çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2013 Çarşamba

Basit İşler, Yeşil İşler

Basit işleri seviyorum. Basit için TDK tanımına bakarsak: "Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı" diyor. E ne güzel işte! Hayatı zorlaştırmanın anlamı var mı!
Benim sevme nedenlerim belli:
  • Sabırsızım. 
  • Çok uğraştığım işler genelde hayal kırıklığı yaratır. Ya da şöyle, çok didiklersem sonuç hüsran olur.
  • Basit işler bazen etkili sonuçlar çıkarır, bunu görmezden gelemem. 
  • Kabiliyetim basit işler üzerinedir, geri kalanlar bahanedir!
Yeni bir eve taşındığımda ev ev olmaya ne zaman başlıyor biliyor musunuz? Sağa sola sehpa üstüne, cam kenarlarına, hatta banyoya, boş bulduğum yerlere bitkiler, kaktüsler vs. yerleştirdiğim zaman evin tüm havası değişiyor, bir anlam kazanmaya başlıyor.
Yeşillikten çok anladığımdan değil, gözüme kestirdiğim bitkiyi de çoğaltmayı severim. Koyarım suya, kök salmaya başlayınca da ekerim. Bazen bir yere giderken hediye olur.
Bu yeşil sevdadan evdeki herkes de nasibini alır. Peer Ole birkaç sene önce doğum günü hediyesi olarak Bonsai istedi mesela:)
Hâlâ gözü gibi bakıyor, onu bile çoğalttık ama bitki olarak yani Bonsai yapmadık kendisini:) 
Yıllar önce Bonsai ile ilgili bir sergiye gitmiştik. Müthiş örnekler vardı, bilmem kaç yıllık. Çam ağacından, nar ağacına kadar. Orada biraz anlatmışlardı nasıl yapıldığını ama gözüm hiç yemedi. O apayrı ve zor bir iş:)



Sanırım bu satırları okuyan herkes bizlerin günlük yaşamda ne kadar çok şey tükettiğimizin farkındadır. Sadece evden çıkardığımız çöpe bakmamız yeterli bunu anlamak için.
Çöpleri ayırmak tabii ki güzel ve desteklenmesi gereken bir çözüm. Ama kabul edelim ki bunun ülkemizde çok yaygın bir uygulama olmadığı da ortada. Ayırdık diyelim, bunca plastik poşet nereye gidiyor? Hepsi geri dönüştürülüyor mu ki? Ya diğerleri? Gerek insanların cahilliğinden, gerek rüzgar etkisiyle deniz kenarlarına, ormanlara, yol kenarlarına...Kısacası her yere. Bu doğaya, doğal yaşama yaptığımız eziyetin ufakcık bir kısmı. Geçen sene hatırlarsınız belki, bir yürüyüş sonrası yazmıştım. Kuşların bizlerin sağda solda bıraktığı çöplerle nasıl yuva kurduğunu gözlerimizle görmüştük. (bkz. Go Semi Go)


Çözüm olarak ne yapabileceğimiz keşke çok basit olsaydı. Elimizden gelen sınırlı ve devede kulak aslında. "Az tüketmek" slogan olmalı. Poşet belasından tam olarak kurtulmak tabii ki zor. Bazı marketler doğada çözünen poşet kullanıyor, bazı mağazalar da. Bu konuda yıllardır duyarlı olan Migros var mesela, Metro`da da poşetler ücretli ya da TEMA`nın bez çantalarını alıyorsunuz. D&R, Tchibo, Watsons, LC Waikiki, C&A gibi aklıma ilk gelen bu mağazalar da doğada çözünen poşet kullanıyor. Yazıldığına göre "Bu ürün doğaya bırakıldığı zaman 12-24 ay içersinde bozulacak toprağa gömülmesi halinde mikroorganizmaların, nemin ve oksijenin bulunduğu ortamda ASTM D 6954-04 standardında belirtildiği gibi biyolojik olarak kırılıp doğada bulunan basit materyallere dönüşecektir." Koroplast firmasının doğada çözünür çöp torbaları da mevcut.


Benim tüketme kalemlerim arasında sanırım kıyafet en son geliyor. İhtiyaç ötesine zor geçer, moda takibi bizim eve uğramaz, bulunsa da mutlaka tesadüftür, moda olsun diye alınmamıştır. Kai Felix, mümkün olduğunca Peer Ole`nin eski kıyafetlerini giyer, tıpkı bizim çocukluğumuz gibi. Giymediğimiz kıyafetler ihtiyaç sahiplerine gider, giyilmeyecek durumdakiler de farklı şekilde değerlendirilir. Okul Aile Birliği olarak okulda bununla ilgili farklı zamanlarda organizasyonlar yaparız, gerek kıyafet, gerek kitaplar bazı okullara ulaştırılır.
Sakın bunları anlatırken kendimi "kusursuz" hissettiğimi düşünmeyin. Keşke olsam, keşke herkes kendisini çevreye duyarlı olmakla yarıştırsa...
Birlikte öğreniyoruz, uygulamaya çalışıyoruz. Sizin de konuyla ilgili anlatmak istedikleriniz varsa mutlaka yazın. Çevreye duyarlı firmaları, yapılan güzel uygulamaları bilelim ve destekleyelim ki sayıları çoğalsın.

22 Mayıs 2012 Salı

Özeti Geç, Belgeseli Oku, Son Durak Çinli Fosil

Ben istediğim kadar taslak hazırlayayım, fark ettim ki, konular tarih olmuş ben hala taslak peşindeyim. 14 günü tek tek anlatmaya kalksam başta ben sıkılırım, ki hepsinden ayrı post olur.

Geriye doğru hızlı bir geçişle sonrasında bugün ne yazmak istiyorsam oraya geleyim:

  • Geçen yazının devamı gibi; dün çocukların okuluna Serdar Kılıç geldi. Velilerin katılımı söz konusu değilken ben maydanoz olup katıldım! Detayları belki bir gün yazarım:)
  • Hafta sonunu Cunda`da ailece yenen güzel bir rakı-balık akşamıyla sonlandırdım.
  • Cuma akşamı organizasyonunda görev aldığım gecede 19 Mayıs`ı layıkıyla kutladık. Bir anekdot; biraz süs püs yapınca, Peer Ole "anne sen hiç kendine benzememişsin" dedi:) Bu bir iltifat mı????
  • Geçen hafta ablam misafirimizdi. Nihayet çilek yedik! Özlemişim Ereğli çileğini, taklitlerinden sakının!
  • Haftalardır gitmediğim sinemaya ayak bastım: Can Dostum (The Intouchables) Gerçek bir hikayeden uyarlama olan filmin IMDb`den aldığı karne notu da 8,5. Driss rolündeki Omar Sy, oyunculuğuna dikkat çekilesi isimlerden...Tavsiye olunur:)
  • Geçen hafta 19 Mayıs gecesi için kılık kıyafet bakınırken ne kadar eksik bir kadın olduğumu anladım.
  • Defalarca gittiğim İznik`e bu kez davetli olarak gidip küçük bir grupla yeni yerler keşfettim. Daha önce müze olarak girdiğim Ayasofya Kilise/Cami`nin, Diyanet İşleri`ne devredilip geçtiğimiz kasım ayından beri cami olarak ibadete açılmasının şaşkınlığını üzerimden atamazken içeri girince anladım ki, ne restorasyonu, ne camisi! Bir platform, bir kürsü....buyrun bakalım, etrafında ibadet edebilecek bunca güzel cami varken, dünya tarihi içinde bu denli önemli bir yapıyı doğru dürüst restore edip müze olarak tüm dünyaya sunmak varken bu neyin kafası...
  • Geçtiğimiz günlerde evin haylaz kedisi Muddel iyileşip (bir ara hastaydı, pek masumdu), keşfettiği kuş yuvasından bir yavru çaldı. Yavruyu kurtardım ama tahmin edersiniz ki yaşamadı:(( Şimdi gözü hala yuvada, benimki de Muddel`ın üstünde...

Gelelim altını çizmek istediğim diğer konuya...

"Algıda seçicilik" tam da böyle bir şey! Etrafınızda olan bitenle ilgilenir, bazen de bir cımbız gibi çekersiniz...Bu yönde dikkatimi çeken bir belgesel oldu bu defa.
Fatih Akın`ın film başarılarının yanı sıra, hayattaki duruşu da, hassasiyeti de benim için şapka çıkarılacak türdendir. Bu kadar çok kültürlü bir bölgenin hamuruyla yoğrulup, bunu avantaj olarak hayatına, filmlerine yansıtabilen ender insanlardan biridir.
Hatırlayanlarınız vardır muhakkak, Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul (İstanbul Hatırası), İstanbul`un müzik kültürü üzerine yaptığı bir seyahat, belgeseldi. Tam arşivliktir, Türkiye`yi, İstanbul`u tanımak isteyenlere farklı bir müzikal yolculuk yaptırır.
Bu kez çektiği belgeselin hikayesi ise aslında Yaşamın Kıyısında filminin Trabzon`daki çekimleri sırasında başlar. Çamburnu`nda kurulan çöp depolama alanını görüp, duyarsız kalmayıp, yetkili yerlere durumu iletir, ancak zamanın Çevre Bakanı Osman Pepe`den aldığı cevap: "Sen bu işlere kafanı takma, git uslu uslu filmlerini çek" olur. O da söz dinler ve gider: yöre halkının, Çamburnu  Belediye Başkanı`nın çevreci mücadelesini konu alan bir belgesel çekip geri gelir!
Birkaç gün önce de Cannes`da  "Cennetteki Çöplük" gösterildi. Dünyayı, Türkiye`yi çok meşgul eder mi bilmem, şu kadarcık izleyebildiğim bölüm bile bana yetti! Filmin eylül ayında Türkiye`de vizyona girmesi bekleniyor. Bir cezalandırma yöntemi olarak belgesele çok alışkın olan halkımız salonu umarım doldurur. Dilerim ses getirir, uyuyanlar güzellik uykularından uyanır!

Gazeteci Onur Baştürk belgeseli Cannes`da izleyenlerden, film hakkında kısaca şöyle diyor: 
"......belgeseli izlerken o kokuyu duymamak/hissetmemek elde değildi. Ve tabii utanmamak, "yazıklar olsun" diye kahrolmamak, gözyaşlarına hakim olamamak da!
"....kısa vadeli çözümler, umursamaz tavırlar, şahane bir bürokrasi ve giderek tüm neşesini/canlılığını yitiren bir köy hayatı....Fatih Akın gerçekten muhteşem bir iş yapmış. Adım adım takip etmiş tüm yaşananları. Yanı sıra köy hayatını da anlatmış. En yaşlısından gencine, belediye başkanından sanatçısına kadar tüm köye söz hakkı vermiş, onların yaşantısına sızmış kamerasıyla. Bu açıdan bakıldığında da çok büyük bir iş Cennetteki Çöplük."        
(Belgeseli bir de Fatih Akın`dan dinlemek isterseniz, buraya...)

Fosilimizi de yaptık, nefes alabiliriz!

Fazla gezindim farkındayım ama çocukların baskısı var üzerimde, mutlaka bunu da eklemem lazım.(mış.)

Son derece basit bir örnek, zorlaştırmak istesem hamuru da kendim yapardım icabında:) Ama yapmadım, evdeki ıvır zıvır dolabından aşırdık. Uygun oyuncakları getirip bastılar üzerine...Minik dinazorlar, hani şu kazı setlerinden çıkanlardan, 5 dk.da kazınıp, 5 saat ev temizlediğiniz:)
Kai Felix dinazorlardan birinin altını basınca anladık ki o da Çinliymiş! Peer Ole hiç atlamaz böyle şeyleri, "oğlum senin fosil Çinli çıktı" deyip kızdırmakla meşgul şu sıralar Kai Felix`i...


Soldan sağa: Peer Ole, Kai Felix, ben! Bu yaz kolyelerimizle yakarız ortalığı!