyle:) bezelye Semi ve Ailesi ve unutmadan resimler super tekrar tekrar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de ümidim çocukların dediğin gibi hayat dolu olmaları.
      Süper anne olmak gibi bir iddiam yok, hayat ve tesadüfler beni bu hale getirdi:))
      Gene de düşüncelerin için teşekkürler, o senin iyiliğin:)
      Begit, bloguna da not bıraktım, nerelerdesin?

      Sil
  22. Vaay be, bu anlattıkların sorun mu, avantaj mı, dezavantaj mı, kişiye mekana yere, bakış açısına göre değişiyor. kafaların karışacağı kesin ama özünde hepimiz insanız. Eğer bir insan iyi insan vasıfları taşımıyorsa milliyeti, dili..vb hiç bir kriterin önemi kalmıyor.
    Ana dil olayına gelince, kardeşimin çocuklarından biliyorum. Türkçeleri korkunç ve komik ama sonuçta yiğenlerim ben onları o bozuk Türkçeleri ile "Amca seni seviyom" dediğinde de seviyoruz :)) Türke benzememek deyimine ben çok kızarım, bir Fransız kız demişti de ufaaktan paparayı yemişti benden :)) Türklük bir üstünlük nesnesi değil benim için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle Bolat, her şeye göre değişir. Çok etken var elbet.
      Önce insan yetiştirmek önemli.
      Ya ben orada yaşayan ve kendi ana dilini bile doğru dürüst konuşamayanlara üzülüyorum. Nasıl cümleler kuruyorlar öyle:) Bir kere onları anlamak için hem Türkçe, hem Almanca bilmen lazım:) Tabii ki çok milliyetçiler ve çoğu çok muhafazakar. Evde aileden böyle eğitilirken, dışarısının başka türlü olması, dil de yarım, bambaşka bir topluluk onlar.
      Özünde kötü insanlar demiyorum, yanlış anlamayacağını bildiğim için söylüyorum.

      Sil
  23. Off resimler harika gercekten! Tam isirmalikmis senin oglanlar bebekken :-)Hos simdi de ayri tatlilar o ayri!
    Ben kesinlikle cocuklarin cok-dilli ogrenim yapmasi taraftariyim, bunun iki sebebi var:

    Birincisi, ben inanilmaz tesaduflerle surekli aksayan bir normal lise ingilizcesi ogrendikten sonra universitede toparladim. Buraya gelince kolej'de ogrenen arkadaslarla aramdaki fark gercekten barizdi, erken baslayan duzgun bir dil egitimi o dilin gercekten yerlesmesini sagliyor, daha hakim oluyorsun, aksan ve konusma rahatligi daha duzgun saglaniyor. Illa koleje yollanacak diye bir zorunluluktan bahsetmiyorum fakat erken yasta filim ve kitaplarla pekistirilebilir, imkan dahilinde mutlaka ana dili Ingilizce olan birinden ders aldirilabilir ve nasil olursa olsun MUTLAKA yurt disi ziyareti Konusulan dilin ana vatanina gidilmeden, o kultur gozlemlenmeden bir dili anlamak bence imkansiz.

    Ikincisi, burada dogmus ve buyuen uc tane kuzenim var. Ilk cocuk ADD/ADHD oldugu icin anne Ispanyolca (Peru'lu) baba Turkce (dayim) konusunca hic konusmadi, doktora gittiler (3-4 yaslarinda) evde tek dil konusun diyince Ingilizce konusmaya baslayinca bizim oglan sakimaya basladi :-) Ikinci numara annem sayesinde Turkce, annesi sayesinde Ispanyolca konustu, uc numara da oyle (Turkce'leri zayif annem surekli burada olmadigi icin) ustune yengem onlari konusma terapisine yolladi (calisan anne sendromu!) Ingilizce'leri cok duzgun, Ispanyolca'lari gayet guzel. Yani cocugun zekasi ile ilgili demiyorum ama kapasitesi ile ilgili bir durum, ozel durumlar halinde farkli tepkiler olusabiliyor.

    Ailem ve yakin cevremde cok-dilli ortamlarda buyuyen cocuklarin kuzenim gibi ozel durumlari soz konusu olmadiginda kesinlikle hicbir problemi oldugunu duymadim, kuresel dunya diye akam kesip duruyoruz bence bir cocugun su anki global is/iletisim/arkadaslik vs dunyasinda cok dilli olmasi zorunludur. Bu dilleri de duzgun ogrenmesi iletisim konusunda ona avantaj saglayacaktir.

    Babanizin bikmadan Almanca konusmasi, senin Turkce konusman, Ingilizce ogrenmeleri muhtesem bir sey. Hep soyluyorum sen bir super annesin, babiskoya da soyle kendisi de super baba :-)

    Ben hala dil ogrenmek istiyorum, bir iki tane denedim ama konusacak adam lazim, simdilerde Ozlemaki yuzuncden Yunanca ogrenmek zorundayim diye dusunuyorum! Latince de gozum var, Fransizca cok istedim ama ona da sevgili bulmak lazim hahahahaha



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük yaşta öğrenmek her zaman avantaj. Ya da büyüdüğünde öğreneceksen de o ülkeye gideceksin, o havayı koklayacak, orada yaşayacaksın. Bunun başka yolu pek yok. Dediğim gibi dil öğrenmek kültürü de öğrenmek aynı zamanda.
      Senin verdiğin örnek gibi, her çocuk özel. Bunun çok kesin bir kuralı yok. Evet herkes ana dilini konuşacak ama çocuğa da bağlı elbet. Terapiste gitmeye gerek yok, bu çocukların geç konuşacağı belli zaten:)
      Hatta bazen hiç konuşmayıp, çok sonra o dili konuşmaya başlayabiliyorlar. Okuduğum kitaplardan birinde Fransız aile örnekti. Annesinden Fransızca duyuyor ama konuşmuyor. Kardeşlerden biri konuşuyor ama. Büyüdüklerinde konuşmayan çocuk da birkaç ay Fransa`da kaldığında şakır şakır konuşmaya başlıyor.
      Benzeyen örnekler çok.
      Yunanca benim de aklımda biliyor musun. Adalara gidip duruyoruz, biraz konuşsak ne güzel olur diyorum hep.
      Fransız sevgili bulsan çok tetikleyici olur senin için. Çabucak konuşursun:)
      Süper bir iddiamız yok, bildiğimizi yapıyoruz. Onlar ne alırsa, umarım bu fırsatı iyi kullanırlar. Şu anda 3 dil de iyi gidiyor. Peer Ole`nin en iyi dersi İngilizce ve 2.seçmeli dersi olan Almanca. Ufaklık da o yolda:)
      Bakalım bekleyelim, göreceğiz. Bu geleceğe nasıl yansıyacak:)
      Çocukların bebekliği gerçekten çok tatlıydı. Tatillerde Türkiye`ye geldiğimde nasıl da mıncıklıyordu millet. Niels de lafını esirgemez, hiç sevmez öyle şeyleri. Milleti bozuyordu çarşı pazarda:)

      Sil
  24. Bir kac gun once okuma listesinde yazini gorup tiklamistim hemen ama ulasilamiyor diyordu, tam duzenleme yaptigin zamana denk geldi heralde, bugun tekrar baktim geri gelmis mi yazi diye ve merakla okudum hepsini.

    Oncelikle seninle ilgili bir seyler ogrendigim icin mutlu oldum:) Almanca ve bir kac dil daha bildigini, esinden dolayi Hamburg baglantini vs biliyordum ama biraz daha ayrinti ogrenmek guzel oldu, mesela ben Peer Ole ve Kai Felix'in cocuklarin gercek isimleri oldugunu dusunmemistim, aile icinde kulandiginiz lakaplar ya da blog yazarken kullandigin takma isimler olacagini dusunmustum, daha once duymadigim icin belki de, simdi acikliga kavustu ve hosuma gitti :))

    Dil konusuna gelince onumde boyle guzel ornekler olmasi icimi rahatlatti. Hala buradayken cocugumuz olursa benzer bir durumda olacagiz ve ben cocugumun hep kucuk yastan itibaren dillere asina olmasi ve mumkunse bir kac dili akici sekilde konusabilmesini arzu ederim. Olumsuz taraflari ya da zorluklari vardir belki ama ben iki ya da cok dilli ortamda buyumenin bir avantaj oldugunu dusundum hep.

    Belcika'ya tasindiktan bir sure sonra dil kursuna basladim, suanda 6. kurdayim belki grameri daha iyi biliyor olabilirim ama arkadaslarimin cocuklarinin benden daha iyi konustugu acik :) Dil ogrenimi icin bu yastan sonra ogrenilmez fikrine asla katilmiyorum ama ne kadar erken o kadar kolay diye dusunuyorum.

    Bir de soyle bir sey var mesela. Belcika'da 3 dil konusuluyor, Hollandaca, Fransizca ve Almanca. Almanca oldukca azinlikta.

    Biz Flaman bolgesinde yasiyoruz, konusulan ana dil Hollandaca ama hemen hemen herkes Fransizca, Ingilizce ve Almanca biliyor hatta ailede baska kokenli kisiler varsa baska dilleri de anliyorlar, Ispanyolca, Italyanca gibi..

    Bir magazaya girince Hollandaca bir sey soyluyorlar, anlamayinca Fransizca konustugunuzu dusunup oyle devam ediyorlar, Ingilizce soyler misiniz deyince de ona geciyorlar. Az biliyoruz dedikleri Ingilizceleri de bizden iyi oluyor genelde :))
    Cunku okullarda dil egitimine onem veriyorlar ve Hollandaca, Fransizca ve Almancadan sonra Ingilizce secmeli dil olarak ogretilmesine ragmen guzel konusuyorlar.

    Fransiz bolgesinde ise olay tamamen farkli. 20 kilometre otemizdeki Valon bolgesinde Hollandaca zorunlu ikinci dil degil de secmeli dil olarak yer aliyor ve kimse Fransizca disinda bir dil bilmiyor. Bana biraz garip geliyor bu durum. Ingilizce bir cok yerde isimizi halletmeye yetecekken ben yasadigim yerin dilini ogrenmek istiyorum. Ama Valon bolgesindekiler evlerinden 15-20 kilometre uzaga gittiklerinde hic bir sey anlamadiklari bir yere gelmis oluyorlar.

    Belki cocugun iki dili birbirinden ayirabilmesi acisindan anne babanin ayni dili konusmasi avantaj olabilir. Okulda ve disarida da ikinci ya da ucuncu bir dil ogrendiginde guzel olacaktir diye dusunuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakkımda bildiklerine çok güldüm. Çocukların isimlerini bir blog arkadaşı da kod isimleri sanmış:))))
      O zaman bu postu yazmam çok iyi olmuş demek ki:) Bana en çok soruydu etrafımdakilerin, nasıl konuşuyorlar, siz nasıl konuşuyorsunuz vs. Dedim en iyisi yazayım, herkes rahatlasın:))
      Sizin çocuk olursa sizin bölgede nasıl da şanslı olacak. Evde Türkçe, dışarıda 3 dil:)
      Belçika`da bu kadar dil konuşulduğunu bilmiyordum ben. Sınırda oturmak Avrupa`da hep avantaj sanırım. Tirol`de tatil yapmıştık, orada da 3 dil konuşuyor halk. Benim Almanca öğrendiğim sınıfta Avrupa`nın başka ülkelerinden kızlar vardı ve hepsi birkaç dil biliyordu. Nasıl özenmiştim:)
      Çocuklar çok hızlı öğreniyor bu kesin. Buraya gelen yabancıların çocukları da birkaç ayda Türkçe`yi söküyor nerdeyse.
      Orada daha ne kadar kalacaksınız bilmiyorum ama siz bir çocuk yapın hemen:))

      Sil
  25. Uzun uzun yazmisim ne hevesliysem dil konusunda :)) Kabul etmedi sayfa, ikiye bolmek zorunda kaldim yazdiklarimi ama soylemeden gecemeyecegim senin ufakliklarin simdiki hallerine bayiliyordum zaten bebekliklerini de gorunce iyice isirasim geldi yanaklarindan :)

    Bu arada muhtemelen hic bir baglantiniz yok ama bir arkadasima inanilmaz benzetiyorum seni. Aslinda su ana kadar hep bir yerden taniyorum gibi geliyordu seni ama cikartamiyordum simdi farkettim kime benzettigimi.

    Hem dis gorunus olarak benzetiyorum hem de yasam tarzi olarak, cok yonlulugu mesela.

    Bu arkadasim fizik muhendisi, kuzey isiklarina cok merakliydi, ODTU'den arastirma projesi almisti, yoga yapar, sporun hemen her dalina merakli, yuz masaji konusunda deneyimli, dalma, parasutle atlama gibi hobileri var, Alanis tarzi sesiyle sarki soyler, gitar calar, film festivallerinde aktif gorev alir, kac tane dil biliyor, kac ulke gezdi bir fikrim yok vs aklima daha gelmeyen bir cok sey.
    Lise doneminde ogrenci degisim programiyla Finlandiya'ya gidip kisa surede Fince ogrenmis mesela. Bir suredir gorusemiyoruz, Viyana'da yasiyormus ama takip edebildigim kadariyla erkek arkadasiyla motor uzerinde dunyayi dolasiyor sanirim suan. Tanismanizi isterdim bir bak bakalim sen de benzetecek misin kendine :)

    http://cosmosianstravels.blogspot.be

    Bu arada hepten mektup gibi oldu boyle, kusura bakma cok uzun yazmisim ama silesim yok hic :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden kusura bakayım ki! Mektup olsun daha güzel:)
      Arkadaşının bloguna baktım. Görünüşümüz benziyor sanki ama o kadar sportif değilim ben. Tembelim hatta:))
      Neler yapmış neler arkadaşın, okumakla bitmedi:)
      Fince çok zor diye duymuştum nasıl kolay öğrenmiş acaba.
      Takip edeyim bakalım bundan sonra blogunu. Nerelere gidecek:)

      Sil
  26. Merhaba Semi
    senin çocuklar şanslı, iki kültür iki dille büyümek olumlu yanlarının daha çok olduğunu düşünüyorum.
    Senin de bu konuda akılcı yaklaşımına da hayran kaldım
    büyüklerimiz yeni doğan çocuklara vatana millete hayırlı evlat olsun der seninkiler her iki devlete de hayırlı evlat olur inşallah
    çok güzel bir yazı hazırlamışsın Semi ,ellerin dert görmesin
    fotoğraflar çok güzel ,çocuklar çok tatlılar maaşallah
    sevgiler Semi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dileklerine sonuna kadar katılıyorum Fatoş`cum.
      Umarım çocuklar da bunu iyi değerlendirirler, tek dileğim bu:)
      Yazıyı beğenmene sevindim, bana çok sık sorulan bir soruydu. Elimden geldiğince açıklamaya çalıştım:)
      Benden de sana sevgiler Fatoş`cum:)

      Sil
  27. Sen ciddi ciddi yazarken dil eğitimi konusunu, ben çocukların resimlerine kapıldım. Çok tatlılar ya... kelimeler ile ifade edemiyorum bile, sıkıştırmak lazım. OY OY!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Tatlılar değil mi, bebeklikleri çok sevimliydi. Türkiye`ye tatillerde geldiğimde herkes mıncıklıyordu. Tam turist muamelesi görüyorduk:)

      Sil
  28. Nekadar sansli cocuklar :)
    O negatif etkilerde yazilmis seyler gercektende var ve senin cocuklarda buyudugunde bunlari hossedeceklerinden eminim. Bende kucukken hersey guzeldi ama simdi insan boyle farkli oldugunun farkina variyor ve senin iki/ uc dilli buyumenin avantaj oldugu halde kendini iyi hissetmiyorsun.
    turk gorunusluysen nekadar iyi bi okul egitimin olsun,goze carpiyor. Maalesef almanlar burayi daha atlatamadi. Ben almanyaya vatanim diyebildigim halde onlar bana insan bakisiyla bakamadi. (Hepsi degi ltabiiki,cogunlukla yasli insanlarda goruluyor bu) galiba bizim almanyada yasadigimizi,siz turkiyede yasiyorsunuz suan. Ama tuerkiyed ebari asagalamiyorlar, uzayliymissin gibi bakmiyorlar

    Benim annem babam turk ,almanyada yasiyoruz ve benimle nerdeyse hic almanca konusmadilar.4. Yasima kadar tuerkceyi ogrendim,sonrada almancayi. Ve suan iki dilde ana dilim diyebilcek sekilde. Merak ediyorum sizinkiler buyudugunde ne dusunecekler,yasiyacaklar,hissedecekler bukadar yardim goerdukten sonra

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Pingocuk, aileniz açısından çok şanslı büyümüşsünüz. İki dili de iyi bir şekilde konuşuyor ve yazabiliyorsanız ne güzel. Ön yargı dediğimiz her toplumda var, belirttiğiniz gibi özellikle yaşlı nüfus bazı şeyleri anlamakta zorlanıyor. Her zaman kötü örnekler daha dikkat çekici bu da bir gerçek. İyiler zaten göze batmıyor çünkü, toplumla kaynaşıyor.
      Ben yıllardır gidip geliyorum, şimdiye kadar herhangi ters bir ifadeyle karşılaşmadım. Ama şunu da eklemem lazım, durumlarımız elbetteki farklı.

      Yazıda da son söz olarak söylediğim bir şey var, her çocuk özel. Tıpkı her ailenin özel olduğu gibi.
      Bizim durum dil açısından aynı gözükse bile aslında farklı şeylerden bahsediyoruz. Eşim Alman ve dolayısıyla evde daha baskın bir yaklaşım yok. Her iki tarafa da eşit mesafedeyiz. Çocukları da öyle yetiştiriyoruz. İleride büyüdüklerinde bir aidiyet duygusundan eksik olacaklar. Bu da tartışmaya açık bir konu. Hedefimiz doğru insan yetiştirmek, bir Alman veya bir Türk değil.

      Bizimkiler büyüdüğünde nasıl olacaklar elbetteki bilemem. Ama sizin gibi karamsar düşünmüyorum, öyle bir düşünce tarzım olsaydı zaten bir Alman ile evlenmezdim:)

      Sil
    2. yanlis anlasilma olmasin: Karamsar olmak degidli amacim,sadece kotu yanindanda bahsetmek istedim, tabiiki cook guzel yanlari da var :)

      Sil
    3. Her tür düşünceye açığım:)) Bu işin bir matematiği yok. Olumsuz yanları da olacak mutlaka. Ama amaç tabii ki bu olumsuz yönleri minimum düzeyde tutmak:)

      Sil
  29. yaziniz icin öncelikle tesekür ediyorum.bende yaklasik 8 yildir almanyadayim ve iki oglum var krese giden.bende ilk hamileligimden itibaren baya bir düsünmüstüm nasil olacak bu is diye,esimin iyi bir almancasi olmasina ragmen yeterli oldugunu düsünmedigim icin eve dogdugu günden itibaren hep türkce konusuldu,krese baslamadan önce ona renkleri sayilari ve bazi basit seyleri ögrettim kitapolrin yardimiyla.evet gec konustu. kreste hersey yolunda giderken ve tamda evet cok güzel basladi almanca ögrenmeye derken iki kardesin oglumu uzun süreli tacizinden ve ögretmeninin ilgisiz kalmasindan sonra oglum icine kapanik bir cocuk oldu.bunun icin coksey yaptik ve sonunda nerdeyse mahkemelik olacaktik fakat cok sükürki oradan tasindik ve baska bir krese basladi bir aylik bir alisma süresindne sonra hersey yoluna girdi ikinci yil kardesiyle birlikte krese gitmeye basladi.suan herikiside hem türkceyi hem almancayi iyi konusuyor ve kendilerini ifade edebiliyorlar.fakat dogudugundan berihem türkce hem almanca kitaplar almayi ihmal etmedim hangisini isterlerse onu okuyorum ve bundanda cok memnunlar.anneyiz ve cocuklarimizi sadece bizler iyi taniriz nelerden hoslanabilecegini biz biliriz, bunun icin herkes cocuguna göre bir ugrasa girmeli diye düsünüyorum.emeginiz ve paylasiminiz icin tekrar tesekürler yolunuz acik olsun....

    YanıtlaSil