Bazen denk gelirsiniz, karşınıza çıkan biri öyle bir bakar ki, altyazıda şunu okurum ben: "ne alaka yani bienal?!" Ya da annem gibi: "Nasıl bir şey o?" "Merak etme anne, kötü bir şey değil. Sergi gibi falan yani" Bizim bu telefon konuşmalarımızı bir tasarımcı duysa ağlar herhalde:))
Bienale gitmek için 'bir şey' olmanıza gerek yok aslında. Yaşadığınız şehre, ülkeye, dünyaya baktığınız açıyı değiştirmek veya sorgulamak için, bazı insanların nelere kafa yorduğunu anlamak için, gelecekte bizi daha nelerin bekleyebileceğini görmek için, dikkat çekilen noktalarda biraz olsun farkındalık kazanmak için.....ve kendinize göre pek çok nedenden dolayı bienale gidilir!
'Eee anlat bakalım' kısmı ise en zoru sanırım. Hepsi mümkün olmasa da akılda en kalıcı olanlar, anlamlandırabildiğim en iyilerini kuru kuru geçmeyeyim, ki belki birilerinde bienal iştahı açılır:)
İstanbul: Kentsel Kılık (Ebru Salah)
Dönemler boyunca kılıktan kılığa girmiş İstanbul`un elbisesi ancak bu kadar şık olur derken projeyi okuyunca daha bir anlamlı hale geliyor: Çevre yolları kesme, iki yakayı birleştiren köprüler ve vapur hatları dikme, büyük kenstsel dönüşüm projeleri yama, kentsel yoğunlaşmanın olduğu rant alanları katlama, standart yapılaşma alanları kalıp olarak karşımıza çıkıyor.
Olağanaltı (Ceren Balkır Övünç, Elif Kendir B.,Emre Altürk, Nilay Yurtsever)
Kırılgan bir ortam burası. Birinin üzerinde bir film karesi:"istanbul, ya sen beni yeneceksin, ya da ben seni!..."Bir diğerinde boğazdan geçen 312.tanker, diğerinde lüfer, birinde vapur.... Belirlenen noktaya gelip, çenenizi dayayıp baktığınızda ise İstanbul Silüeti!
40 Nasihat Made in İstanbul (Özlem Berber, Sait Ali Köknar, Funda Uz, Ali Paşaoğlu, Yuvacan Atmaca, Özlem Ünsal)
Bahsi geçen 40 Nasihat`a tebessümle bakıyorsunuz. Gece yarısı İstanbul Hatırası dövme yaptıran, dam üstünde spor sahası olan okul, Galata Köprüsü balıkçısının olta sabitleyicisi....gibi kent nasihatleri görülmesi gerekenlerden:)
İstanbul -O- Matik (Cem Kozar, Işıl Ünal)
Sergide mutlaka bahsedilmesi gereken ama anlatması çok zor olan interaktif bir kent yapma oyunu aslında. Karşınızda üç boyutlu bir ekran ve yerde butonlar. TOKİ, politikacılar, yıldız mimarlar, turistler... Çok etkileyici!
Projenin yanındaki açıklama: "Bir Türk ailesinin Alman Federal Anayasa Mahkemesi`nde 1993`te kazandığı bir dava sonucunda, bilgi edinme özgürlüğü anayasal hakkının bir parçası olarak uydu anteni sahibi olabilmek ve Türk televizyonlarını seyredebilmek için kanuni izin çıktı."
Çanak içinde çanakları neden gördüğümüzü de anlamış olduk:)
İnşaat Ya Resulullah (Aydan Çelik)
Birikim dergisinin ekim 2011 sayısının kapağı bu kez bienaldeki Musibet sergisinin bitişinde uğurluyor bizleri ve yutkunarak yorumsuz kalıyorum ben de:)
İstanbul Modern`de görebilecekleriniz bu kadar değil tahmin edersiniz:
"Giysi Takası", "İslam, Cumhuriyet, Neoliberalizm", Soundspace", "Bilinmeyenin Gerçek Dışı Durumu","İzmir/Deniz" Töztepe", "Ben Başkan Olsam"... benim için diğer öne çıkanlar.
Bienalin diğer adresi Adhokrasi sergisi için Galata Özel Rum İlköğretim Okulu`na devam ettik.
Sergi binası müthiş!
Okul, demografik sebeplerden dolayı 1988 yılında kapanmış, 2001 yılında anaokulu olarak tekrar hizmete açılmış ancak 2007 yılında öğrenci yetersizliğinden dolayı bir kez daha kapanmış. Sınıfları hayal ederek yürürken, kimi odaların kapılarının yanlarında müdür, müdür yardımcısı tabelalarını görünce içim burkuldu ister istemez...
Imagine (Pedro Reyes)
Bu serginin en çarpıcı projesi Meksika`dan. Pedro Reyes, 2008`den beri yasadışı silahların gönüllü olarak bağışlanması için kampanya düzenlemiş. El konulan silahları gitar, flüt, bateri gibi farklı müzik aletlerine dönüştürüp bir orkestra ortaya çıkarmış.
Bu projeyi, İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Özlem Yalım Özkaraoğlu şöyle anlatmış:
"... Müzik enstrümanlarına dönüştürülen silahların gerçek olması ve özellikle de Meksika'dan gelmesi, nakliye işleminin başlı başına bir zorlu bir süreç olacağının habercisiydi. Enstrümanları, İstanbul Tasarım Bienali'nin 'Adhokrasi' sergisine getirmek için eylül ayı başında Pedro ile konuşmaya başladık. Nakliyat için öncelikle içişleri bakanlığından izin belgesi alınması gerekiyordu. Uzun süren yazışmalar ve pek çok hayır cevabı bizi yıldırmadı. Tüm bu işlemler için neredeyse tüm İKSV çalışanları iki-üç hafta durmadan çalıştı. Bir aylık çalışmanın sonunda emeklerimizin karşılığını aldık, müzik enstrümanları özel olarak hazırlanan korumalı dört sandıkla Mexico City'den Paris aktarmalı olarak İstanbul'a vardı. Enstrümanlar İstanbul'a ulaştığında Tasarım Bienali ofisinde kutlama yapıldı. Bienalin açılış kokteylinde Gevende grubu bu aletleri kullanarak bir konser verdi, gerçek bir kutlamaydı...."
Adhokrasi sergisinde yaratıcılık ön planda. Mikro Hava Araçları, Tost Makinesi Projesi, Doğaçlama Makinesi, Şeffaf Araçlar, Kendi Kendinin Hediyesi Ol, Taşıttan Projeler, Toki Kullanıcıları İçin Hayatta Kalma Kılavuzu, İnsansız Hava Aracı bunlardan bazıları sadece.
Kendi Kendinin Hediyesi Ol, maalesef mola verdi ordayken, göremedik. Ancak oldukça ilginç, bir platform üzerinde önce vücudunuz Kinect sensörler tarafından taranıyor ve birkaç dakika içinde kendi üç boyutlu modelinizi elinize alabilirsiniz. Çalışırken değil ama sonuçları gördük:)
Atladığım, anlatmadığım, fotoğraflamadığım projeler var elbet. En iyisi gidip kendiniz görmeniz, yorumlamanız. Buradakiler tadımlık sonuçta:) Geç kalmayın, son tarih 12 aralık!
Gerekli bilgi için:
İstanbul Tasarım Bienali
İstanbul Modern
Güzel bir gündü. Bir de bu günü bir blog dostumla yaşayınca çok daha özel oldu:)
Sevgili Sezer (Klio`nun Şarkısı) ile uzun zamandır buluşma konusu vardı aramızda. Kuru kuru buluşup kahve içmeyelim deyip bienalde buluşmaya karar vemiştik, isabetli de oldu.
Bir sonraki buluşmada belki daha kalabalık oluruz, ne dersiniz oradakiler?
Fotoğrafların tümü bana aittir. Lütfen izinsiz kullanmayın.


















