29 Haziran 2014 Pazar

Cunda Yeni bir Müzeye Kavuştu: Taksiyarhis!

Mayıs ayında birkaç günlüğüne gittiğim Chios adası (Sakız) yazılmayı beklerken, geçen hafta sonu çocukları anneme bırakma bahanesiyle her zaman olduğu gibi kısa da olsa Cunda Adası`nda gezme fırsatı yakaladık. Şimdiye kadar Ege`de epey yer gezdim, Cunda`nın yeri ayrıdır bende. İlk defa çocukken geldiğim Cunda, yıllar boyu en sık uğradığım yer ünvanına sahip.
Cunda her zamanki gibi karşıladı bizi. Ara sokakların güzelliği, açılan yeni mekanlar, balıkçı tekneleri, çay bahçeleri, balık restoranları, dondurmacılar, lokmacılar... Geçen yıldan farklı olarak kıyıda yeni bir düzenleme yapılmış, balık restoranları içeriye doğru ötelenip, daha geniş bir alanda yayaların rahatça yürümesi sağlanmış.

Son birkaç aydır Cunda hakkında dergilerde, internette epey yazıya denk geldim. Yeni açılan butik oteller, yeni tatlar vs. Yazın gelmesiyle birlikte bu tarz cazip yerlerin daha sık yazılması normal tabii de, benim dikkatimi özellikle çeken yıllardır kaderine terkedilmiş ve 2003 yılından beri yıkılma tehlikesinden dolayı girilmesi yasak olan adadaki Taksiyarhis Kilisesi`nin geçtiğimiz mayıs ayında müze olarak açılmasıydı.
Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından 49 yıllığına kiralanan Taksiyarhis Kilisesi`nin restorasyonu beni çok heyecanlandırdı. Adanın sembolü olan kiliseye yıllardır her geldiğimde kapısından içeri bakmaya çalışır, sütunlarındaki derin çatlaklar ve içersini perişan halde gördükçe içim acırdı. Tekrar ibadete açılmasa bile 1873 yılında inşa edilen bu harika mimarinin bir şekilde kurtarılması lazımdı.
Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı daha önce de Cunda`da bulunan değirmen ve şapeli restore ederek 2007 yılında Sevim ve Necdet H. Kent Kitaplığı olarak ziyarete açmıştı. Emekli büyükelçinin oğlu Muhtar Kent, babasından kalma bin üç yüzden fazla kitabı kitaplığa bağışlamıştı. Konu açılmışken belirteyim; Cunda`ya giderseniz mutlaka uğrayın. İnanılmaz bir arşiv, müthiş manzara. Pazartesi hariç her gün açık ve giriş ücretsiz.
Yıllarca talan edilmiş Taksiyarhis Kilisesi içeriye girer girmez muhteşem heybetiyle karşımdaydı. Yaklaşık iki yıllık bir restorasyon sürecinden sonra nasıl bir işe imza attıkları konusunda fotoğraflar yetersiz kalıyor ancak oraya gidince daha iyi anlayabilirsiniz.
Giriş katında 19.ve 20.yüzyıla ait otomobil, gemi modelleri, saatler, tıp malzemeleri, eczane şişeleri, denizcilikle ilgili tarihi malzemeler gibi görüp inceleyebileceğiniz pek çok koleksiyon var. Müzede Rahmi Koç`a ait koleksiyonların dışında bağışlanan eserlerle birlikte toplam 1223 eser yer alıyor.
Burada annemi zor yürüttük. Garip bir his, kabul!
Üst kat oyuncak müzesi gibi düzenlenmiş. Meral Uzun ve Lale Doruk koleksiyonundan dünya bebekleri, Nancy Bigger koleksiyonundan Barbie bebekler, Meral Urcun bebek koleksiyonu, trenler, teneke ve ahşap oyuncaklar....hepsi görülmeye değer.
Taksiyarhis Kilisesi pazartesi hariç her gün 10.00-19.00 saatleri arasında açık. Giriş ücreti 4 TL, öğrenci 2 TL.

Ne mutlu ki Taksiyarhis Kilisesi artık harika bir müze olarak hayatına devam edecek. Kilisenin eski halini de sizlerle paylaşmak için bizim fotoğraf arşivini biraz karıştırmam gerekti. 2007 yılına ait bu birkaç fotoğrafa baktığınızda neden benim bu denli etkilendiğimi anlayabilirsiniz.



Not: Lütfen fotoğrafları izinsiz kullanmayın. 

23 yorum:

  1. Uuu! Gerçekten iyi iş yapılmış. Ben 1995 yılında görmüştüm bu kiliseyi biliyor musun? Ve Cunda'ya da en son o zaman gitmiştim tabii:) Tekrar gitmek kısmet olur inşallah.
    NOT: Annenin yürüyemediği o cam zeminlerde ben de yürüyemiyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Annemin yazlığı Ören tarafında, dolayısıyla yaz ayları birkaç kez gidip geliyorum. Cunda da en uğrak yerlerimden. O açıdan şanslıyım sanırım:)) Birkaç sene bizim tekne de Ayvalık`taydı.
      Cam zemin benim çok hoşuma gidiyor. Annem ilk kez denedi, çocuklar elinden tuttu zor yürüdü:))

      Sil
  2. Böyle yerlere ilginin olması hem güzel hem de değil. Vur deyince öldüren bir toplum olduğumuzdan abartıp fazla ilgiden de birçok yeri mahvedebiliyoruz. Umarım sakin ve düzenli gelişimini sürdürür.

    Kilisenin restore edildiğini haberlerde gördüm demiştim, ama öncesi sonrası halini görünce şaşırdım doğrusu. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Tarihi yıkıp yakarak yok etmeye çalışanlar utansın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru haklısın. Ben de hep korkuyorum bahsederken. Seferihisar/Sığacık var mesela, orayı da severim. Türkiye`nin ilk yavaş/sakin şehri. Bir ara TOKİ yapılacak diye okudum, neyse ki hayata geçmedi. (henüz)
      Kilise yıllar boyu ayakta kalmış, insanın verdiği tahribat doğanın verdiğinden çok daha fazla. Kilisede değerli şeyler vardır diye talan etmişler yıllarca. Restorasyon için belli ki sağlam birkaç ekip çalışmış, görünce şaştım kaldım. (Yunanlı bir ekibin de adı geçiyordu)
      Darısı diğerlerinin başına diyelim. Çok yer var restorasyon bekleyen.

      Sil
  3. canım beniiim. Ay o cunda adası ne güzel yerdir öyle <3 aşık oldum.

    Bu arada sakız adasını sen beğendin mi? Ya bana çok çekici gelmedi açıkçası :S

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cunda güzeldir, severim ben:))
      Ya böyle tatil önerileri vermek de çok kolay değil. Beklentiler farklı olabiliyor çünkü. Sakız`da mutlaka araba kiralamak lazım. (diğer tüm adalarda da öyle) Öbür türlü ulaşım çok kolay değil. Biz de öyle yaptık, araba kiralayıp gezdik, uçsuz bucaksız kumsalları var. Tepelerde manastırlar, kiliseler... Yemekler zaten bizim mutfak nerdeyse:) Yani uzun lafın kısası birkaç gün vakit geçirmek için sevdim:)

      Sil
  4. Müthiş bir değişim. Çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil
  5. Bu güzel yayın beni de hem heyecanlandırdı hem mutlu etti, görmek mümkün olur umarım, harika bir restorasyon olmuş, orada yaşayanlarca anlamı çok daha büyük olsa da bazı değerleri anlamak için ille de orada bulunmaya gerek olmuyor, zihniyetler geliştikçe çok daha umut verici gelişmeler yaşanacak umarım!:) Fotoğraflar harika bence de izinsiz kullanılmamalı! Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler:) Umarım gidip görebilirsin.
      Oradakiler de kıymetini bilse iyi olur. Böyle kültürel değerler olduğu sürece ada cazip hale geliyor. Yani benim gibi tipler için özellikle:)) Otel insanı olmadığımdan bana mutlaka gezip görülecek, hafızamda kalacak yerler lazım:))
      Benden de sevgiler:)

      Sil
  6. Merhaba Semi,
    Fotoğraflara bakınca içim açıldı doğrusu. Yıllar önce gitmiştim. Cunda adası'na, duygularımı tazeledin.
    Paylaşım için teşekkürler,
    Bloguma da beklerim.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim:)
      Blogunuza uğradım ve çok güzel çantalarla karşılaştım, çok marifetlisiniz:)
      Sevgiler:)

      Sil
  7. Arkadasim Cunda`li! Seneye Alacati`yi görmek istiyordum ama vazgectim,en kisa sürede önce Cunda`yi görmeliyim! Cok güzel fotograflar cekmissiniz sizde,sevgiler Semi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alaçatı`da güzel. Ancak yazın felaket kalabalık orası ve fiyatlar da çok yüksek.
      Cunda daha sakin, çok uzun tatil geçirilmez ancak 1-2 gün için ideal:)
      Sevgiler:)

      Sil
  8. Geçtiğimiz ay bende o civardaydım. Ne yazık ki Ayvalık -Cunda ahalisiyle yaptığım uzun konuşmalarda definecilik denilen talan mantığının gururla dillendirildiğini gördüm. Esnafın ağzından bile duydum "o kilisede kazmadığımız yer kalmadı" diye. Yerli halk sürekli bir hazine peşinde. Sabancı ve Koç gibi ailelerin bölgeye yatırımının da binalardaki sözde saklı gömüler için olduğuna inanıyorlar. Definecilik hemen herkesin hobisi gibi. Bu çok dehşet verici bir durum. Oysa onların en büyük hazinesi zeytin ve nefis doğa. Turizmin gelişmesi için uğraşacaklarına az sayıdaki kültür mirasını da aç gözlülüğe kurban ediyorlar...Yazık....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Zaten doğanın verdiği tahribattan çok insan tahribatı daha büyük.
      Aynı anlayış çok yerde var maalesef. Kapadokya`da da gördük insanların neler yaptığını.
      Halbuki bu kültürel değerler turizm için, ordaki esnafın iş yapması için ne kadar önemli. Böylece canlı tutulacak, yaz-kış ziyarete gelenler olacak. Böyle düşünebilseler keşke...

      Sil
  9. Çok güzel bir yazı olmuş. Cunda'yı ve o ara sokakları ben de çok beğenirim. Kiliseye gelince, aynı Bozcaada'daki kilise gibi kaderine terk edilmiş olmasına çok üzülür dururdum. Ama değişim müthiş , umarım tekrar ziyaret edebilirim bu yaz Cunda'ya. Bu arada yazınızı facebook'ta paylaştım, Cunda planları yapan arkadaşlar eminim çok beğenecekler. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  10. daha yeni gittim ayvalığa müzeden haberim yoktu, bir dahaki sefere artık :(( eski oyuncaklara özellikle teneke olanların hastasıyımm.

    YanıtlaSil
  11. Semi, sayende yine yeniden o sokaklara gitmiş oldum:) Cunda kalbimin başka bir köşesi, manzarası, sokakları, denizi... Gitmeyen görmeyen varsa üzülürüm. Hangi dine ait olursa olsun mabetlerin bakımsızlığı, mabetlere gösterilen ilgisizlik üzer beni, Koç Vakfını alkışlamak gerek.

    YanıtlaSil
  12. 90 lı yılların sonunda gitmiştim en son Cunda'ya ve sadece bir pencereye tırmanıp göz atabilmistim bu muhteşem yapının içine. Nefis olmuş gerçekten. Çok istiyorum bu ara yine oralara gitmeyi Ayvalık, Cunda... Yine kısmet diyelim... Teşekkürler nefis fotoğraflar için Semicim

    YanıtlaSil
  13. geçen yaz gittim demek ki yeni açıldı ne hoş fotolar :)

    YanıtlaSil
  14. Ben de gittiğim de açılmamıştı. Çok güzel fotoğraflar. İyi ki yazmışsın. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil