16 Ocak 2018 Salı

Bir Sergi ve bir Kitap Önerisi: 1970`li Yıllarda Hayatımız


Şehrimizdeki en iyi müzelerden biri olan Bursa Kent Müzesi`nde aralık ayından beri şahane bir sergi var: Bursa`da Arabesk Yıllar 
1970`li yılları anlatan sergi elbette sadece Bursa ile sınırlı değil. O yıllarda bizi neler etkiledi, radyodan sonra televizyon hayatımızda neleri değiştirdi, dönemin sanatçıları, dizileri, Bursa ve ülkemizden haber başlıkları ile hem gülümseten hem de duygulandıran bir sergi.
Yaşımdan dolayı benim de birçoğunu hatırladığım o yılların anlatımı, sergiyi annemle gezince daha bir anlamlı hale dönüştü. Bir eşyanın önünde durup "a bu bizde vardı" dediğimiz ya da bir şeyin reklamını görüp cıngılının kulağımızda çınladığı anlar çok oldu.
Sergi, o yılları bilenler için çok anlamlı ve duygu yüklü olsa da bilmeyenlere de ülkemiz tarihinden önemli bir kesit aktarıyor. Çocukluğumdan ufak tefek bazı notları da yazdığım sergi izlenimim umarım size keyifli bir okuma sunar.



Çocukluğumda herkes gün yaptığından annemle birlikte güne gitmişliğim çoktur. Bu bazen apartman günü olurdu, bazen de arkadaş günü. Çoğu teyzenin elinde dantel ya da örgü olurdu, modeller paylaşılır, pasta, kek, kurabiye tarifleri konuşulur, kimi zaman kağıda yazılıp verilirdi. Bizim evde de tariflerin yazılı olduğu bir defter bulunurdu, eline aldığında içinden küçük kağıtlar düşerdi hep: "Birsen Hanım`ın elmalı kurabiyesi", "Ayşe Hanım`ın çaylı keki"


Bursalı olmadığımdan çocukluğumun Bursa yıllarını bilmiyorum. Ancak benzer şeylerdi tabii. Ucundan kıyısından hatırladığım mahalle bakkalının önünde girdiğimiz sıraydı. Ben şanslıydım ki, çoğunlukla ablamlar üstlenirdi bu görevi. Onlar mola verdiğinde evin en küçüğü olarak beni koyarlardı sıraya.


Bu zigon sehpaları tüm evlerde görmek mümkündü. Eve gelen her misafirin önüne çıkarılıp konurdu. Misafirin çayı bittiği an doldurulurdu, içmek istemeyenler çay kaşığını çay bardağının üzerine koyardı. Evin küçüğü olarak misafire çay koymuşluğum sayısız. Annem kenarda oturur (eğer kalabalık misafir gelmişse koltuklarda yer olmaz, ev sahibi sandalyede otururdu) misafirin çayı bittiği gibi gözüyle işaret ederdi.
Akşamları ailece görüştüğümüz eşli misafirler gelirdi. Yine sehpalar çıkardı ortaya. Orta sehpadaki dantelin üzerindeki cam kâsenin içinde annemler içmediği halde misafir için birkaç çeşit sigara bulundururdu. Çay, kahve ikramı yapılır, bir de misafire sigara tutulurdu. O çocuk kafamla ben eve gelen misafirin sigara içmesini çok isterdim, çünkü sigarayı bana yaktırmaları çok hoşuma gidiyordu.
Bi`düşünün; eskiden sigara içilmeyen evlerde bile ikram olsun diye misafir için sigara bulundururken günümüzde sigara içen misafiri evden kovalıyoruz, ancak balkonda içmesine izin veriyoruz. Sigaranın geldiği nokta:)

Misafirler gidince zigon sehpaların üstü hafif nemli bir bezle silinir, yine iç içe konur ve salondaki köşeye yerleştirilirdi. Aman üzerindeki danteli unutmayalım!


Çocukluğumdan kalan bir para koleksiyonum var. Hatırlarsanız o dönemler koleksiyon yapmak çok yaygındı. Benim para koleksiyonundan başka kartpostal koleksiyonum, peçete koleksiyonum, sonraları bir de silgi koleksiyonum oldu. Bunlara babamdan kalan pul koleksiyonu da eklendi. Ne güzel ki hepsi hâlâ bende duruyor. O zamanlar güzel bir peçete bulmak zordu, çoğunlukla düz renklerdi ve inceydi. Katlı peçete sonraları çıktı. Yaz tatilleri çok verimli olurdu. Lokantaların kendi isimlerinin basılı olduğu peçeteler favorimdi. Onları kesinlikle alırdım, hem tatil hatırası hem de koleksiyonum için. Apartmandaki komşular da bilirdi, gittikleri yerlerden koleksiyonum için peçete getirirlerdi. Ay ne mutlu olurdum! Şimdiki çocukları peçete ile mutlu edebilir misin?


Kimin evinde yoktu ki! Ho ho ho Hoover, süpürür döver, her yeri temizleyen, Hoover Hoover, Hoover! Geldi mi melodisi kulağınıza?




O yıllar gerçekten evlerde dantel hep başroldeydi. Koltuk üzeri, masa-sehpa üzeri, televizyon, radyo.... Dantel koymadığımız bir yer var mıydı hatırlamıyorum:) En saçma olanı sanırım oturduğun koltuğun kol kısımlarına ve arkasına dantel koymaktı. Hoş, televizyon ve radyo üzerine koymak da çok mantıklı değil sanki:) Ben bu dantel konusuyla ilgili daha önce bir şeyler yazmıştım, hatta en çok yorum aldığım ve beğenilen yazılardan biri: Metamorfoz Danteller. 



Yeşilçam filmleriyle ilgili eminim herkesin söyleyecek çok şeyi var. O yılları, o samimiyeti, saflığı nerde buluruz! Bu sebeple çocukluk kahramanlarımızı ne zaman uğurlasak içimizden de çok şeyi alıp götürdüğünü hissediyoruz. Hepsi nur içinde yatsınlar, bizlere eşi benzeri olmayan filmler bıraktılar.




Bursa`da Arabesk Yıllar sergisi kısaca böyle. Bursa`da yaşayanlar, Bursa`ya yolu düşenler; Bursa Kent Müzesi`ni görün mutlaka, sergi de cabası. Sergiyi kaçırdım diye üzülmeyin, bütün yıl boyunca ziyarete açık. 

1970`li yıllarla duygusal bir bağınız varsa tıpkı bu sergi gibi size bir de kitap önerim olacak. Ayfer Tunç imzalı 2001 basımı kitap bir harika! Kitabın adı: Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek 
494 sayfalık kitap ne mi anlatıyor? Okurken resmen o yıllara ışılandığımız, adından da anlaşıldığı gibi 1970`li yıllardaki hayatımızı anlatıyor. İşte bu. 


"60`ları bilemem, ama 70`ler çocuk olmanın en güzel tarafı, özgürlük duygusuydu. Gerçi bunun anlamını bilmiyorduk, çünkü bütün arsalar, bahçeler, sokaklar, parklar, deniz kenarları bizimdi. İstediğimiz zaman gider, oynar, gelirdik. Bunun bir tür çocuk özgürlüğü olduğunu, arsalar ve yangın yerleri binalarla dolduktan, geniş, serin bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan, sokaklar arabaların egemenliğine terk edildikten sonra, büyüyünce anladık. Meğer şanslıymışız, çünkü özgürmüşüz." 

Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
sayfa 22

23 Aralık 2017 Cumartesi

Çekiliş Zamanı

Yılın sonu geldi malum. Değişen bir şey yok aslında ama aralık ayını hep heyecanlı bulurum. Evin havası değişiverir, ufak tefek hediyeler düşünülür, kurabiyeler, kekler yapılır... Güzeldir işte, bazen nedensiz mutlulukların suratında bıraktığı şapşal ifade gibi.
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bu heyecanlı ayı bir de çekilişle taçlandırayım diye sizler için iki hediye seçeneği düşündüm. Biri elbette yine kitap, diğeri ise beni tanıyanların veya takip edenlerin yakından bildiği gibi kendi diktiğim bir "mutlu eller" çantası...


Kitabımızın adı "Böyle mi Olacaktı?" Orjinal adı: It Ended Badly. Kitap, kapağında da yazdığı gibi tarihte iz bırakan 13 ayrılık hikayesi anlatıyor, öyle bildiğimiz gibi ayrılmalar değil tabii. Gayet fena.
"Çok, çok, çok sevdiğiniz eski sevgilinizin ardından yanaklarınızdan süzülen yaşlarla yatağınıza uzanıyorsanız durumla bu kadar iyi başa çıktığınız için kendinizi tebrik etmelisiniz. Çok daha fenasını yapıyor olabilirdiniz. Çok daha fenasını. Eski sevgilinizin kellesini alıyor, hiç tanımadığınız tipleri hadım ediyor veya bir şişme bebekle yeni bir hayata yelken açıyor olabilirdiniz. Siz bir kahramansınız."

11 Aralık 2017 Pazartesi

Nihayet Nar Ekşisi Yaptım!

Yılbaşı ile ilgili bir şeyler mi yazsam yoksa ufak bir yıl sonu hediye çekilişi mi düzenlesem derken uzun zamandır bekleyen bahçedeki narlar bu kez sırayı kaptı. Uzun zamandır diyorum ya şaka değil, her sene bu mevsim narlarla göz göze gelip üşengeçliğimden kalkıp bir türlü nar ekşisi yapmadım. Epey ekşi olmasından dolayı bir oturuşta fazla yenmediğinden bugüne kadar sadece salatalarda kullandım ve eşe dosta dağıttım. Herkesten gelen "nar ekşisi yapsana" önerilerini ise ciddiye aldım ama yine de bir şey yapmadım. Yıllar yılları böyle kovaladı ve insanın gözü bir kere korktu mu saçma bir şekilde daha da büyütüyor her şeyi.
Bu yıl kafamdaki anlamsız zorluklara veda edip "el mi yaman bey mi yaman" deyip attım kendimi mutfağa. Nar ekşisinin nasıl yapıldığını hep duyuyordum da yine de rahat edemedim, araştırdım. Narların suyunu çıkarıp kaynatıyorsun, kaynatıyorsun, kaynatıyorsun, kaynatıyorsun.... olayımız bu. Kıvamlansın diye içine şeker ekleyenleri de okudum, "e o zaman nar ekşisini evde yapmamın bir anlamı yok" dedim içimden. Maksat doğalını yapmaksa rafine şekerin ne işi var içinde! Varsın daha cıvık olsun, benim için hiçbir sakıncası yok.