kaneviçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaneviçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2011 Pazartesi

Karın Ağrısı Mevzuu

Geçtiğimiz hafta bloğuma yazmamaktan kaynaklı karın ağrımı gidermek pazar gününe kaldı. Daldan dala atlayacağımı baştan söyler rahat okuyun diye ara başlıklar attığımı da eklemek isterim. Buyuralım bakalım:

Kedi aşkına!
Sevgili eşimin annesi (kayınvalide demeyi hiç sevmedim bir türlü) kedileri tutkuyla sever, evde hep bir kedi vardır baktığı. Kediler evde kraldır, kraliçedir.

Oturma odasına girdiğinde ayağa kalkıp el öpmediğimiz eksiktir. Yerini hazır ederiz, gerekirse öksürük, aksırık durumlarımızı erteleriz. Bu duruma tezat, kendisi simsiyah olduğundan çalışma odasındaki siyah koltukta şekerleme yaparken üzerine oturmuşluğum da vardır ama aramızda sır olarak kalmıştır:)
Annemize yıllardır almadığımız kedi kitabı, kedi biblosu, kedi tabakları, kedi takvimleri ve bilumum ıvır zıvır kalmadı. ('bilumum' imiş doğrusu, ben 'bilimum' biliyordum, TDK`ya hürmetler...) Bu hafta birkaç günlüğüne de olsa yol gözüktü bize. Aklıma sevgili Okuyan`nın bloğunda paylaştığı ve benim de kaydettiğim kediler geldi. Teşekkür ediyorum paylaşımına...Zevkle işledim, renk geçişleri olmadığından oldukça kolaydı. Çerçevelenince işi bitmiş olacak.

Fındık yiyen kedi mi olur?
Olurmuş....Kai Felix`e "Yerli Malı Haftası" dolayısıyla verdiğim fındıkların bir kısmı çantasına dökülmüş.(bu arada bilmem ne marka kek ve gene bilmem ne marka meyveli yoğurt 'yerli malı' olmuş, haberimiz yok. Bazı değerleri Çinli kardeşlere kaptırdığımız doğrudur ama bu kadar demedik hani. Gönderen anne benim için yılın annesidir!) Çantayı komple boşaltıp temizlemeye çalışırken evin fesat kedisi Muddel gelip bir iki mırladı. İşimiz vardı ilgilenmedik. Çantanın derinliklerinden çıkardığımız fındıkları bir kenara ayırdık. Arkasından bir kırt kırt sesler, bizimki öyle bir iştahlı fındık yiyordu ki, elimle topluyorum elime atlıyor utanmaz:) Daha önceki kavun yeme skandalından sonra bu da üzerine 'bonus' oldu! (bize de anlatacak bir şey çıktı fena mı:))

16 Aralık 2010 Perşembe

Noel Yaklaşırken...

Daha önce sinyallerini verdiğim 'runner' bitti, yerini aldı, lezzetleri birbiriyle yarışan Noel kurabiyeleri ve bisküvileri eşlinde misafirlerini ağırlamaya çoktan başladı.



Her yıl olduğu gibi Noel Baba ve melek de kitaplığımda oturup zamanlarının tadını çıkarıyorlar:


20 Ekim 2010 Çarşamba

Ortaya Karışık, Yaşamın Ta Kendisi

Çöken tembellik bulutlarını kovalamanın tam da sırası...Böyle durumlarda insanın iç çığlığını atıp kendini sarsması gerektiğine inananlardanım. Tembellik kastım tabii ki üretkenlik boyutunda. Yoksa eylül ayı da kapasitemi zorlama derecesindeydi: okulların açılması, gelen-giden misafirler, doğumgünü partileri, yemeler-içmeler vs.derken doldurdum eylül ayını. Geçen ayın en eğlenceli yanı sanırım aşağıdaki pastaları yapmaktı. Oğlumun birinin korsanlı, diğerinin de inşaat temalı pasta siparişlerini itina ile yerine getirmenin mutluluğuydu sanırım bu...



Tüm bu mutlu tantanaları atlattıktan ve kendimle başbaşa kaldıktan sonra içim kıpırdanmaya başladı. Bizim ailenin tek kültürlü olmadığını, "multikulti" olduğumuzu sanırım bloğumu takip edenler kıyısından köşesinden anlamışlardır. Önceliğini 'insan olmak' üzerine kurduğumuz ailemiz, bu durumu çok iyi değerlendirip, ufak tefek zorlukları görmezden gelir, tam tersi tüm güzelliklerin keyfini sürer. Noel de bu keyiflerin en çok yaşandığı zaman dilimi...
Yaklaşan Noel zamanı ile birlikte, daha önce yurtdışından aldığım sadece ortası oval şeklinde kaneviçe, diğer taraflarında dokusunda melekler olan 'runner'ı işleme fikri gündemime düştü. Fotoğraftan da anladığınız gibi bu henüz bir önizleme kıvamında, tamamladığımda huzurunuza bir kez daha çıkacaktır şüphesiz...

23 Haziran 2010 Çarşamba

"...bir yağmur çok uzaklardan çağırıyor, gelirsen severim diyor..."Teoman

Yağmuru severim, hem de çok. Ne zaman yağsa aklıma öncelikle küçüklüğüm gelir, sonra da Teoman`ın 'Yağmur' u....Küçükken yağmur yağınca annem dışarı çıkarmazdı, sebebi ıslanmam değil, toprak yememdi! Biraz benim hafızamdakiler, biraz da anlatılanlar doğrular bu cümlemi. Severdim yağmur kokusunu....Hala severim ama toprak yemem mazide kaldı:))

Hava tam dikiş havası derken geçtim makinanın başına.... Ne ilginçtir ki, kafamda ne vardı, ne diktim. Böyle durumlarda genelde iç sesim ne derse o olur:

29 Nisan 2010 Perşembe

Kitap Ayracı "PÖTİ"

Çok severim pötikare kumaşı... Belli oluyor sanırım:) Bu kez de bir kitap ayracı nasibini aldı...Hem üzerine kaneviçe "kitap kurdu" işledim, hem keçeden yaptığım kalbi kullandım. İşin dikiş kısmına gelince ise zorlandım, daha doğrusu makine dikişini bu tarzda bir çalışmaya yakıştıramadım. O yüzden de söküm işleminden sonra el dikişine karar verdim, bence çok daha güzel oldu!

22 Mart 2010 Pazartesi

Civcivli Minik Çocuk Çantası



Geçen yazıda da belirtiğim gibi bu aralar yine etamine sardım. Etamin gerçekten güzel bir malzeme, biraz renk kullanıp, biraz da içine sevgi katıp işleyince model basit bile olsa kumaş bambaşka bir güzelliğe dönüşüyor.  Bu minik çanta hakkında söyleyecek fazla bir şey yok. Elimde kalan mavi bir etamin vardı, civciv işleyerek değerlendirmiş oldum. Arkası düz mavi bir kumaş, o da yine elimde mevcut olanlardan. Çocuklar için ne yapsam daha bir sevimli oluyor, alıp karşıma tablo gibi izliyorum:)

16 Mart 2010 Salı

Yarı Kaneviçe Çanta

Kaneviçeyi severim. Yıllardır bitmeyen bir örtüm var mesela, öyle bir model seçmişim ki bitiremiyorum. Tabii bunun ana sebebi sürekli oturup işlemek için fazla sabırsız olmam. Tam bana göre diyebileceğim modeller ise basit olanlar, fazla renk geçişleri olmayan, sade motifler. 
Geçenlerde tekrar kaneviçe yapayım diye elimdeki modelleri şöyle bir karıştırdım. Basit mi basit bir model buldum. Aslında dergide bu modelden çocuk odası için perde, paspas falan yapıp epey fazla işlemişler, ben o kadarına girmeyip aşağıda gördüğünüz gibi işleyip çanta olarak tamamladım.

Çocuklar ve çocuk ruhlu herkes için hoş bir çanta oldu. Ne dersiniz?