Kağıthane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kağıthane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

"Terazi Lastik Jimnastik" Var mı Hatırlayan?

13. İstanbul Bienali`ni bir sonraki posta bırakalım ve lafı çok dolandırmayalım klavyemizde, gün hediye verme günü diyelim kısaca...
"Kağıthane"yi bilmeyen kaldı mı aramızda?
Hani geçen yıl bahsetmiştim, bakın neler yazmışım: 

"buradaki hiçbir şeye gereksinimin yok, ama gördüğünde hepsini birden isteyeceksin" 

Bu hipnoz cümlesi kafamda, Karaköy şubesinin de olduğunu duyunca tam benlik olan bu dükkanı listeye alıp İstanbullu edasıyla çok da aramadan buldum. Minik bir dükkan ama kağıt tutkunları için alış veriş yapma potansiyeli yüksek. Ne ayakkabı, ne kıyafet dükkanı.....hiçbir dükkanda bu kadar vakit geçirmem. Beni cezbetmez, benim için ihtiyaç zamanı gidilecek yerlerdir. 
Kağıthane öyle mi, bir baktığıma tekrar bakıyorum. Defterler, bardak altlıkları, Amerikan servisleri, magnetler, kartlar....hepsi %100 Türk malı! Aklınıza gelebilecek kağıttan yapılmış, bazıları İstanbul temalı ürünler, kağıt dışında el yapımı porselenlere de göz takılmıyor değil. Ufacık dükkanın içinde kaç tur attım:) "Bir şey almalıyım" hissiyle çok gerekli(!) olduğunu düşündüğüm geri dönüşmüş defter, "s" harfli deftercik, Tekel kibrit kutusu baskılı defterler, kedili kart, çocuklara isim-hayvan-bitki oyun kağıtlarını aldım, bazıları hediye olacak. Adamlar haklı, başa dönersek; hiçbir şey gereksinim değil ama hepsini almak istersin!

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Not Etmelik Adresler



Bir yere gidiyorsam önce büyük taşı koyarım sonrasını da boş bırakmam, ziyan olmasın hesabı:)
Geçen hafta sergi bahanesiyle gittiğim Karaköy tarafında uğramam gereken bir adres vardı: Kağıthane! Adı her şeyi söylüyor zaten, bilmeyenler için internet sitelerindeki sloganı dükkanı anlatıyor:

"buradaki hiçbir şeye gereksinimin yok, ama gördüğünde hepsini birden isteyeceksin"

Bu hipnoz cümlesi kafamda, Karaköy şubesinin de olduğunu duyunca tam benlik olan bu dükkanı listeye alıp İstanbullu edasıyla çok da aramadan buldum. Minik bir dükkan ama kağıt tutkunları için alış veriş yapma potansiyeli yüksek. Ne ayakkabı, ne kıyafet dükkanı.....hiçbir dükkanda bu kadar vakit geçirmem. Beni cezbetmez, benim için ihtiyaç zamanı gidilecek yerlerdir. 
Kağıthane öyle mi, bir baktığıma tekrar bakıyorum. Defterler, bardak altlıkları, Amerikan servisleri, magnetler, kartlar....hepsi %100 Türk malı! Aklınıza gelebilecek kağıttan yapılmış, bazıları İstanbul temalı ürünler, kağıt dışında el yapımı porselenlere de göz takılmıyor değil. Ufacık dükkanın içinde kaç tur attım:) "Bir şey almalıyım" hissiyle çok gerekli(!) olduğunu düşündüğüm geri dönüşmüş defter, "s" harfli deftercik, Tekel kibrit kutusu baskılı defterler, kedili kart, çocuklara isim-hayvan-bitki oyun kağıtlarını aldım, bazıları hediye olacak. Adamlar haklı, başa dönersek; hiçbir şey gereksinim değil ama hepsini almak istersin!
E ne yapalım, herkesin bir defosu var:)
Blog takipçisi iseniz "a ben bu Kağıthane`yi bir yerlerde daha okudum" diyebilirsiniz, ki muhtemelen o yerlerden biri de budur!
Ek olarak kurcalamak isterseniz adresler:
Karaköy Dükkan: Kemankeş Caddesi No:11 Karaköy/İstanbul
Twitter: kagithanecomtr
Pinterest: Kagithane
Facebook: Kağıthane Hauseofpaper

Hazır oralara kadar gitmişken bir adres daha var atlanmaması gereken: Julius Meinl, telaffuzu zor olduğundan asıl adıyla Karabatak!




Julius Meinl, Viyana`da bir kahve üreticisi olup 1862`de kurulmuş. Firmanın logosu aslında elinde kahve fincanı tutan fes takmış bir Arap çocuğu iken 1999`da yenilenen logosuyla yaklaşık bugünkü haliyle karşımıza çıkar. Viyana ve kahve arasındaki ilişkiyi bu esnada biraz açmak gerekir.


1683, II.Viyana Kuşatması sonunda Osmanlı orduları geri çekilirken arkalarında çuvallar dolusu kahve çekirdekleri bırakırlar. Viyanalılar bunlarla ne yapacaklarını bilemez, hatta hayvan yemi zannederler. Osmanlıları çok iyi tanıyan Georg Franz Kolschitzky (Ukrayna asıllı Polonyalı, hikayesi oldukça ilginç), çuvalların kendisine verilmesini ister ve Schlossergassl`de ilk Viyana kahvesini açar. Hatta iyice tanındıktan sonra kahveyi Yeniçeri Kıyafeti ile sunar. Denemelerden sonra süt ve şeker ekleyerek Viyana`nın geleneksel kahvesi Melange`ı yarattığı söylenir.
Hikaye kısaca bu ve Julius Meinl logosu kahveyi Viyanalılarla tanıştıran Osmanlı`ya ithafen çizilmiştir.

Tam bir kahve tiryakisi olduğumu söyleyemem. Ama benim için bir şeyin hakkını vermek, içerken keyif almak önemli. Dolayısıyla 'coffee to go' tarzı kahveler, kağıt, plastik içinde sunulanlar bana göre hiç değil. Nasıl ki rakı için rakı masası, çay için ince belli bardaktan sallama olmayan çay benim olmazsa olmazımsa kahve için de hakkını vermek lazım diye düşünürüm.

Türk Kahvesi severim, bazen de evimde filtre kahve içerim. Ama Viyana`ya gittiğimde kahvelerin tadına gerçekten doyamadım. Sadece tadından değil, kahve kültüründen de etkilendim sanırım...


Karabatak`a geri dönersem; eski bir torna atölyesi olan bu yüzyıllık bina uzun bir tadilat sonunda yenilenerek bugünkü haline gelmiş. Karabatak, adı gibi arka sokaklara saklanmasına rağmen bulmak hiç zor değil.
Menü kahve ağırlıklı olsa da çay da mevcut. Bunun yanı sıra karnınızı da doyurabilirsiniz tabii ki.
Çok hoş ve sakin bir ortamda harika kahvenizi içip kitabınızı okumak veya kablosuz internetten de yararlanmak mümkün. Yolunuz düşerse diye adres aşağıda:
Kemankeş Mahallesi 
Kara Ali Kaptan Sokak 7 Karaköy
www.karabatakkarakoy.com
---------------------------------------------------
Başka başka Semi`den ne haber?
Hafta sonu CISV`den iki çocuk misafirim olacak. CISV nedir, hangi ülkeden gelecekler, onları nereye götüreceğim, benimkilerle birlikte toplam dört erkek çocukla huni takmadan nasıl günler geçireceğim diğer post konusu olsun:)