Yılın en sevilen sezonu başladı. Bizim iki kültürlü ailemiz için Noel zamanı demek bu, sonrasında da yılbaşı. Yaşamımızın "sağlıklı şeyler yiyelim" konulu teori ve uygulamaları bu bir ay boyunca sıkı bir sekteye uğruyor. Vereceğim tarifin içindekileri okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız nasıl olsa.
Suçlunun adı "Schokoladenbrot". Tercümesi "çikolatalı ekmek". Bana sorarsanız browninin Noel versiyonu gibi derim. Tarifi yıllar önce Alman bir aile dostumuzdan alıp birazcık değiştirdim. O zamandan beri her yıl bu dönemde severek yapıyorum ve bizim için on numara beş yıldız bir şımarıklık!
Noel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Noel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Aralık 2014 Pazartesi
19 Aralık 2012 Çarşamba
Dağıldım, Bana Müsaade!
Bir önceki bienal postundan sonra o 'artistik' havadan eser yok!
Daha çok "dağılma" şeklinde oyalanıyorum şu sıralar. Hangimiz yapmıyoruz ki bunu?
Bir bakıyorum kermes peşindeyim, dikiş makinesiyle terapi seansındayım o zaman.
Bir bakıyorum okulda bir sunumda "mutlu çocuklar"ın sırrını dinliyorum bir psikologtan, bildiğim/okuduğum şeyleri bir kez de kulak duyuyor. Onaya ihtiyaç var sanki ama anlıyorum ki benimkiler doğru ellerde.
Bir bakıyorum Yunanlı bir sanatçının (Savina Yannatou) konserindeyim, muhteşem sesiyle Akdeniz`i dolaşıyorum. Koparıp götürüyor beni bir yerlere...Bir bakıyorum una bulanmış halimle, tarçın, vanilya, kakule kokuları eşliğinde kek/kurabiye dünyasında kendini çoktan kaybetmiş, mutfağı 'normal' haline nasıl getiririm kısmını düşünüyorum.
Bir bakıyorum çok haber izlemişim, çok gazete okumuşum, kendi kendimi fena gazlayıp ülkeyi bırak dünyayı kurtarmaya çalışıyorum.
Bir bakıyorum en güzel yerdeyim, çocuklar kafamı nereye götürürse ordayım... Aynen gördüğünüz gibi.
1-Zımparaladığımız yüzeyi beyaz akrilikle boyadık.2-Çöp şiş yardımıyla siyah akrilikten göz yaptık.3-Bildiğimiz pamuktan sakal yapıştırdık.4-Evdeki küçük pembe ponpondan burun yapıştırdık.5-Alın bölgesine şapka için yapıştırıcı sürdük.6-Çoraptan kestiğimiz parçadan şapka yapıştırdık.7-Çikolatanın meşhur çıngırağını şapkalarına bağladık. Ha unutmadan, pembe pastel ve parmak yardımıyla yanak yaptık.
Şimdi gitme zamanı....Birkaç gün sadece...
Bana gelen mimlerden haberim var, not ettim bir tarafa.
Kıyamet senaryoları gerçekleşmezse bende ya da sizde görüşürüz yine:)
Daha çok "dağılma" şeklinde oyalanıyorum şu sıralar. Hangimiz yapmıyoruz ki bunu?
Bir bakıyorum kermes peşindeyim, dikiş makinesiyle terapi seansındayım o zaman.
Bir bakıyorum okulda bir sunumda "mutlu çocuklar"ın sırrını dinliyorum bir psikologtan, bildiğim/okuduğum şeyleri bir kez de kulak duyuyor. Onaya ihtiyaç var sanki ama anlıyorum ki benimkiler doğru ellerde.
Bir bakıyorum Yunanlı bir sanatçının (Savina Yannatou) konserindeyim, muhteşem sesiyle Akdeniz`i dolaşıyorum. Koparıp götürüyor beni bir yerlere...Bir bakıyorum una bulanmış halimle, tarçın, vanilya, kakule kokuları eşliğinde kek/kurabiye dünyasında kendini çoktan kaybetmiş, mutfağı 'normal' haline nasıl getiririm kısmını düşünüyorum.
Bir bakıyorum çok haber izlemişim, çok gazete okumuşum, kendi kendimi fena gazlayıp ülkeyi bırak dünyayı kurtarmaya çalışıyorum.
Bir bakıyorum en güzel yerdeyim, çocuklar kafamı nereye götürürse ordayım... Aynen gördüğünüz gibi.
1-Zımparaladığımız yüzeyi beyaz akrilikle boyadık.2-Çöp şiş yardımıyla siyah akrilikten göz yaptık.3-Bildiğimiz pamuktan sakal yapıştırdık.4-Evdeki küçük pembe ponpondan burun yapıştırdık.5-Alın bölgesine şapka için yapıştırıcı sürdük.6-Çoraptan kestiğimiz parçadan şapka yapıştırdık.7-Çikolatanın meşhur çıngırağını şapkalarına bağladık. Ha unutmadan, pembe pastel ve parmak yardımıyla yanak yaptık.
Kafalarındaki şapkaları Kai Felix`in eskimiş külotlu çorabından kestik. Evet, külotlu çorap giymeyi çok seven bir oğlum var:) Üstelik külotlu çorap giyerse külot giymiyor! Neden diye sorarsınız; "Adı üstünde anne külot zaten içinde" diyor:)
Şimdi gitme zamanı....Birkaç gün sadece...
Bana gelen mimlerden haberim var, not ettim bir tarafa.
Kıyamet senaryoları gerçekleşmezse bende ya da sizde görüşürüz yine:)
8 Aralık 2011 Perşembe
Kes Kes...Bu İşin Sonu Yok Gibi
Ne çok kestik geçen akşam......
Geçenlerde alakasız bir yerde bulduğum kendinden yıldız baskılı renkli kartonların dayanılmaz cazibesine kapılıp eve getirdim. Severiz ya kırtasiye, kalem işlerini. Arada vakit bulunca yaptık bir şeyler. Okuldan gelince rahatlamaları için basit, fazla uğraştırmayacak işler çıkarmak iyi geliyor.
3 Aralık 2011 Cumartesi
Mutfaktaki Minik Mutlu Eller
Aralık ayı bizim için istisna aylardan biridir. Sağlıklı beslenme bilgilerimiz bir süreliğine rafa kalkar, duymazdan geliriz iç sesimizi de...Ivır zıvır, tadı damağımızda kalan her türlü tatlı ve akrabaları, çay-kahve, şarap-peynir gibi ikililer zirve yapar.
Hediyeler alırız, kilolar alırız ve bu durumdan çocuklar gibi şen oluruz:)
Mutfağa sık girmelerim geçen haftadan. Hem yoğun misafir trafiği, hem 'Advent' başlangıcı derken mutfaktan çıkmaz oldum. (Advent : Noel öncesi dört hafta)
Hafta içi çocuklar geç geldiğinden pek vakit bulamazken bugün doğuştan istekli Kai Felix`le geçtik hamurun başına.
O kadar keyifli yapıyor ki, izlemek ayrı bir mutluluk benim için.
Bazılarını marmelatlı, bazılarını ise sade bıraktık, soğuyunca üzerine çikolata gezdirdik. Hamur oldukça fındıklı ve cevizli bir tada sahip ve tereyağlı. (kalori hesaplarına hiç girmiyoruz:)
Marmelat benim bahçeden bloğumun meşhur Anjelika eriklerinden.
Ne farkettim: O kadar önlük dikiyorum ve evde önlük sayısı sınır tanımazken çocuğun üzerinde önlük yok!!! Skandal!

Geçen haftadan beri Peer Ole sınavlarıyla boğuşuyor, birkaç sınavı geride kaldı ama bu hafta aynı tempo devam. O sebeple bugünkü mutfak aksiyonumuzu kenarından izlerken bir yandan da istekli-isteksiz ödevlerini yaptı. Programları o kadar yoğun ki... 4.sınıfta İnönü ya da Trablusgarp Savaşı`nı mı öğrenmiştik biz? İngilizce dersini hiç anlatmayayım zira devlet okuluna giden ben hayatımın ilk İngilizce dersini ortaokulda görmüştüm. Neyse kıyaslama bizi yanlışa götürür, hayat değişti, dünya değişti, meslekler değişti, beklentiler, yaşam tarzı değişti...Dolayısıyla onlar "dijital yerli" olarak gelecekte yerlerini alacaklar. Bu duruma ne kadar direnirsek direnelim bir kırılma noktası hep var. Bizler doğaya çıkmayı, toprağa basmayı, top peşinde koşmayı hep öne çıkarsak da, teknolojik kullanımları kısıtlasak da bazı gerçekler, günümüz şartları değişmiyor yazık ki...
Anne-baba olan herkesin zaman zaman kafasını kurcalayan sorular, kimi zaman da sorunları bir kenara bırakıp dün önümde giden bir kamyonun arkasında okuduğum, hayatı aşmış bir şoför amcanın özlü sözüyle bitireyim yazıyı:
"Hayat tespih gibidir. İster çek, ister salla"
Hediyeler alırız, kilolar alırız ve bu durumdan çocuklar gibi şen oluruz:)
Mutfağa sık girmelerim geçen haftadan. Hem yoğun misafir trafiği, hem 'Advent' başlangıcı derken mutfaktan çıkmaz oldum. (Advent : Noel öncesi dört hafta)
Hafta içi çocuklar geç geldiğinden pek vakit bulamazken bugün doğuştan istekli Kai Felix`le geçtik hamurun başına.
O kadar keyifli yapıyor ki, izlemek ayrı bir mutluluk benim için.
Bazılarını marmelatlı, bazılarını ise sade bıraktık, soğuyunca üzerine çikolata gezdirdik. Hamur oldukça fındıklı ve cevizli bir tada sahip ve tereyağlı. (kalori hesaplarına hiç girmiyoruz:)
Marmelat benim bahçeden bloğumun meşhur Anjelika eriklerinden.
Ne farkettim: O kadar önlük dikiyorum ve evde önlük sayısı sınır tanımazken çocuğun üzerinde önlük yok!!! Skandal!

Geçen haftadan beri Peer Ole sınavlarıyla boğuşuyor, birkaç sınavı geride kaldı ama bu hafta aynı tempo devam. O sebeple bugünkü mutfak aksiyonumuzu kenarından izlerken bir yandan da istekli-isteksiz ödevlerini yaptı. Programları o kadar yoğun ki... 4.sınıfta İnönü ya da Trablusgarp Savaşı`nı mı öğrenmiştik biz? İngilizce dersini hiç anlatmayayım zira devlet okuluna giden ben hayatımın ilk İngilizce dersini ortaokulda görmüştüm. Neyse kıyaslama bizi yanlışa götürür, hayat değişti, dünya değişti, meslekler değişti, beklentiler, yaşam tarzı değişti...Dolayısıyla onlar "dijital yerli" olarak gelecekte yerlerini alacaklar. Bu duruma ne kadar direnirsek direnelim bir kırılma noktası hep var. Bizler doğaya çıkmayı, toprağa basmayı, top peşinde koşmayı hep öne çıkarsak da, teknolojik kullanımları kısıtlasak da bazı gerçekler, günümüz şartları değişmiyor yazık ki...
Anne-baba olan herkesin zaman zaman kafasını kurcalayan sorular, kimi zaman da sorunları bir kenara bırakıp dün önümde giden bir kamyonun arkasında okuduğum, hayatı aşmış bir şoför amcanın özlü sözüyle bitireyim yazıyı:
"Hayat tespih gibidir. İster çek, ister salla"
15 Kasım 2011 Salı
Geriden Takip
Bayram da geçtikten sonra yılbaşı ve Noel ile haşır neşir durumum arttı. Beni takip edenleriniz bilir, diktiğim ve bloğumda gördüğünüz her şey beni yansıtır, benim zevkimdir, renklerimdir. Yani herkes gibi aslında, fikirler, kafamdan geçenler de kendi ihtiyaçlarımdan doğuyor.
Hediye vermeyi çok önemserim, vaktim olduğu sürece plastik mağaza poşetlerinde hediye vermemeye özen gösteririm. İçindeki çok basit olabilir ama sunumu göz doldurmalı. Yukarıda gördükleriniz ve benzerleri bu düşünceyle çıkıyor ortaya.
Kurabiye Adam`ın böylesini ilk kez çalıştım. Hikayenin kötü bitmesine rağmen ailece severiz kendisini, daha önce kurabiye olarak da lüpletmişliğimiz oldu:)
Günlerden pazartesi olmasına rağmen kahve keyfimi eksik etmedim. Yanında çifte kavrulmuş fıstıklı Safranbolu Lokumu eşliği ile keyif doruklarda. Bayramda hangi diyarda gezdiğimi tahmin etmek zor değil herhalde. Biraz annemi ziyaret, biraz da yol üstü olan Safranbolu. Yıllar önce de gittiğim ve çok sevdiğim yer orası, şimdilerde beğendiğim yerleri çocuklarla bir kez daha ve çocuk gözüyle keşfediyorum. 1994 yılından beri Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Safranbolu`yu pek çok yönüyle beğenirken 'keşke' dediğim şeyler de yok değil. Mesela dünyayı saran 'Made in China' salgınından korunması gereken bir yer burası. Böyle bir yerde sadece ve sadece el emeği ve yöreyi anlatan, yöreye ait işler görmek ister gözüm ve paşa gönlüm.
Bu arada "Food Styling" , yemek stilistliğinin neden gerekli olduğunu yandaki fotoğrafı çekme çabalarımda köpüğüyle cebelleşirken anladım. İyi bir kare yakalayana kadar köpüğün güzelliğinden eser kalmadı.
Yanımızda bir de o çok değerli safran bitkisinden getirdik. Bu kadar çabuk açıp güzelliğini sergileyeceğini bilmezdim.
Bilenleriniz vardır mutlaka ama gene de not düşeyim: 80.000 çiçekten yarım kilo safran çıkarılıyor. Kendi ağırlığının 100.000 katı suyu sarı renge boyar. Ağırlığına göre dünyanın en pahalı baharatı, kilosu 15.000 TL! İnanılmaz değil mi?

Gitmeyenler için biraz daha Safranbolu.....

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan "İncekaya Su Kemeri". Sonbaharın boyadığı renklerde yürüyüş için ideal!

Gene İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797`de İngiltere`den getirtilen saat kulesi günümüzde hala çalışıyor. Saatin bakımını üstlenen aslında kundura ustası olan İsmail Ulukaya kırk yıldır bu işi gönüllü yapmakta olduğunu söyledi.Yarım saatte bir ve her saat başı çalan çanı duyabilirsiniz.
Fotoğraflardan biri de "Bulak (Mencilis) Mağarası" na ait. Türkiyenin 4.büyük mağarası, gerçekten etkileyici. Toplam uzunluğu 6042 metre. Birbirine bağlı 3 kattan oluşuyor ve mağaranın sadece 400 metresi ziyarete açık.
*Safranbolu fotoğrafları eşimden, teşekkürler kendisine:)
4 Kasım 2011 Cuma
Bayram ve Alakasız İşler
En son yazacağımı en başta yazayım unutmadan:
Herkese sevdikleriyle birlikte nice güzel bayramlar diliyorum. Trafik kazalarından, felaketlerden uzak, hayvan eziyetinin sergilenmediği örnek bir bayram olsun!
Yazının takibinde göreceğiniz ve okuyacaklarınızın bayramla pek alakası olmadığının farkındayım. Kimi zaman insan kendini çocuk gibi hisseder ya -ki zaten bu aslında güzel bir şeydir- ben de kendimi öyle bir heyecana kaptırdım bu şirin önlüğü dikerken. Bangır bangır bağıran Noel ya da yılbaşı temalı dikiş bitti ve karşısına geçip seyrettim ve belki de ne hayallere daldım, komiğim yani:)
Detayları her zamanki gibi:
Herkese sevdikleriyle birlikte nice güzel bayramlar diliyorum. Trafik kazalarından, felaketlerden uzak, hayvan eziyetinin sergilenmediği örnek bir bayram olsun!
Yazının takibinde göreceğiniz ve okuyacaklarınızın bayramla pek alakası olmadığının farkındayım. Kimi zaman insan kendini çocuk gibi hisseder ya -ki zaten bu aslında güzel bir şeydir- ben de kendimi öyle bir heyecana kaptırdım bu şirin önlüğü dikerken. Bangır bangır bağıran Noel ya da yılbaşı temalı dikiş bitti ve karşısına geçip seyrettim ve belki de ne hayallere daldım, komiğim yani:)
Detayları her zamanki gibi:
16 Aralık 2010 Perşembe
Noel Yaklaşırken...
Daha önce sinyallerini verdiğim 'runner' bitti, yerini aldı, lezzetleri birbiriyle yarışan Noel kurabiyeleri ve bisküvileri eşlinde misafirlerini ağırlamaya çoktan başladı.


Her yıl olduğu gibi Noel Baba ve melek de kitaplığımda oturup zamanlarının tadını çıkarıyorlar:
20 Ekim 2010 Çarşamba
Ortaya Karışık, Yaşamın Ta Kendisi
Çöken tembellik bulutlarını kovalamanın tam da sırası...Böyle durumlarda insanın iç çığlığını atıp kendini sarsması gerektiğine inananlardanım. Tembellik kastım tabii ki üretkenlik boyutunda. Yoksa eylül ayı da kapasitemi zorlama derecesindeydi: okulların açılması, gelen-giden misafirler, doğumgünü partileri, yemeler-içmeler vs.derken doldurdum eylül ayını. Geçen ayın en eğlenceli yanı sanırım aşağıdaki pastaları yapmaktı. Oğlumun birinin korsanlı, diğerinin de inşaat temalı pasta siparişlerini itina ile yerine getirmenin mutluluğuydu sanırım bu...

Tüm bu mutlu tantanaları atlattıktan ve kendimle başbaşa kaldıktan sonra içim kıpırdanmaya başladı. Bizim ailenin tek kültürlü olmadığını, "multikulti" olduğumuzu sanırım bloğumu takip edenler kıyısından köşesinden anlamışlardır. Önceliğini 'insan olmak' üzerine kurduğumuz ailemiz, bu durumu çok iyi değerlendirip, ufak tefek zorlukları görmezden gelir, tam tersi tüm güzelliklerin keyfini sürer. Noel de bu keyiflerin en çok yaşandığı zaman dilimi...
Yaklaşan Noel zamanı ile birlikte, daha önce yurtdışından aldığım sadece ortası oval şeklinde kaneviçe, diğer taraflarında dokusunda melekler olan 'runner'ı işleme fikri gündemime düştü. Fotoğraftan da anladığınız gibi bu henüz bir önizleme kıvamında, tamamladığımda huzurunuza bir kez daha çıkacaktır şüphesiz...

Tüm bu mutlu tantanaları atlattıktan ve kendimle başbaşa kaldıktan sonra içim kıpırdanmaya başladı. Bizim ailenin tek kültürlü olmadığını, "multikulti" olduğumuzu sanırım bloğumu takip edenler kıyısından köşesinden anlamışlardır. Önceliğini 'insan olmak' üzerine kurduğumuz ailemiz, bu durumu çok iyi değerlendirip, ufak tefek zorlukları görmezden gelir, tam tersi tüm güzelliklerin keyfini sürer. Noel de bu keyiflerin en çok yaşandığı zaman dilimi...
Yaklaşan Noel zamanı ile birlikte, daha önce yurtdışından aldığım sadece ortası oval şeklinde kaneviçe, diğer taraflarında dokusunda melekler olan 'runner'ı işleme fikri gündemime düştü. Fotoğraftan da anladığınız gibi bu henüz bir önizleme kıvamında, tamamladığımda huzurunuza bir kez daha çıkacaktır şüphesiz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









