geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2021 Çarşamba

Kâğıdın "Ev Usulü" Geri Dönüşümü

Uzun süredir evde nasıl geri dönüştürerek kağıt yaparım diye araştırıyordum. (çünkü işsizlik) Çok kez malzeme listesi görüp ya da ilgili videoları izleyip "bununla uğraşılmaz" deyip vazgeçtim. Bazen malzemeleri tedarik edip başlayayım dedim ama elim gitmedi bir türlü. Geçen ay bir şey oldu, sıradan bir günde tekrar aklıma düştü. "Yapar mıyım, yaparım yaaa" deyip kendi kendimi gaza getirdim. (en çok işe yarayan yöntem) Pandemiden dolayı uzun bir süredir bereber eve tıkıldığımız ev halkının garip bakışları altında malzemeleri toparlamaya başladım. Aslında bahsi geçen düzeneği kurmak için gereken hiçbir şeyim yoktu. Tesadüfen izlediğim bir videoda hatun kişi (epey de komik biri) evde bulduğu bir çerçeveye ince çorap geçirip yaptı. Benim neyim eksik:) Ha bir de leğen lazım, o da yok bende. Daldır çıkar yöntemi yerine kaşıkla alıp süzdüm. Fotoğralara bakınca bu anlattıklarımı daha iyi anlayacaksınız. 

Benim kullandığım malzemeler şöyle: 

  1. Boş bir çerçeve (büyüklüğü size kalmış)
  2. İnce kadın çorabı
  3. Kullanılmış kağıt (geri dönüştürebileceğiniz her türlü kağıt) 
  4. Bir kap (içine su koyup kağıtları ıslatmak için) 
  5. Eski havlu/bez 
  6. Kuru çiçek, baharat vs. (size kalmış)

Bu sonuca ulaşmak için epey yolumuz var, şimdi en başa saralım: 


Bu iş için yumurta kartonu kullandım. Hem elimde o vardı hem rengi güzel. Önce ufak parçalara kopardım, sonra ılık/sıcak suda beklettim. (Gece ıslatıp ertesi gün yapılırsa iyi olur) İstediğim kıvama gelmesi için el blenderından yardım aldım. 


İnce çorap geçirip arkasından bağladığım çevçeveyi borcama sokamayacağımdan kaşık kaşık alıp bastırarak çevçevenin içine yerleştirdim, bu aşamada bazılarına ot, çiçek, kuru yaprak vs. de koydum. Sonra iyice süzülene kadar beklettim. 


Süzdükten sonra eski havlu veya kurulama bezinin üzerine çerçeveyi çevirip dikkatlice hamurun ayrılmasını sağladım. Sonra üzerini yine havluyla kapatıp ağırlık olsun diye kesme tahtaları koydum. Tam kuruma gerçekleşmeden merdane ile hafif hafif hamur inceltilebilir. Ben bunu bazılarına uyguladım. Tamamen kuruması uzun sürüyor, bunu biraz hızlandırmak için son aşamada yine üzerine bez koyup hafif ütülenebilir. 


Geri dönüşüm kağıt işi hiç korktuğum gibi değilmiş, hele işin içine girince inanılmaz zevkli geldi. Zaten her türlü geri dönüşüme kapım sonuna kadar açık. Hepimizin aklına şunu kazıması lazım: Herhangi bir şey satın alırken veya çöpe atarken çok kez düşünmemiz gereken zamanlar çoktan geldi de geçiyor bile. (https://p.dw.com/p/3IFhR)

Peki bu özenle yaptığım kağıtları nasıl ya da nerde kullanacağım? Örnekleri çok; defter kabından, düğün davetine, hediye paketi süslemeden, kitap ayracına.... Kağıt hamurunun içine çiçek tohumu koyup yaparsanız toprakla buluşan kağıt parçasının nasıl çiçeğe dönüştüğüne tanıklık edersiniz! 

Koyduğum ilk fotoğraftan da anladışıldığı gibi şimdiye kadar iki kez kağıt yaptım. Onlar artık hayatlarına kitap ayracı olarak devam ediyor. %100 memnun değilim henüz, eylemlerim devam edecek!

5 Şubat 2019 Salı

Dönüştürmeyi Severiz

Taşınma dediğimiz şey bana stresi, çok işi, kaos ortamını çağrıştırır hep. Hele uluslararası taşınıyorsanız bunu katlayın, neyle çarparsınız bilmem artık. Aylar öncesinden prosedürler başlar, neyi nasıl yaparız, hangi sırayla ilerleriz, ilgili kurumlar, ilişik kesmeler vs. liste listeyi takip eder. Ya kedi? Hımm, zamanında işlemlere başlamayı akıl ettiyseniz yanınızda götürebilirsiniz. Burdaki 'zamanında' nın anlamı yaklaşık 4 ay önce falan:) Ha bir de her şeyi öyle bir planlamasınız ki kedinin tüm işlemleri bitip onaylanınca çıkış yapmak için sadece 10 gününüz var! Yani bunun anlamı şu: taşınma şirketini, uçak biletlerini, diğer tüm ilişik kesme işlemlerini bu tarihe göre ayarlamalısınız. Tabii burda yazmak kolay ancak kedi başlığı altında bile çok detay var. Örneğin kontrol kapılarından nasıl geçecek, uçakta nasıl gidecek, nasıl besleriz, sakinleştirmek için bitkisel bir ilaç verebilir miyiz falan filan. (kendime not: kedi macerasından ayrı bir post yapayım) Bu sürece çocukların okul işlerini ve beraberindeki yığunla detayı da ekleyin tadından yenmez. İkisi yurt dışı olmak üzere toplamda 13. kez taşınmış biri olarak söylüyorum bunu:)
Bunlar bir yandan kafanızda yavaş yavaş otururken evde de müthiş bir kaos bekler. Yıllarca kıyıda köşede çaktırmadan biriktirdiğiniz dergiler, kitaplar, çocukların anıları, 'seramik yaptım' diye sakladığınız aslında pek de bir şeye benzemeyen kıymetli sanat eserleri(!), atmaya kıyamadığınız yığınla saçma sapan ıvır zıvırlar elinizi attığınız her yerden çıkmaya başlar. Bu gerçekten sancılı bir süreç. Bir yandan ayrılma hissinin verdiği ruhsal çöküntü, diğer yandan hiç bitmeyecek gibi gözüken bir kaosun tam merkezinde olmanın verdiği muhteşem ağırlık.

Hepimizin bildiği üzere taşınma aynı zamanda bir fırsat. Kelimenin moda anlamıyla bir sadeleşme, silkinme, kendine gelme hali. Biz de kurala uyup öyle yaptık, kitaplar, dergiler, kıyafetlerin bir kısmını ihtiyacı olanlara verdik, o dönem bazı kıyafetler için size de tavsiye edebileceğim Dolap uygulamasını kullandım. Yavaş yavaş biz böyle sadeleşirken içimizden biri için (o kendisini biliyor) sevdiği eşyalardan ayrılmak hiç kolay olmadı. Özellikle bu gördüğünüz sevimli üst gibi olanlardan. Artık küçüldüğünden zaten giymiyordu, döndük dolaştık yastık yapmaya karar verdik. Çünkü çok acil yastık ihtiyacımız vardı.😜 Giyilmekten zaten yıpranmış hali yastık olarak ne kadar dayanır bilmem ama oğlumu çok mutlu ettim bu da bana yeter.





19 Ağustos 2018 Pazar

Pinterest`te Sevdiğim İşler

Sıkı bir Pinterest kullanıcısı değilim, ki zaten çok sonra dahil oldum. Söz konusu yaratıcılık ise blog yada site takip etmeyi hâlâ daha çok tercih eden taraftayım. Ancak böyle düşünüyorum diye sırtımı tamamen dönmüş de değilim, sevdiğim konuları takip etmek adına pratik de buluyorum Pinterest`i. İnsan paylaşımlar arasında gezinirken vaktin nasıl geçtiğini hiç anlamıyor, böylesine zengin koca bir dünya! Pinterest`in sevdiğim iyi özelliklerinden biri ilgi alanına göre konu seçmek, pano oluşturmak veya takipte bulunmak. Ben de kendime göre farklı alanlarda panolar oluşturdum. Bunlardan biri de kot kumaşından yapılan her türlü değerlendirmeler!


Daha önce şurada bahsettiğim gibi kot giymeyi ve eskiyince yeniden değerlendirmeyi de seviyorum. Diz kısımları epey eski ise sağlam kalmış neresi varsa orayı keserim, cepleri ayrı değerlendiririm vs. Anlayacağınız elime kot düşmeyegörsün etinden sütünden faydalanırım:) Çocukların ve bizim eskiler derken huyumu bilenler de giymedikleri kotlarını hizmetime verirler. Malzeme güzel, kullanım alanı geniş. Bir de dikmesi kolay olsaydı tadından yenmezdi ama değil. Yukarıdaki örnekler bir dönem yoğun olarak kullandığım Instagram hesabımdan. Arasıra dikmekten geri kalmadığım bu örnekler için bile çok kez dikiş makinesinin iğnesini kırmışlığım var. Gülü seven dikenine katlanır desek 'cuk' oturur bu duruma.




Pinterest sen çok yaşa! Bulduğum örnekler nasıl ama! İnsan masa başında oturduğu yerde rahat rahat bakarken bi' heves hepsini yapası geliyor, hatta kolaymış gibi algılayabiliyor da. Şahsen öyleyim; örnekleri gördükçe bayılıyorum, hemen kaydediyorum, mutlaka yaparım diyorum ama rutine dönünce etkisi çabuk geçiyor orası ayrı:)
Hepsine tek tek bayıldım. İsterdim ki linklerini de vereyim ancak paylaşımlardan bir türlü çoğunun orjinal linklerine ulaşamadım. Bazıları beni aşan işler (mesela kilim) ama bazılarına da gönlüm kaydı. Vakit bulduğumda yapacaklarımdan biri şu kot ve kumaş karışımı çanta, sepetler ve yastıklar.
Var mı sizin de gözünüze kestirdiğiniz işler?

3 Mart 2017 Cuma

Çoraptan Yılan Nasıl Olur?

"Bir yılan diktim, yanağını dayar uyursun" desem yeridir. Kabul, Sönmezsoy`un pastaları gibi şahane değil ama bir gideri var bizim yılanın da. Ha bi` de cidden komple sarılıp uyuyan biri de var evde. 


12 Ocak 2017 Perşembe

Yaratıcı Dükkanlar #2: %100 İstanbul

Bu kez konuk İstanbul`dan: %100 İstanbul. Nasıl güzel bir dükkan adı öyle değil mi? 
Vitrininde "reuse, reduce, recycle" yazan böyle bir dükkanı sadece uzaktan izleyip geçmem mümkün değil. Tohum/erzak çuvallarının, reklam/sergi afişlerinin, tır brandalarının hayatına başka bir ruh halinde devam ettiğini düşünün! Ve gerçek şu ki; sağda solda gündelik yaşamda karşımıza çıkan sayısız reklam afişlerine, brandalara kullanıldıktan sonra ne olduğunu o güne kadar zerre düşünmemişim. Çok şükür ki herkes benim gibi değil ve düşünen birileri çıkıp bu harika fikri hayata geçirmiş. 

28 Nisan 2016 Perşembe

Kot Yastık

Geçenlerde çocuklarla konuşurken konu 80`li yıllarda giyim kuşama gelince o yılların efsane kot modeli Levi`s 501`den bahsettim. Hatırlar mısınız, bir Levi`s 501 sahibi olmak o dönemde ne demekti? Hele tanıdık biri Amerika`dan getirmişse! Muhabbetlerin konusuydu; vücut yapına uygun mu, dar mı, sıkar mı, şişman mı gösterir hiç önemli değil, yeter ki Levi`s 501 olsun gibi bir durum hakimdi. 
Nasıl başarılı bir pazarlama stratejisi ki, ülkemizde kota adını veren Muhteşem Kot adlı girişimci bir Levi`s 501 kadar nam salmamış.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Kot

16 Mart 2016 Çarşamba

Ahşap Kasa Yenilenmesi

Yanından geçtiğim çöplere alıcı gözüyle bakmak benim için gayet normal bir durumken, çocuklar için çoğu zaman bu bir gülme nedeni olmuştur. Geçen yıl çocukları okula bıraktığım yolda her gün yol kenarında gördüğüm beton mantara gözümü fena dikmiştim. Mantarın bir yanı biraz hasarlıydı ama amacım onu alıp çocuklarla boyayıp bahçeye falan koymaktı. (biliyorum çok fantastik(!) bir düşünce) Bu düşüncemi söyleyince artık o mantar "benim mantar" olmuştu. Ne zaman görsek "anne senin mantar duruyor/ıslanıyor/yan yatmış" vs. diye dalga geçtiler benimle. Özellikle almaya niyetlenip betondan bir mantarın ne kadar ağır olduğunu anlar anlamaz yere bırakmamla:) Evet, mantar hâlâ aynı yerde.

Yazının konusu olan kasaya gelince... Bizim buraya yeni açılmış olan Migros`un arka tarafından geçerken bu defa alımlı bir sebze/meyve kasasına takıldım. Baktım fena değil, ne yapabileceğimi bilmez halde alıp eve getirdim. Tabii bu arada çöp diye bahsettiğim kenara koyulan cinsten, yani bir şeyleri eşeleyip çöpten çıkarmıyorum diye not düşmeme gerek var mı bilmiyorum.
Neyse, kendisinin eve gelişiyle benim eyleme geçişim arasında uzun bir zaman geçti. Haftaya yaparım, yarın yaparım, belki öbür gün derken haftalar boyu sadece bakıştık.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Mantarı Atma, Kulağına Küpe Olsun!


Kısaca "DIY" ya da "do it yourself" denen "kendin yap" projelerinin en güzel yanı nedir sizce?
Yaparken aldığımız keyif, elimizdekileri değerlendirmenin hazzı, elimizden çıkan işi evimizde ya da üzerimizde görmek, yaptığımızı herkesle paylaşmak, etrafımızdaki dostların "çok güzel, nerden aldın?" sorusunu gururla "ben yaptım" diye yanıtlamak, yaptığımız işi hediye ettiğimizde mutluluğu görmek gibi sayabileceğim herkese göre onlarca sebep vardır sanırım. Bu sebepledir ki "DIY" projeleri çok seviliyor ve internet sitelerinden, konuyla ilgili kitaplardan tüm dünyada özellikle son yıllarda artarak devam ediyor. Mesela "diy cork ideas" diye Google`a danıştığımızda karşımıza şöyle şeyler çıkar: https://www.google.com.tr/#tbm=isch&q=diy+cork+ideas

8 Aralık 2014 Pazartesi

"Biz Bunu Yaparız" Sendromu

İnsan, piyasanın düşlediği tüketici tipi olmayınca alışverişlerde hep bir "biz bunu yaparız" havası hakim. Şimdilerde düşündüğümde aslında bunun annemden gelen bir alışkanlık olduğundan eminim. Biz küçükken annem hem diker hem örerdi. Hazır giyimin her köşebaşı ve ucuz olmadığı dönemlerden bahsediyorum. Bir şey beğensem de "ben bunu dikerim/örerim sana" diyerek ikna eder, eve dönerdik. Yapardı da, daha ucuza, daha güzelini ve özelini...
Benim annem gibi çok iyi dikiş dikme iddiam hiç yok ancak söz konusu kıyafet ise fiyat-kalite açısından mutlaka değerlendiririm, moda diye yamuk yumuk dikilmiş, polyester malzemeden pılı pırtıya bi` çuval para veremem. Buna ek olarak bazı firmaların bir de üretim yerleri ile ilgili piyasaya yayılmış pek de hoş olmayan haberleri var. Bizler dünyanın bu tarafında daha ucuz giyinelim diye Çin, Pakistan, Hindistan gibi üretim yerlerinde sağlığı hiçe sayılan insanlar, zor çalışma koşulları ve çocuk işçiler üç kuruş paraya çalışıyorlar. Nasıl ki marketten gıda alışverişi yaparken tüm etiketi okuyorsak, benim için kıyafet alımı da bundan farklı değil. "Okuyorsun da bundan tamamen kaçarın var mı?" derseniz, sanırım ve maalesef yok. Ne kadar dikkat edersek edelim gözden kaçan noktalar bir şekilde olabiliyor. Ve evet aslında konumuz bu değil.

28 Mayıs 2013 Salı

İzlanda Yolcusuna pİST. Önlük

Kafam 'bi dünya'.

İlk ve en önemli dersim İzlanda. Birkaç aydır indir kaldır İzlanda okuyorum, İzlanda konuşuyorum. Peer Ole okullar kapanınca 1 aylık bir süre için İzlanda yolcusu. Geçen yaz Norveçli ve Amerikalı çocukları ağarladığım CISV kampı ile gidiyor. (bkz. Planlandığı Gibi Devam)
Bana ne oluyorsa! 319.575 nüfuslu adayı ezberledim nerdeyse. Bir dostun dediği gibi "dikkat et, ekmek alırken Björk`le karşılaşırsın!" gibi bir ada:)


3 Nisan 2013 Çarşamba

Basit İşler, Yeşil İşler

Basit işleri seviyorum. Basit için TDK tanımına bakarsak: "Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı" diyor. E ne güzel işte! Hayatı zorlaştırmanın anlamı var mı!
Benim sevme nedenlerim belli:
  • Sabırsızım. 
  • Çok uğraştığım işler genelde hayal kırıklığı yaratır. Ya da şöyle, çok didiklersem sonuç hüsran olur.
  • Basit işler bazen etkili sonuçlar çıkarır, bunu görmezden gelemem. 
  • Kabiliyetim basit işler üzerinedir, geri kalanlar bahanedir!
Yeni bir eve taşındığımda ev ev olmaya ne zaman başlıyor biliyor musunuz? Sağa sola sehpa üstüne, cam kenarlarına, hatta banyoya, boş bulduğum yerlere bitkiler, kaktüsler vs. yerleştirdiğim zaman evin tüm havası değişiyor, bir anlam kazanmaya başlıyor.
Yeşillikten çok anladığımdan değil, gözüme kestirdiğim bitkiyi de çoğaltmayı severim. Koyarım suya, kök salmaya başlayınca da ekerim. Bazen bir yere giderken hediye olur.
Bu yeşil sevdadan evdeki herkes de nasibini alır. Peer Ole birkaç sene önce doğum günü hediyesi olarak Bonsai istedi mesela:)
Hâlâ gözü gibi bakıyor, onu bile çoğalttık ama bitki olarak yani Bonsai yapmadık kendisini:) 
Yıllar önce Bonsai ile ilgili bir sergiye gitmiştik. Müthiş örnekler vardı, bilmem kaç yıllık. Çam ağacından, nar ağacına kadar. Orada biraz anlatmışlardı nasıl yapıldığını ama gözüm hiç yemedi. O apayrı ve zor bir iş:)



Sanırım bu satırları okuyan herkes bizlerin günlük yaşamda ne kadar çok şey tükettiğimizin farkındadır. Sadece evden çıkardığımız çöpe bakmamız yeterli bunu anlamak için.
Çöpleri ayırmak tabii ki güzel ve desteklenmesi gereken bir çözüm. Ama kabul edelim ki bunun ülkemizde çok yaygın bir uygulama olmadığı da ortada. Ayırdık diyelim, bunca plastik poşet nereye gidiyor? Hepsi geri dönüştürülüyor mu ki? Ya diğerleri? Gerek insanların cahilliğinden, gerek rüzgar etkisiyle deniz kenarlarına, ormanlara, yol kenarlarına...Kısacası her yere. Bu doğaya, doğal yaşama yaptığımız eziyetin ufakcık bir kısmı. Geçen sene hatırlarsınız belki, bir yürüyüş sonrası yazmıştım. Kuşların bizlerin sağda solda bıraktığı çöplerle nasıl yuva kurduğunu gözlerimizle görmüştük. (bkz. Go Semi Go)


Çözüm olarak ne yapabileceğimiz keşke çok basit olsaydı. Elimizden gelen sınırlı ve devede kulak aslında. "Az tüketmek" slogan olmalı. Poşet belasından tam olarak kurtulmak tabii ki zor. Bazı marketler doğada çözünen poşet kullanıyor, bazı mağazalar da. Bu konuda yıllardır duyarlı olan Migros var mesela, Metro`da da poşetler ücretli ya da TEMA`nın bez çantalarını alıyorsunuz. D&R, Tchibo, Watsons, LC Waikiki, C&A gibi aklıma ilk gelen bu mağazalar da doğada çözünen poşet kullanıyor. Yazıldığına göre "Bu ürün doğaya bırakıldığı zaman 12-24 ay içersinde bozulacak toprağa gömülmesi halinde mikroorganizmaların, nemin ve oksijenin bulunduğu ortamda ASTM D 6954-04 standardında belirtildiği gibi biyolojik olarak kırılıp doğada bulunan basit materyallere dönüşecektir." Koroplast firmasının doğada çözünür çöp torbaları da mevcut.


Benim tüketme kalemlerim arasında sanırım kıyafet en son geliyor. İhtiyaç ötesine zor geçer, moda takibi bizim eve uğramaz, bulunsa da mutlaka tesadüftür, moda olsun diye alınmamıştır. Kai Felix, mümkün olduğunca Peer Ole`nin eski kıyafetlerini giyer, tıpkı bizim çocukluğumuz gibi. Giymediğimiz kıyafetler ihtiyaç sahiplerine gider, giyilmeyecek durumdakiler de farklı şekilde değerlendirilir. Okul Aile Birliği olarak okulda bununla ilgili farklı zamanlarda organizasyonlar yaparız, gerek kıyafet, gerek kitaplar bazı okullara ulaştırılır.
Sakın bunları anlatırken kendimi "kusursuz" hissettiğimi düşünmeyin. Keşke olsam, keşke herkes kendisini çevreye duyarlı olmakla yarıştırsa...
Birlikte öğreniyoruz, uygulamaya çalışıyoruz. Sizin de konuyla ilgili anlatmak istedikleriniz varsa mutlaka yazın. Çevreye duyarlı firmaları, yapılan güzel uygulamaları bilelim ve destekleyelim ki sayıları çoğalsın.

19 Şubat 2013 Salı

Metamorfoz Danteller

Gelen misafire sıradan bir su bardağı içinde su verilmezdi çocukluğumda. Her ne kadar bu durumu o zamanlar anlamlandıramasam da annemin çaktırmadan (!) attığı bakışlar sayesinde o danteli kolalanmış alt tabak bulunur, su bardağı üzerine konurdu.
Keza o zamanlar oda takımı, sehpa takımı gibi ifadelerle danteller hayatımızın her bölümüne iştirak ederdi. Çeyizler ona göre hazırlanır, yatak örtüsü, masa örtüsü, çarşaf/yastık kenarları bile dantelden yapılırdı. Rahmetli babam yüzünde dantel modeliyle uyandığından yakınırdı hep:))
Komşu toplantılarında dantel örnekleri değiştirilir, model çıkarmaktan lime lime olmuş kimi dergiler elden ele dolaşırdı. Düşünün ki o zaman, evlerde teknolojik yoksunluğun olduğu, bakıcı/temizlikçi almak gibi kavramların bize yabancı hatta ayıp sayıldığı, her işin evin hanımı tarafından bizzat yapıldığı dönemdi. Bunlar yetmezmiş gibi vitrin raflarının, koltuk takımının, sehpaların üzerini süsleyen danteller, arada bir değiştirilir, yıkanır, ütülenir, yerlerine öyle kaldırılırdı. Yani; ya o zaman bir gün 24 saat değildi ya da biz gittikçe tembelleşiyoruz! 
Tüm bu dantel hikayesine ablamlar ve komşu kızları da zaman içinde öğrenerek katıldılar. Ben ise annem dikerken kıyısından köşesinden dikiş işine bulaştım ama dantel ilgi alanıma hiç girmediği gibi hatta anneme bir gün "bana sakın bunlardan verme, asla kullanmam" dediğimi hatırlıyorum:)
Gençlik işte, sebepsiz 'diklenme' zamanları...

Sonrasında da gerçekten hiç işim olmadı dantelle. Annem gene de âdet yerini bulsun diye benim için yaptığı dantelleri verdi bana. 
Evet, çok istemedim onları ama iyi bir evlat olarak her zaman değerlerini de bildim. O kadar ev değiştirdim, şehir, ülke değiştirdim ama onlara pek iyi baktım. Zamanla -takım olarak olmasa da- bazıları yavaştan evin demirbaşları arasına girdiler. 
'Normal', yani bozmadan kullandığım birkaç parçanın dışında bir de bozduklarım var. Yeni keşfedilmiş bir şey değil, dantelin farklı kullanım alanlarına siz de mutlaka bir yerlerde rastladınız diye düşünüyorum.

Kim derdi ki, gün gelecek Semi mutfağında bile dantel kullanacak! Peh peh peh....


Dantel birleştirme malumunuz olur; dilediğiniz kadar dantel bir araya gelir, ince bir el dikişiyle çaktırmadan birleştirilir, ütülenir. Ta ta hazır!!!

Diğeri biraz daha uğraştıran (aslında iş değil, birazcık daha diyelim sadece) bir dantel bozma işi. Yapmak isteyenler için özet bir şekilde fotoğrafladım.


Malzeme belli: 1-2 adet dantel, istenilen formda kap kacak, 1/2 bardak su, 1 bardak şeker.

Su ve şeker kaynatılır, tamamen şeker eridikten sonra hafif kabarcıklar çıkar. İşte o zaman ocağın altı kapatılır, içine istenilen danteller atılır. Çevire çevire dantellerin her tarafının ıslanması sağlanır. Sıcak olduğundan alırken dikkat! Bir havlu üzerine konur, şerbetin fazlalığı alınır. Kaplar streç film ile kaplanır (kaplanmazsa ne olur bilmiyorum.), üzerine danteller dikkatlice konur ve o şekilde kurumaya bırakılır.

Bu verdiğim su ve şeker miktarı 2 danteli ancak ıslattı, 3.sü açıkta kaldı. Kuruması biraz uzun sürüyor, 5-6 saat sonra biraz sertleşiyor ama tamamen sertleşmesi ertesi günü buluyor.
Nerede kullanacağınız size ve hayal gücünüze kalmış:)

Not 1: Dantel kase içindeki deniz kabukları taaaa Samsun`dan, sevgili Fadiş`ten. Blog dostluğu sınır tanımaz! Teşekkürler Fadiş:)

Not 2: Dantellerinize iyi bakın!

18 Ocak 2013 Cuma

Hırkalar Geri Döndü!


Biz bazen böyleyiz. Eser akıllıyız biraz. Bu sebeple evin her köşesi "sakla samanı" prensibini edinip sakladığımız onca şeyle dolu. Bir de üstüne çocukların ortalama dağıtma potansiyelini eklersek şöyle bir itiraf çıkıyor: Evet, biz dağınık bir aileyiz! 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Yarı Güncel, Yarı Hörgüç

Bir önceki postun tarihine baktım, YUH dedim sesli olarak. Mazeretlerim var elbet; öyleydi, böyleydi, şöyleydi...Kabul, "iyi bir blogger nasıl olmalı" tarzı dönem yazılarına göre durumum pek parlak değil, örnek blogger hiç değilim:) İddia da fışkırmıyor her yerimden; kasmıyorum kendimi, onu şöyle yazmalı, bunu da bilmem ne yapmalı, haftada X sıklıkla olmalı, takla atıp bir de amuda kalkmalı...
Takılmıyorum böyle şeylere, dikkate aldığım birkaç husus var hepsi bu: yazı yazarken özenli olmak, hiç olmazsa ortalama bir fotoğraf kalitesini tutturmak. İçerik mi? O kendiliğinden geliyorum diyor zaten:)

Bir nevi öyle diyelim

Etrafında 'ecnebi' birileri olan herkes bilir; artık bir kültür elçisi olursunuz, ülkeniz ve diliniz hakkında her şeyi bilmeniz şarttır, nedenleri/niçinleri cevaplamanız beklenir sizden, kendinizin bile bunca zamandır farkına varmadığı şeyler birden soru şeklinde karşınızda 'gulyabani' gibi durur...Hele ki bu ülke Türkiye ise işiniz daha zordur belki de. Paradokslar ülkesi, her yerinden başka bir kültür fışkıran, batılı ama oryantal (ya da tersi), doğrusu/yanlışı belli olmayan, günü kurtaran çözümlerin başrolü kaptığı, sıcak insanların yaşadığı (bilmediği yolu bile tarif edecek kadar sevecen hatta), sürprizlerle dolu, dinamiği hiç eksik olmayan....gibi ne ifadeler kullanılır daha...Ben alışkınım tüm sorulara, genelde gardımı alır beklerim:)
Bazen yarım-yanlış bilgilerle karşılaşırsınız, bu belki de en kötüsüdür. Hiç bilmeyen birine anlatmak çok daha zevklidir, kolaydır ama iş biraz bilen ve o bildiğini de aslında yanlış bilen biriyse işiniz çok zor. Ön yargı dediğimiz şey devredeyse Einstein`ı anmaktan başka artık yapacak bir şey kalmamıştır.
Sözü geçen ziyaretçileriniz, dostlarınız belli bir yaşın üstündeyse bir bakarsınız kendinizi bazen bir film karesinde bulursunuz, ki hiç tavsiye etmem:)

Sadet mi?

Misafirler buralara ilk kez gelmediğinden ve görülebilecek tüm tarihi ve turistik yapıları, çarşı-pazarı gezdiğinden görmedikleri yerler öncelik kazandı.

Yolumuz Merinos`tan geçti:
Bir dönem faaliyet gösteren Merinos İplik Fabrikası`nın enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş olan tesis artık eylül ayından beri Enerji Müzesi olarak halka açık. Fabrikanın aktif olduğu dönemle ilgili birçok bilgiye sahip olabileceğiniz gibi, elektrikli motorla çalışan otomobil, rüzgar enerjisi, o dönemde kullanılan radyo, tv, çamaşır makineleri, pikap vs. sergilendiği bölümlerin de olduğu müze detaylarıyla birlikte özenle hazırlanmış. (Açıklamaların sadece Türkçe yazılması tek kusuru olsun.) Giriş ücretsiz, umarım çok sayıda ziyaretçi çeker diyerek oradan ayrılıp gene aynı yerde olan Türkiye`nin ilk Tekstil Sanayi Müzesi`ne geçtik.


Açılışını Atatürk`ün yaptığı Merinos Fabrikası, aynı zamanda Atatürk`ün yaptığı son açılış (02.02.1938) olma özelliği taşıyor. 7 bin metrekarelik alanda oluşturulan Türkiye`nin ilk Tekstil Sanayi Müzesi, faaliyette bulunduğu süre boyunca toplam 18 bin kişiye istihdam sağlayan Merinos`un önemli sanayi taşlarından biri olarak dönemi çok iyi anlatıyor. Yünün işlenmesinden, iplik haline gelmesi ve konfeksiyon olarak sunulmasına kadar her aşamanın anlatıldığı müze, aynı zamanda pek çok anıyla dolu.


Gezerken, o havayı koklarken, Türkiye için ne kadar önemli bir sanayi adımı olduğunu çok net anlayıp, neden Cumhuriyet tarihinin sembol işletmelerinden biri olduğuna tanıklık ediyorsunuz. Sadece üretimle değil, sosyal yaşamıyla, spor kulüpleriyle tüm bölgeye katkı sağlayan Merinos`un tarihine yakından bakmak isteyenler yollarını bir şekilde Bursa`ya düşürsünler...
Son zamanlarda böyle özenli, detaylı hazırlanmış müzeler görünce seviniyorum. Genel sıkıntı buraları yaşatmak, güncel kılmak. Bu da bizlerin müzelere gitmesiyle mümkün, ne yazık ki gezerken çoğu kez sadece okul gruplarını görebiliyoruz. Mevsim itibari ile dışarılarda daha az gezilecek madem, etrafınızdaki müzelere gidin, sergileri kaçırmayın diye de mesajımızı verelim:)
Gezme-görme işini şimdilik burada bırakıp başka sulara akıyorum:)

Biraz da hörgüçten

Şu eylül-ekim aylarına neler sığdı neler...Kaç doğum günü, kaç misafir, kaç yemek, kaç gezip tozma, kaç film...Bitmedi, bitmesin de zaten:) Arada kaçıp kendimi de oyalamadım değil:) Basit şeyler, çok uzun vakit ayırmadığım, çabucak sonuç alınabilen.
Çocukların küçülen kalemlerine uzun zamandır el koyuyorum hep. Öyle ya da böyle çöpe atmak içime sinmiyor.
Örnekleri çok sağda solda, neler yapıldığı, nasıl yapıldığı...Kısaca şu: Küçülmüş kalemler biraz daha düzgün olsun diye açılır, ince uçlu bir matkapla delinir. Gerisi nasıl isterseniz öyle:)
Uçlardan cilde renk bulaşmasın diye yakında bulunan yapıştırıcıyla ince bir tabaka sürdüm bu arada. (başka bir şey de kullanılabilir.) Böyle çalışmalar benim için olası şeyler, daha önce pastelleri de değerlendirmiştim. (bkz.Pastellerin Kalpli Sonu) Aranızda başka fikir sahipleri varsa seve seve kabul, yapmayı deneriz ev halkıyla:)
Sevdiklerinizle birlikte, gönlünüzce bir Kurban Bayramı geçirmenizi diliyorum. Sonrasında Cumhuriyet Bayramı`nı da coşkuyla kutlamayı unutmayalım...

3 Haziran 2012 Pazar

Bu İşler Böyle!

Bu laf, bizim evin son dönemdeki en baba sloganı haline geldi. Kai Felix açıklayamadığı, bazen de benim şaşırdığım durumlar karşısında bu lafı patlatıyor: "bu işler böyle anne":)) Kaynağının iç mi, dış mı olduğu konusunda araştırmalarım sürüyor:) 
Yıllardır evde bir atık materyal sapıklığı var. Önce ben çocuklara bulaştırdım, sonra onlar abarttılar, ne buldularsa saklamaya başladılar. Hatta bir yoğurt kabı, tuvalet rulosu, çikolata kutusu vs. büyük tartışmalara yol açar bizim evde. Hele bu özel bir kutu ise, kolay kolay her yerde bulunmayan, kimin olacak sorusu üzerinden yapılan tartışmalar bitmeyecek gibi gelir insana. Ben de el altından saklayabildiklerimi kendime saklarım:)
Geri dönüşümü tasarım olayına çevirenlere ayrı bir saygım var. Tüketime dikkat çekmek isteyen ve bunu biraz da eğlenceli yolla anlatan Fransız bir sanatçı var, Martine Camillieri. Çocuklarda oyuncak sıkıntısı mı var, bir göz atın neler yapmış. Sizin de elinizde böyle adresler, isimler varsa paylaşın haberimiz olsun:)

Bir çuval laf ettim, altı üstü kesip kalemlik yaptım:)) Bir zamanlar denediğim peçete tekniğinden de faydalanmadım değil ama incelemeyin ey işin uzmanları! Maksat üstü boş kalmasın...
Kai Felix, okuldan geldiği gibi kalemlerini doldurdu içine, sapından tutup gezmeye götürdü, sonra kağıdı alıp oturdu başına. "Anne beni böyle çek, bir de böyle çek, bak şimdi bir de böyle" diyerek bu pozları çıkardı:))


Görmemişlerin buluşması olmuş, duymayanları da dövüyorlarmış:)) Bu kaçıncı baskı oldu derseniz diye çok uzatma niyetinde değilim. Blog takipçileri çoktan okudu zaten. Aaaa bu buluşma nerdeymiş, kimler gelmiş, başka fotoğraflar da var mıymış diyenleri sevgili Asortik`e teşekkürlerimle yönlendireyim.
Leman Kültür`de rezervasyon yaptırırken sadece isim vermek saçma olacağından blog yazarları olarak not aldılar, hatta telefondaki genç anlamsız sesler çıkarınca üç kez de tekrar ettim. Ödeve iyi çalışılmış belli, içeriye girenleri "yazarlar üst katta" diye yönlendirdiler ya, koptum:)) Başka bir duyguymuş, bir geceliğine de olsa yazar olduk yahu, daha ne olsun! Akşamı şenlendiren tüm arkadaşlara sevgiler...


Tamam, planlarımı bozmak için yapacak bir esnekliğim var. Öte yandan bir şey koymazsam bir güne hak ettiği değeri almıyor gibi düşünüyorum. Malum ölümlüyüz, nefes alımını değerlendirmemiz lazım. Bu güzel buluşmanın ardından başlayan boğaz ağrım, cuma günü zirve yaptı. Zonklayan bir kafa ile akşamında yurt dışından gelen misafirlerimi ağırladım. Cumartesi günü katılmam gereken bir brunch, bir portfolyo sunumu, iki çocuk doğum günü ve bir hoş geldin yaz partisi....Cumartesi pek parlak kalkmayınca, ağrı kesici ile gittiğim  brunch dışında hepsi benim açımdan iptal; geri kalan gün kanepe, mutfak, tuvalet, tv karşısında geçti. İptallere desteğini esirgemeyen sevgili eşime ve arkadaşıma teşekkürler...
Uzun zamandır haberleri internetten, gazetelerden, dergilerden öğrenen ben, televizyondan haberleri izledim. Şu an gündemdeki tartışmaları bir de kulak duydu ya, sanırım hastalığım hiç geçmeyecek!

26 Temmuz 2011 Salı

Neşeliyiz Neşeli

Çocuklarla yaptığım/yapabildiğim her türlü çalışmaya çok severek katılıyorum. Özellikle dikkate aldığım bazı noktalar var tabii:
  • Yaşlarına göre zorlanmadan yapabilecek olmaları (zorluk derecesine göre yarım bırakma söz konusu olabiliyor)
  • Çok uzun sürmemesi (sabır denen şey onların lügatında henüz yok tahmin edersiniz)
  • Mümkünse doğal malzemeler, geri dönüşüm malzemeler (ev biraz şehir çöplüğü kıvamına geliyor ama olsun onlar yeter ki çevre bilinciyle büyüsün)
  • Mevsime göre malzeme ve aktivite seçilmesi (kışın: kestane, fındık, sonbahar: dökülen yapraklar, ilkbahar: çiçekler, kelebekler, yaz: dondurma çubukları, midye kabukları vs.aklıma ilk düşenler)
  • Yaparken eğlendirici olması (olmazsa olmazlardan biri)
  • Yanlarında birlikte çalışabilecekleri sabrı bol bir insan (bu ben oluyorum:))
  • Ayrıca bir amaca uygun da olabilir (yılbaşı, bayram, doğum günü, anneler/babalar günü vs.)
....gibi gibi gibi bu maddeleri sizler de çocuklarınıza göre sıralayabilirsiniz.

İşte bizim fırından yeni çıkmış aktıvitemiz, neşeli dondurma çubukları!!!


8 Haziran 2011 Çarşamba

Pastellerin Kalpli Sonu


Evdeki pastel boya popülasyonu Peer Ole`nin okuldan eve iki kutu daha bazıları bıdık bıdık olmuş pastelleri getirmesiyle zirveye ulaştı. Gıptayla baktığım, takip ettiğim bazı bloglarda görüp beğendiğim bir çalışmayı uygulama zamanı gelmiş de haberim yoktu. Yapmam gereken ve istediğim onca şeyi bir kenara itip, sanki "dünyayı kurtarma projesi" olarak gördüğüm bu pastel olayına gözüm kapalı atladım:) Herkes için en iyisi fotoroman kıvamında anlatayım:

1-Pastellerin tamamını bir günde yapacak kadar sabrım olmadığını bildiğimden ayıkladım.




2-Rendelerken biraz da olsa renklerine dikkat ettim. (ben böyle çalışırken malzemeyle haşır neşir olmayı sevdiğimden eldiven kullanmam. Ama manikürlü tırnaklara eldiveni şiddetle tavsiye ederim.)




3-Tecrübe konuşuyor: Sakın silikondan başka bir kalıp kullanmayın! 200 derecede 35-40 dk.kadar fırınlamak gerekiyor. Dikkat, çok sıcak!!!! Sabredin soğusun...


4-Sonuç: Yuppi!!!! Yeni pastellerimiz oldu.



Of ya bu pastellerle de resim çok daha keyifli oluyormuş. (muş muş muş....)

25 Ocak 2011 Salı

Mantarların Küçük Bir Kısmı Aktiviteyle Tüketildi!



Ev tipi bir hatun olduğumdan sanırım kış aylarının kasveti, yağmuru, çamuru, soğuğu beni pek bağlamaz. Evde çay-kahve keyfi de olur, akşam sohbetine peynir-şarap ikilisi de eşlik edebilir, hiç itirazım olmaz:) Böyle mevsimsel bir girişten sonra gelelim pazar akşamı Alaçatı dolaylarından gelen, mutfağımı şereflendiren bir kasa dolusu lezzet küpü mandalinalara... Zaten ayıla bayıla yediğim mandalinalara o günden beri daha bir müptelası oldum.
Diğer bir konu da evde biriken ya da severek 'ağız tadıyla' biriktirdiğimiz mantarlar! Mantar da çok yönlü bir aktivite aracı...Kumaş baskısından tutun, bardak altlığı, nihale, pano ilk aklma düşenler. Çocukların da etkin katılabileceği birşey düşünürken bakın neler yaptık...
Yılana karar verdikten sonra mantarları kesme işi zannettiğimden zordu. İğneyi de öylece batıramadık, önce çivi ile zorladık sonrasında iğne iplikle çalıştık.


Çocuklardan biri yılanla meşgulken, diğeri mantar kafalar boyamayı tercih etti.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Çok "Pet" Bir Dönüşüm Oldu!

Hep vurguladığım gibi "çevrecinin önde gideniyim" desem gerçekle ters düşmez. (bkz. Pazar Filesine Dönüş) Daha fazla birşey yazmama gerek yok sanırım.
Evdeki pet şişe tüketimi soda tüketimiyle alakalı olarak bir hayli fazla olunca pet şişelerden bir şekilde (faydalı bir şekilde) kurtulmak lazım. Zaten çöplerimizi ayırıp, öyle ya da böyle (umarım güvenli!) pet, cam ve kağıtların geri dönüşümünü sağlıyoruz. Bir de ilham kaynağı web adresleri mevcut, harika işler çıkarılıyor. Bunlardan benim en çok beğendiğim adıyla özdeş recycline!
Dönüşüm olayına fonksiyonellik katmak hedefiyle ben de bugün basit ötesi bir çalışmayla dahil oldum. Anlatılacak, açıklanacak birşey olmadığı gibi gizlenmesi gereken de birşey yok. Tüm çıplaklığıyla olay ortada... Buyrun:





3 Mayıs 2010 Pazartesi

Annemin Hediyesi Hazır

Hediye almayı, en çok da paketlemeyi çok severim. Benim için çok önemlidir. Naylon poşette hediye asla vermem, mağaza isimlerinin hediye paketlerinin üzerinde bağıra bağıra durduğu ambalajları hiç sevmem (dolayısıyla hediyemi mağazalarda mümkün olduğunca paketletmem). Bana gelen hediyelerin paketlerini, rafyalarını atmam. Böyle bir girişten sonra gelelim annemin hediyesine... Evde duran bir dekorasyon dergisinin dizayn ekinden bir sayfayı hediye paketi olarak kullandım. Artık keçe parçalarından da dolgulu bir kalp yaptım. Ortaya böyle hoş bir görüntü çıktı. İçinde ne mi var, tahmin etmek zor değil, ama paketim anneciğime doğru çoktan kargoda...