Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2018 Salı

Bir Sergi ve bir Kitap Önerisi: 1970`li Yıllarda Hayatımız

Şehrimizdeki en iyi müzelerden biri olan Bursa Kent Müzesi`nde aralık ayından beri şahane bir sergi var: Bursa`da Arabesk Yıllar 
1970`li yılları anlatan sergi elbette sadece Bursa ile sınırlı değil. O yıllarda bizi neler etkiledi, radyodan sonra televizyon hayatımızda neleri değiştirdi, dönemin sanatçıları, dizileri, Bursa ve ülkemizden haber başlıkları ile hem gülümseten hem de duygulandıran bir sergi.
Yaşımdan dolayı benim de birçoğunu hatırladığım o yılların anlatımı, sergiyi annemle gezince daha bir anlamlı hale dönüştü. Bir eşyanın önünde durup "a bu bizde vardı" dediğimiz ya da bir şeyin reklamını görüp cıngılının kulağımızda çınladığı anlar çok oldu.
Sergi, o yılları bilenler için çok anlamlı ve duygu yüklü olsa da bilmeyenlere de ülkemiz tarihinden önemli bir kesit aktarıyor. Çocukluğumdan ufak tefek bazı notları da yazdığım sergi izlenimim umarım size keyifli bir okuma sunar.


30 Kasım 2017 Perşembe

Bursa`nın İlk Fotoğraf Müzesi: Mysia Fotoğraf Müzesi

Bursa`nın ilk fotoğraf müzesinin açıldığını öğrendiğimden beri (açılış tarihi tam olarak 7 Ekim) gitmek için fırsat kolladım. Bu ve benzer haberleri hep iştahım kabararak okuyorum, yeter ki belediyeler bize hep kültürle, sanatla gelsinler...Bu konuda Bursa`da Nilüfer Belediyesi gerçekten örnek.
Bursa`da diyoruz ama müze aslında Bursa`nın bir köyünde, Misi Köyü`nde. Bursa`ya gelince Bursa civarında nereye gidelim diye soranlara Uludağ, Cumalıkızık Köyü, Gölyazı, Tirilye, Misi Köyü diye sayarlar. Şahsen Cumalıkızık mı Misi diye sorsanız Misi derim. Neden diye sormayın, kendimi rahat hissediyorum orda hepsi bu. Sevme nedenlerime bir de Mysia Fotoğaf Müzesi eklendi.

23 Temmuz 2017 Pazar

Bursa`da Yeşil Adreslerden Biri: Gököz Göleti

25 yıldır Bursa`da yaşadığımdan Bursa ve civarında birçok yeri gördüğümü/bildiğimi düşünür(d)üm. Yakın bir arkadaşımız Gököz Göleti`ne gidip, çok etkilenip, döndüğünde bize bahsedene kadar. Haziran ayında bir pazar gününü denk getirip çoluk çocuk hep birlikte nefes almaya gittik.


Böyle doğal kalabilmiş yeşil köşeleri anlatma konusunda kararsız kalıyorum. Bir yandan bu güzellikler bilinsin istiyorum, diğer yandan herkes öğrenirse kalabalık olup bir süre sonra çöplüğe döneceğini düşünüyorum. Ama öğrenmek gerekiyor artık, bir noktada insanların bu doğayı kendi malları gibi kullanmalarına son vermeleri gerekiyor. Ne yazık ki olumsuz örnekler o kadar çok ki! Geldin tadını çıkar, çöpünü de topla giderken bi` zahmet. Haftalık çemkirmemi de yaptığıma göre konuya geri dönebilirim.

24 Ocak 2017 Salı

"Caz Tatili" Başlıyor!

Evet,  bu yıl ikincisi düzenlenen Nilüfer "Caz Tatili" 28 Ocak`ta başlıyor. Birbirinden şahane konserlere tanık olacağımız festival 18 Şubat`a kadar devam ediyor. Bu sürede müzikle, müziğin getirdiği barışla, hoşgörüyle böylesine sarmaş dolaş olmuşken teşekkürlerimiz Bursa`da kültürel etkinliklerin altında imzasını sık görmeye alıştığımız tek belediye olan Nilüfer Belediyesi`ne gidiyor. Binlerce kez teşekkürler! Tüm ülke sanatla, kültürle yoğrulsa ne kavga kalır ne gürültü.

Festivalin adında caz geçmesi sizi ürkütmesin. İyi bir caz müzik dinleyicisi değilim, bu yıl da geçen yıl olduğu gibi listede ilk defa duyduğum isimler var. Bu beni yıldırmıyor, tam tersi müsait olduğum sürece birçok konsere gitmeye çalışıyorum. Biliyorum ki bu kadar iyi müzisyen burnumun dibine her zaman gelmez. Üstelik böyle festivallerde bilet fiyatları da çok uygun oluyor diye ekleme yapayım. 
Tam 25 ₺, indirimli 20 ₺

Detaylı bilgi için: 

2 Şubat 2016 Salı

"İşte Benim Zeki Müren" Bursa`da

Geçtiğimiz yıl "İşte Benim Zeki Müren" Sergisi ile ilgili paylaşılan çok sayıda haber ve blog yazısını imrenerek okumuştum, "keşke, tüh, ah vah" diyerek. İstanbul`dan sonra Ankara, Bodrum, İzmir`e giden sergi bu yıl ayağımıza geldi, 12 Kasım 2015`ten beri Bursa`da. Geçen haftayı fırsat bilip evdeki Zeki Müren hayranlarının sayısı da artınca doğru Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi`nin yolunu tuttuk.

23 Mart 2015 Pazartesi

Eh, Biraz Hayal Kırıklığı: Cumalıkızık!

Bursa`da yaşamanın nimetlerinden biridir, hafta sonu alır başınızı gidersiniz. İster dağa, ister denize, ister dağ köylerinden birine. Misafiriniz geldi mi rota genelde bellidir. Bu rota dahilinde olan köylerden biri de Cumalıkızık`tır.
Cumalıkızık, Uludağ `ın kuzey eteklerinde kurulmuş, beş kızık köyünden ayakta kalmayı başaran 700 yıllık bir Osmanlı köyüdür. Bursa`dan yaklaşık 10  km. uzaklıkta bulunan köy, girişimler sonucu 2014 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi`ne girmiştir. Yaklaşık mevcut olan 270 evden 133 ev tescilli ve restore edilmiştir. 185 hanenin ise bugün bacası tütmektedir. Cumalıkızık için açık hava müzesi desek yanlış olmaz.
Başta da belirttiğim gibi düzenli olmasa da zaman zaman ziyaret ettiğim yerlerden biridir bu köy. Epeydir gitmediğimiz köye bu kez annemin bizi ziyareti bahanesiyle gitmiş olduk.


1 Haziran 2014 Pazar

Bu Daha Başlangıç-Direniş Sergisi

Tam bir sene önce burada "Çapulcu, Ayyaş, Marjinal Blogger Semi`den Selamlar!" demiştim. Üzerinden geçen bir sene boyunca birlikte çok şeye tanıklık ettik. Protestolarda hayatını kaybedenler, yaralananlar, ağızlarından çıkardıklarını kulaklarının ve vicdanlarının asla duymadığı devlet büyüklerinin ifadeleri, adaletin sadece ismini, tapeler, yalanlar, seçim senaryoları... Soma...Unutmadık ve unutmayacağız.
Önceki gün Bursa`da Nilüfer Belediyesi`nde Nazım Hikmet Kültürevi`nde "Bu Daha Başlangıç, Direniş Sergisi" açıldı. Sergiyi bugün ziyaret ettim; sinirlendim, güldüm, gözlerim doldu derken sergiden çıkarken kalbimin sıkıştığını hissettim.
Nazım Hikmet Kültürevi`ne girdiğinizde sizi yerde "bu daha başlangıç" yazısı karşılıyor. Kafanızı kaldırdığınızda dövizlerin asılı olduğunu görüp rengarenk boyanmış merdivenlerden yukarı çıkıyorsunuz. Penguen belgeseli unutulmamış, önünde ziyaretçi defteri...











Ve serginin üst katı...Kayıplarımız...Gencecik insanlar...Burda söyleyecek bir şey yok artık, gözler dolu...

Direniş Sergisi için başta fotoğrafçı Kemal Aslan`a ve serginin küratörü Atilla Durak`a sonsuz teşekkürler. Ve elbette Nilüfer Belediye Başkanı sayın Mustafa Bozbey ve Nilüfer Sanat çalışanları... Sergi açılışında sayın Bozbey şöyle dedi:
“Tarihimize Gezi Direnişi olarak geçen, uzun yıllar belleklerden silinmeyeceğini düşündüğüm ve yalnızca ağaç kurtarmak değil, ‘demokrasi ve özgürlük mücadelesi’ olarak baktığım olayların yıl dönümünde, böylesine anlamlı bir buluşmaya Nilüfer Belediyesi olarak ev sahipliği yapmaktan büyük onur duyuyorum.”
Biz de Nilüfer`de yaşamaktan ve böyle "insan" bir belediye başkanımız olduğundan dolayı gururluyuz.

30 Mayıs 2014 Cuma

Bursalı Bir Ağız Tadı: "Süt Helvası"


Bursalı olmasam da uzun yılların etkisiyle burdaki yerel tatlara da alıştım denebilir. İskender Kebap, Pideli Köfte, Cantık, Tahinli Pide, Cevizli Lokum, Kestane Şekeri...liste uzun ve bunlardan biri de Süt Helvası. Diğer adı da "Düğün Helvası" ya da "Bursa Helvası". Bilmeyenler için söyleyelim, adında helva geçse de bildiğimiz helva aklınıza gelmesin. Daha çok fırınlanmış muhallebi. Aslında görüntünün çok iştah açıcı olduğunu iddia edemem, restoranlarda tepsi içinden tabaklara servis yapılıyor ve sıcak yeniyor. Fındık ve tarçını da unutmamak lazım.
Tarif basit, içindekiler her evde bulunabilecek malzemeler.

1/2 lt. süt
100 gr. tereyağ veya margarin
3-4 adet damla sakızı (tercihe bağlı, normalde çam fıstığı)
4 yemek kaşığı un
7-8 yemek kaşığı şeker
1/2 paket vanilya
Fındık veya ceviz
Tarçın

Dövülmüş damla sakızı ve sütü bir tencerede kısık ateşte yavaş yavaş ısıtıyoruz. Diğer tarafta unu terayağında hafif sararana kadar kavuruyoruz. Sütü yavaş yavaş kavrulan una yediriyoruz, bu arada  topak topak olmaması için biraz çaba harcıyoruz. Muhallebimiz koyulaşmaya başlayında şeker ve vanilya da ekliyoruz. Biraz daha karıştırıp fırına dayanıklı bir kaba boşaltıyoruz. Önceden ısıtılan fırında 200 derecede üstü biraz kızarana kadar pişiriyoruz. Üzerini fındık ya da cevizle süsleyip sıcak servis yapıyoruz. Damla sakızı yerine en bilinen şekliyle kavurma esnasında çam fıstığı eklenebilir.
Yapımı bu kadar basit, bu kadar da lezzetli. Afiyet olsun!

29 Ocak 2014 Çarşamba

Bursa Kent Müzesi


Bursa Kent Müzesi`ne gitmeyeli uzun yıllar olmasa da epey bir süre geçti. Bir şehrin müzeleri bence turistlerden çok o şehirde yaşayanların ziyaret etmesi ve sahip çıkması gereken mekânlarıdır. Ne yazık ki ülkemizde durum böyle olmadığı gibi sık duyduğumuz muhabbet konusu da şudur: "ya falanca ülkede bilmem ne müzesi var, pek güzel! Niye bizde yok ki böyle yerler?" Peh peh peh...Biz mevcut olan müzelere dahi gitmediğimiz ve sahiplenmediğimiz için olabilir mi acaba! Kaldı ki bizde müze giriş ücretleri çok makul bir seviyede. Tamam AVM`ler iş yapmasın demiyoruz, sadece biraz da yaşadığımız şehrin müzelerine uğrayalım diyoruz:)

Bu serzenişten sonra size biraz da Bursa Kent Müzesi`nden bahsetmek istiyorum. Benim gözümde Bursa`daki en iyi müze konumunda, tam anlamıyla bir şehir müzesi. (1926 yılında inşa edilen bu bina 1999 yılına kadar adliye binası olarak kullanılır. Adliyenin taşınmasıyla boşalan bina restore edilip 2004 yılında Bursa Kent Müzesi olarak ziyarete açılır.)


Bursa`nın 7000 yıllık bir dönemde geçirdiği değişim ve dönüşümlerin sergilendiği müze bodrum ve iki kattan oluşuyor.


Bursa`da yaşamış olan altı Osmanlı padişahının balmumu heykelinin yanısıra, Bursa`nın göç haritası, hamam kültürü, Karagöz Hacivat ve ipekçilik gibi pek çok konuda bilgi edinmek mümkün.


Bursa`da yetişmiş sanatçılar da unutulmamış; yaşam öykülerini okuyabilir, müzeye bağışlanan bazı kişisel eşyalarını görebilirsiniz. Mesela Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Yıldırım Gürses gibi.


Doğrusunu söylemek gerekirse çocukların (ve benim de) en çok sevdiği bölüm müzenin bodrum katında yer alan "Tarihi Esnaf Sokağı". Burada Bursa`nın geleneksel ticaret hayatını öğrenmek mümkün. Nalbant, semerci, yemenici, bıçakçı, sepetçi, marangoz, şekerci, kebapçı derken o dönemlere dalıp gidiyorsunuz.


Müzedeki tüm koridorlar aynı zamanda geçici sergi yerleri. Yani tekrar uğramakta fayda var. Mesela şu sıralar "Bosna´dan Bursa´ya Çengiç Beyleri" sergisi görülebilir. (01.09.2014 tarihine kadar)



Bursa Kent Müzesi bu anlatmaya çalıştıklarımdan çok daha fazlası elbette. İlgi alanınıza göre bazı bölümler belki sizin daha çok dikkatinizi çekecektir. Son olarak diyeceğim o ki; Bursa`da yaşayanlar veya yolu Bursa`ya düşenler...Bursa Kent Müzesi`ni ziyaret etmeyi unutmayın. Bu tarih size başka bir bakış açısı katacaktır şüphesiz.

Bursa Kent Müzesi ile ilgili detaylı bilgi için: http://www.bursakentmuzesi.com/
Adres: Hocaalizade Mh. Atatürk Caddesi, No:8 16020 Heykel  Osmangazi / BURSA
Tel: 0 224 220 26 26
Pazartesi hariç her gün 9.30-17.30 saatleri arası açıktır.

Son olarak Bursa Kent Müzesi`nin aynı zamanda 'engelsiz alan' olarak hizmet verdiğini hatırlatayım.

İlk fotoğraf  için kaynak: bursa.com.tr, diğerleri bana aittir.

31 Ekim 2013 Perşembe

#durduk

Bu sene Cumhuriyetimizin 90.yılı hafızamızda bambaşka duygularla yerini aldı. Evet, durduk biz! Saatlerce süren bekleyişi, yorgunluğu...hepsini bir kenara bırakın, tarifi inanılmaz! Bir ağızdan İstiklal Marşı`nı, andımızı söylemek tüyleri diken diken, gözleri dolu dolu olmak, aynı zamanda tarihe yazılacak bir rekorun parçası olmak... Tüm duyguları yaşadık dün.


Eğri oturup doğru konuşalım; ülkemizde genelde organizasyon işi dendiği zaman orada bir düşünmek lazım. Çok mükemmel şekilde becerebildiğimiz bir konu değildir bu işler. Dahil olduğum organizasyonlar dahil şimdiye kadar olmadık terslikler yaşandığına tanık oldum. Demem o ki, dün terslikler yaşanmadığı gibi her şeyin (bize yansıyan kısmı) tıkır tıkır işlediği bir organizasyon oldu. Sadece Bursa`dan değil, Türkiye`nin farklı şehirlerinden gelen herkes çıkarsız ve gönülden katıldı. Özel yapan durumlardan biri de buydu bence.
Ben, uzun ve bitmek bilmeyen sırada bekleyip son anda içeri girebilen şanslılardan biriyim. O sevinçle elime nasıl giriş kartını aldım hatırlamıyorum.


Durmamız gereken yerler gördüğünüz gibi önceden bu şekilde belliydi. Gene aynı şekilde durduğumuz tüm alan minik levhalarla yerler belirtilmek üzere işaretlenmişti.



Yerlerimizi göstermek üzere zaten her parsel için ayrı bir görevli vardı. Karışıklık olmadı, herkes güzel laf dinledi bu arada:)


Helikopter çekimleri için 15-20 dk kadar durduk, arkasından siyah giyenler siyah, imza kısmını oluşturan kırmızılar da kırmızı kartonları yukarı kaldırarak tekrar 15 dk.kadar daha durduk.


İşte tam bu harika sonuç içindi; saatlerce beklemek, yorgunluk... Her şeye değer!!! 5.990 kişi bir rekora imza attık...Müthiş bir ekip sayesinde! Proje lideri reklam fotoğrafçısı Cumhur Aygün`e gönülden teşekkürler... Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey`e, orada olup müzikleriyle de destek veren sanatçılar Can Gox, İrem Candar ve Fondip grubuna ve tabii ki özel olarak bestelenen "Ses" eseri için Fazıl Say`a sonsuz teşekkürler. Tüm proje ekibi hakkında ve başka detaylar için lütfen www.duruyoruz.org`u ziyaret edin. 
Dün üç farklı kutlamaya katıldım, daha niceleri olsun. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!


Fotoğraflardan bazıları #duruyoruz sosyal medya hesaplarından alınmıştır.

1 Ekim 2013 Salı

#duruyoruz

Hatırlayanlarınız vardır mutlaka. 10 Kasım 2012 yılında İzmir Konak Belediyesi fotoğraf sanatçısı Cumhur Aygün ve ekibi Türkiye`de ilk kez kullanılan, özel bir panaromik çekim teknolojisi olan GigaPan ile tek bir karede görüntü alarak önemli bir ilke imza atmış, tarihe geçmişlerdi. Cumhuriyet Meydanı`nı dolduran 2.400 kişi ile Atatürk portresi oluşturulmuş ve yaklaşık 200 metre yukarıdan fotoğraflanarak bu tablo ölümsüzleştirilmişti.

Bu kez Cumhur Aygün ve proje ekibi 29 Ekim 2013`te, Cumhuriyet`in 90.yılında, Bursa Nilüfer Belediyesi`nin desteği ve tüm Türkiye`den 5.990 gönüllünün katılımıyla dünya rekoru kırmayı hedefliyorlar. Proje hakkında bilgi, kimler katılabilir, nerde, nasıl gibi sorularınız için lütfen www.duruyoruz.org

Cumhur Aygün ve tüm proje ekibinin başarılı olacağından hiç kuşkumuz yok.

Biz ordayız, sizleri de bekleriz Bursa`ya...


10 Şubat 2013 Pazar

Feysbuka mı Goycen?


Boynuma makineyi asıp çarşı-pazar gezmeyeli çok zaman olmuş. Duruma ek güzel bir bahanem de hazır: annemi gezdirmek!
Yaşadığım şehri senede en az birkaç kez turistik muhabbetle gezdirdiğimden de olsa gerek takip ettiğim, pek de değişmeyen klasik bir rota var zaten yıllardır. Değişmesin de, ben memnunum, şikayet eden de yok:))
İlk durak olan Koza Han`daki renk cümbüşü bizi mest ederken, kahve molası vermeyi de ihmal etmedik. 1491`de yaptırılan ve eskiden ipek böceği kozalarının satışının yapıldığı Koza Han, bugünlerde hala ipek dendiğinde akla ilk gelen yer. İpek kaldı mı, "%100 silk" yazanların hepsi doğru mu, hepsi turistik palavra mı derseniz haklısınız. Ya güvendiğiniz bir satıcınız olacak ya da yanınızda bu işten anlayan biri:) Aksi halde elinizde bir torba dolusu "hiç" ile çıkarsınız oradan:)


Ne alacağımı unuttuğum, gerekli mi/gereksiz mi olduğunu idrak edemeden bir şeyler alıp çıktığım yerlerin başında sanırım manifaturacılar ve tuhafiyeciler geliyor. Bir de kadınları ayakkabı mağazalarında kaybolur zannederler, büyük yalan! Ya da hepimiz için söylemeyin böyle şeyler, tuhafiyecide dantellerin, düğmelerin, ipliklerin içinde kendinden geçenler de var yahu:))


Pazara gitmeyi sevmemin birkaç nedeni var: 
Her şeyden önce gözüm doyuyor, çeşit bol, satıcılarla sınırsız muhabbet ve pazarlık var:)
Bir de boynunuzda vücudunuzun yarısını kaplayan bir makine ile geziyorsanız (yok yok makine o kadar büyük değil, ben minyonum:)) laf atanlar, bizi de çek diyenler, helloooo diye seslenenler bitmez:)
"Kabakçı" amca gibi. Turistlerden fotoğraf çekimi için para alması dışında fazla muhabbet etmedi ama fotoğraf çektiğimi görünce "Feysbuka mı goycen?" diye patlatıverdi!!!!  Ah be amca her yere goycem sadece feysbuka mı!


Günlerden 'bir başka gün'


Ve menüde Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi var.
Eski bir ipek fabrikasının TOFAŞ tarafından restore edilmesiyle Bursa`ya kazandırılan müze 28 haziran 2002`den beri ziyarete açık, giriş ücretsiz. (bkz. Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi)
Anadolu arabalarının en eskisi 2600 sene öncesine dayanıyor ve bir tekerlekten yola çıkılan müzede at arabası, fayton imalatı, farklı yörelere ait öküz arabaları, ustalıklar, o dönemin işçilikleri ve TOFAŞ tarafından üretilen motorlu araçlarla son buluyor. İlk gördüğümüz model ise tahmin edeceğiniz gibi 1971 model Murat124! Önünde saygı duruşu yapmak lazım, ne anılar ne anılar...


Bir yemek molasından sonra son zamanlarda turlama programına aldığımız Hünkar Köşkü`ne uğradık. Abdülmecit döneminde av köşkü olarak yaptırılmış, Atatürk de Bursa ziyaretlerinde Hünkar Köşkü`nde kalmış. 2003 yılından beri müze olarak hizmette, girişin ücretsiz olduğu köşk rehber eşliğinde gezilebiliyor. Atatürk`ün kaldığı oda, çalışma odası, manevi kızlarının kaldığı odaları görmek ve bahçesinden Bursa manzarası izlemek mümkün. (sadece beton görseniz de) İç mekanda fotoğraf çekimi yasak.


Bursa denince akla gelen yerlerden biri de İnkaya Çınarı. Türkiye`nin en yaşlı ağacı olan Çınar 600 yıllık! Görmeye değer, altında bir kahve içmeye değer... Böyle yerlerde nedense hep bir keşke var bende. Doğru dürüst işletilse, hoş bir ortam yaratılabilse diye düşünürüm. Daha temiz ortamda, daha güzel bir servis sunulsa, aynı zamanda otantik hava da korunsa. Çok mu zordur? Yakınındaki turistik eşya kısmında Çin malı görmesek mesela nasıl olur? Lekeli/sigara deliği olmayan bir örtü serili olsa, kahvenin yanında plastik su gelmese, daha güler yüzlü olunsa gibi şeylerin parayla çok alakalı olduğunu düşünmem hiç. Kaldı ki kötü kazandıklarını düşünmüyorum, bu mantık basit aslında: "bu insanlar nasıl olsa geliyor, kendimi neden yorayım."


Güzel bir gün geçirmiş, gezip tozmuş, nefis yemekler yemiş (hatta hafif abartmış) Semi`nin en sonunda şımardığının ispatıdır bu kareler:)

11 Ocak 2013 Cuma

Kendimizi Bilime Verelim Dedik

Farkındayım; bir "bana müsaade" dedim, kayboldum ortalıktan.
Bunun süresi var mıdır, yani "bir bana müsaade" kaç gün eder bilen var mı?
Bakalım düşünme-yazma kabiliyetim yerinde mi, şöyle bir açılış olsun bu post:)

2012`den kalan hesapları kapatmalı ilk olarak deyip yılın sonuna doğru açılan Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi`ne yolumuzu düşürdük. Sadece çocuklar için diye düşünmek böyle merkezler için yazık olur. Bilmediklerimiz ya da yıllar önce ders kitaplarında okuyup unuttuklarımızı hatırlamak veya bilimi takip etmek için bizlere de sunulmuş bir fırsat!


Hangi konu başlıkları var ve nelere cevaplar bulabiliriz bir bakalım: 
  • Göz-Yanılsamalar
  • Renk-Işık
  • Haberleşme-İletişim
  • Enerji-Isı
  • Ses
  • Elektrik-Elektronik-Manyetizma
  • Hava
  • Matematik Geometri
  • Su
  • Yenilebilir Enerji
  • Uzay-Astronomi
  • Tabiat-Jeoloji
  • Biyoloji
  • Mekanik
Hortum nasıl oluşur, gölgemizin rengi var mı, su nasıl yağmur suyundan içme suyuna geçer, rüzgar jenaratörü nasıl çalışır, şimşek nasıl çakar gibi sürekli hayatımızda olan pek çok soruyu 14 farklı alan ve 150`den fazla deney düzeneğinden faydalanıp kelimenin tam anlamıyla eğlenerek öğreniyoruz.


Burası bir müze olmadığından tüm deneyleri elleyerek, adı üstünde deniyoruz:) Eğer her deneyi açıklayan görevli gençlerden biri yoksa yanınızda deneylerin yanındaki açıklamaları okumak şart, ancak o zaman anlamlı hale geliyor. (Benim gördüğüm açıklayan biri yoksa birçok çocuk okumuyor, rastgele kurcalamaya çalışıyor.)
Deney düzeneklerinin arasında gezerken aynı zamanda dünyadan ve bizden müthiş icatlar yapmış bilim adamlarının hayat hikayelerini de okuyabilirsiniz.
Birçoğumuzun zamanında anne-babasından çok sık duyduğu söz ise merkezin duvarına şöyle yansımış:

 "Başımıza icat çıkarın..." 

'İcat çıkarmak' sözünü TDK şöyle açıklar: 1. Hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek. 2.Yadırganan bir yol tutmak.  3. Ortaya gereği olmayan bir sorun atmak.
(yani aslında fena bir şey de değil, 1.anlamını görmezsek sürüden ayrıl, sorgula diyor özetle:))

Sanırım benimkilerin her an bir şey icat etmeleri kaçınılmaz! Sürekli iş üstündeler, kurcalamaya programlamışlar kendilerini:)) Olur da bir şey icat ederlerse icat sahibinin gururlu annesi olarak söz, yazarım buradan:))


Su bölümünde yağmur suyundan içme suyuna doğru bir takım deneyler vardı. Biraz ıslak bir bölümdü haliyle ama sonuçta suyun içine falan girmeniz istenmiyor:) Hepi topu kovayla su döküp pompalıyorsunuz. Oraya gelen çocuklardan biri hevesle deneylerden birine yöneldiği sırada arkadan bir anne sesi "oğlum ıslanacaksın şimdi, gel buraya" diye bağırdı:) Oo, birileri geldiği mekanı hiç anlamamış anlaşılan:))

Gelelim gitmek isteyenler için adres bilgilerine:

Şu anda Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi`nde, Teksil Müzesi`nin üst katında. Şu anda dememin sebebi bu yıl içinde 12.000 m²`lik yeni yerleri tamamlandığında taşınacak olmalarından. Planetaryum, 3 boyutlu sinema, dış alan su parkuru, simülatörler gibi alanlarla kapsamı daha da genişleyecek.
Detaylı bilgi için bkn. Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi

22 Ekim 2012 Pazartesi

Yarı Güncel, Yarı Hörgüç

Bir önceki postun tarihine baktım, YUH dedim sesli olarak. Mazeretlerim var elbet; öyleydi, böyleydi, şöyleydi...Kabul, "iyi bir blogger nasıl olmalı" tarzı dönem yazılarına göre durumum pek parlak değil, örnek blogger hiç değilim:) İddia da fışkırmıyor her yerimden; kasmıyorum kendimi, onu şöyle yazmalı, bunu da bilmem ne yapmalı, haftada X sıklıkla olmalı, takla atıp bir de amuda kalkmalı...
Takılmıyorum böyle şeylere, dikkate aldığım birkaç husus var hepsi bu: yazı yazarken özenli olmak, hiç olmazsa ortalama bir fotoğraf kalitesini tutturmak. İçerik mi? O kendiliğinden geliyorum diyor zaten:)

Bir nevi öyle diyelim

Etrafında 'ecnebi' birileri olan herkes bilir; artık bir kültür elçisi olursunuz, ülkeniz ve diliniz hakkında her şeyi bilmeniz şarttır, nedenleri/niçinleri cevaplamanız beklenir sizden, kendinizin bile bunca zamandır farkına varmadığı şeyler birden soru şeklinde karşınızda 'gulyabani' gibi durur...Hele ki bu ülke Türkiye ise işiniz daha zordur belki de. Paradokslar ülkesi, her yerinden başka bir kültür fışkıran, batılı ama oryantal (ya da tersi), doğrusu/yanlışı belli olmayan, günü kurtaran çözümlerin başrolü kaptığı, sıcak insanların yaşadığı (bilmediği yolu bile tarif edecek kadar sevecen hatta), sürprizlerle dolu, dinamiği hiç eksik olmayan....gibi ne ifadeler kullanılır daha...Ben alışkınım tüm sorulara, genelde gardımı alır beklerim:)
Bazen yarım-yanlış bilgilerle karşılaşırsınız, bu belki de en kötüsüdür. Hiç bilmeyen birine anlatmak çok daha zevklidir, kolaydır ama iş biraz bilen ve o bildiğini de aslında yanlış bilen biriyse işiniz çok zor. Ön yargı dediğimiz şey devredeyse Einstein`ı anmaktan başka artık yapacak bir şey kalmamıştır.
Sözü geçen ziyaretçileriniz, dostlarınız belli bir yaşın üstündeyse bir bakarsınız kendinizi bazen bir film karesinde bulursunuz, ki hiç tavsiye etmem:)

Sadet mi?

Misafirler buralara ilk kez gelmediğinden ve görülebilecek tüm tarihi ve turistik yapıları, çarşı-pazarı gezdiğinden görmedikleri yerler öncelik kazandı.

Yolumuz Merinos`tan geçti:
Bir dönem faaliyet gösteren Merinos İplik Fabrikası`nın enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş olan tesis artık eylül ayından beri Enerji Müzesi olarak halka açık. Fabrikanın aktif olduğu dönemle ilgili birçok bilgiye sahip olabileceğiniz gibi, elektrikli motorla çalışan otomobil, rüzgar enerjisi, o dönemde kullanılan radyo, tv, çamaşır makineleri, pikap vs. sergilendiği bölümlerin de olduğu müze detaylarıyla birlikte özenle hazırlanmış. (Açıklamaların sadece Türkçe yazılması tek kusuru olsun.) Giriş ücretsiz, umarım çok sayıda ziyaretçi çeker diyerek oradan ayrılıp gene aynı yerde olan Türkiye`nin ilk Tekstil Sanayi Müzesi`ne geçtik.


Açılışını Atatürk`ün yaptığı Merinos Fabrikası, aynı zamanda Atatürk`ün yaptığı son açılış (02.02.1938) olma özelliği taşıyor. 7 bin metrekarelik alanda oluşturulan Türkiye`nin ilk Tekstil Sanayi Müzesi, faaliyette bulunduğu süre boyunca toplam 18 bin kişiye istihdam sağlayan Merinos`un önemli sanayi taşlarından biri olarak dönemi çok iyi anlatıyor. Yünün işlenmesinden, iplik haline gelmesi ve konfeksiyon olarak sunulmasına kadar her aşamanın anlatıldığı müze, aynı zamanda pek çok anıyla dolu.


Gezerken, o havayı koklarken, Türkiye için ne kadar önemli bir sanayi adımı olduğunu çok net anlayıp, neden Cumhuriyet tarihinin sembol işletmelerinden biri olduğuna tanıklık ediyorsunuz. Sadece üretimle değil, sosyal yaşamıyla, spor kulüpleriyle tüm bölgeye katkı sağlayan Merinos`un tarihine yakından bakmak isteyenler yollarını bir şekilde Bursa`ya düşürsünler...
Son zamanlarda böyle özenli, detaylı hazırlanmış müzeler görünce seviniyorum. Genel sıkıntı buraları yaşatmak, güncel kılmak. Bu da bizlerin müzelere gitmesiyle mümkün, ne yazık ki gezerken çoğu kez sadece okul gruplarını görebiliyoruz. Mevsim itibari ile dışarılarda daha az gezilecek madem, etrafınızdaki müzelere gidin, sergileri kaçırmayın diye de mesajımızı verelim:)
Gezme-görme işini şimdilik burada bırakıp başka sulara akıyorum:)

Biraz da hörgüçten

Şu eylül-ekim aylarına neler sığdı neler...Kaç doğum günü, kaç misafir, kaç yemek, kaç gezip tozma, kaç film...Bitmedi, bitmesin de zaten:) Arada kaçıp kendimi de oyalamadım değil:) Basit şeyler, çok uzun vakit ayırmadığım, çabucak sonuç alınabilen.
Çocukların küçülen kalemlerine uzun zamandır el koyuyorum hep. Öyle ya da böyle çöpe atmak içime sinmiyor.
Örnekleri çok sağda solda, neler yapıldığı, nasıl yapıldığı...Kısaca şu: Küçülmüş kalemler biraz daha düzgün olsun diye açılır, ince uçlu bir matkapla delinir. Gerisi nasıl isterseniz öyle:)
Uçlardan cilde renk bulaşmasın diye yakında bulunan yapıştırıcıyla ince bir tabaka sürdüm bu arada. (başka bir şey de kullanılabilir.) Böyle çalışmalar benim için olası şeyler, daha önce pastelleri de değerlendirmiştim. (bkz.Pastellerin Kalpli Sonu) Aranızda başka fikir sahipleri varsa seve seve kabul, yapmayı deneriz ev halkıyla:)
Sevdiklerinizle birlikte, gönlünüzce bir Kurban Bayramı geçirmenizi diliyorum. Sonrasında Cumhuriyet Bayramı`nı da coşkuyla kutlamayı unutmayalım...