kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2018 Salı

Bir Sergi ve bir Kitap Önerisi: 1970`li Yıllarda Hayatımız

Şehrimizdeki en iyi müzelerden biri olan Bursa Kent Müzesi`nde aralık ayından beri şahane bir sergi var: Bursa`da Arabesk Yıllar 
1970`li yılları anlatan sergi elbette sadece Bursa ile sınırlı değil. O yıllarda bizi neler etkiledi, radyodan sonra televizyon hayatımızda neleri değiştirdi, dönemin sanatçıları, dizileri, Bursa ve ülkemizden haber başlıkları ile hem gülümseten hem de duygulandıran bir sergi.
Yaşımdan dolayı benim de birçoğunu hatırladığım o yılların anlatımı, sergiyi annemle gezince daha bir anlamlı hale dönüştü. Bir eşyanın önünde durup "a bu bizde vardı" dediğimiz ya da bir şeyin reklamını görüp cıngılının kulağımızda çınladığı anlar çok oldu.
Sergi, o yılları bilenler için çok anlamlı ve duygu yüklü olsa da bilmeyenlere de ülkemiz tarihinden önemli bir kesit aktarıyor. Çocukluğumdan ufak tefek bazı notları da yazdığım sergi izlenimim umarım size keyifli bir okuma sunar.


30 Eylül 2016 Cuma

100 Şarkıda Memleket Tarihi

Bir süredir elimin altında bir kitap var: 100 Şarkıda Memleket Tarihi 


Okundu bitti diye kenara bırakılacak bir kitap değil, klişe tabirle arşivlik. Tarih ve müzik bir arada, daha ne isterim! Memleket tarihinin önemli olaylarının şarkılı türkülü kayda geçmiş hali diyeyim kısaca. Murat Meriç`in seçtiği 100 şarkı içinde (kitabın sonuna eklenmiş bir de bonus bölümüyle az biraz fazlası) ya sözlerini ya da müziğini hatırladıklarımız da var, ilk defa duyduklarımız ya da şarkıyı bilip hikayesini hayretler içinde okuduklarımız. Bazıları ise çocukluk, gençlik anılarımız..

18 Haziran 2015 Perşembe

Yaz Tatilinde ne Okunur?

Tatilde çocukları ödevlerle, testlerle sıkma taraftarı hiç olmadım. Doyasıya yaşasınlar günlerini, ilerde tatil denince anlatacak bol bol çocukluk anıları olsun. Falanca tatilde ne kadar eğlendiklerini, filanca yerde neler gördüklerini anlatsınlar... Hangimiz istedik ki yaz tatilinde oturup ödev yapmayı! Evet, bir de gerçekler var tabii, onu da başka bir zaman konuşalım:)

Çocukların okulu yaz tatili ödevleriyle birlikte "okumanızı önerdiğimiz kitaplar" başlığı altında mutlaka bir okuma listesi veriyor. Ek olarak okuduktan sonra da doldurması için kitap inceleme formu ve hikaye haritası. Sabit birkaç kitaptan ziyade böyle bir liste olması iyi. Kaldı ki bu liste dışından da okunsa kabul görüyor, bir sınırlama yok yani. Okulun listesi şöyle:

23 Eylül 2014 Salı

İsigami Kitabı Çıktı!

Heyecanlı ve güzel bir haber vermek için İzlanda yazılarına ufak bir ara veriyorum.
Konumuz henüz taze bir kitap!
İsmet Apaydın`ın kim olduğunu ve İsigami`nin ne anlama geldiğini blogun sıkı takipçileri zaten çoktan biliyor. En son yazımı ise İsmet Apaydın`ın İsigami kitabı için hazırlandığını duyurarak bitirmiştim. Ve bir yıllık süreç bitti, kitap 6 Eylül`de piyasaya çıktı!
İsmet Apaydın`ın hikayesine ve İsigami`ye baştan beri çok inandığımdan inanın sanki benim kitabım gibi sahiplendim ve çok sevindim. Bu kadar yaratıcı ve yetenekli bir insanın başarıya ulaşacağından hiç kuşku duymadım zaten. Buradan bir kere daha tebrik ediyorum kendisini...


13 Şubat 2014 Perşembe

Yeter ki Oku!

Kitaplarla olan ilişkimden önceleri de bahsetmiştim. Çok net diyebilirim ki iyi bir okuyucu değilimdir. Bir kitabı elimden düşürmeden saatlerce okuyamam. Çabuk sıkılıp kitaptan kitaba geçebilirim, hızlı da okuyamam. Yani kötü bir okuyucuda olması gereken her tür özellik bende mevcut.
Buna rağmen son birkaç aydır süregelen ve ısrarla "oku" diyen bir güç var etrafımda. Aşağıda sıraladığım tüm kitapları ilgili sosyal medya hesaplarından kazandım! Bir şeyler kazanma konusunda hiç bu kadar şanslı olmadım hayatım boyunca, darısı başınıza deyip tüm kitap kurdu dostların affına sığınarak kitaplar hakkında bilgi vermek istiyorum biraz.


22 Mart 2013 Cuma

Özendim. Kuş Gözlemcisi Olma Yolunda İlk Adımı Attım, Tüm Kuşlar Davetlidir

Bir iddiam yoksa da sözde 'örnek anne' olan ben, iş kitap okumaya gelince tökezlerim, düşerim, sınıfta kalırım. Kötü bir kitap okuyucusuyum ben, hem de en kötüsünden!
Evde kitap olmayan yer yok gibi. Mutfağında ufak çaplı bir kitaplık sahibi olan ender insanoğluyum. Yemek kitapları, baharat, peynir kitapları ya da gezi kitapları tamamı.
Oturma odası her köşede en afilisinden kule olmuş dergi yığınlarıyla dolu. Okuduklarımı zor atarım. (atmam zaten,  meraklısına veririm okunmaya devam etsin diye)
Yıllardır okumaya alıştığım, zevkle ve gülmeye çoktan planlı şekilde alıp biriktirdiğim Erdil Yaşaroğlu, Komikaze, Penguen kitapları var kitaplıkta. Bunu bilen ev halkı gider TÜYAP`tan annesi için Penguen kitapları alır gelir, ertesi gün okulda Türkçe öğretmeni tarafından azarlanır:) Yaşlarına uygun olmadığı, bozuk ve küfürlü bir Türkçe kullanıldığı için çok hoş bakılmaz karikatür kitaplarına. Haklı bir savunma mı, yoksa bu da bir kültür ve dünyalarına renk katar mı? Hımm...Tartışılır.
Kitaplığın bir kısmında da türlü türlü hobi kitapları ikamet eder: dikiş, kaneviçe, origami, çocuklarla etkinlik kitapları gibi.
Tüm bu çizdiğim tabloyla bir derdim yok aslında. Derdim yarım kalan, hatta hiç okumadığım kitaplarla. Bloglarda yazan roman, şiir eleştirilerine katılayım, yorum yazayım istiyorum ama çıkmaz benden:) Bahsedilen kitap ya yarım kalmıştır, ya henüz eve girmemiştir.
Kendisinin yapamadığının tüm intikamını çocuklardan çıkarmak isteyen modern(!) anneler gibi çocuklara sarıyorum ben de:)
Kitapçılarda ilk uğradığım bölüm çocuk kitapları. Okulun seçtiği kitapları onlardan önce veya onlarla birlikte ben de okuyorum. Günışığı Kitaplığı favorimiz: Bataklığın Kıyısındaki Ev, Büyük Tuzak, Karne Oyunu, Kim Takar Salatalık Kral`ı, 35 Kilo Tembel Teneke, Ağaçtaki Ev...
Bilimsel kitaplarda sıkı takipte olduğumuz ise Tübitak.

Ben de öğreniyorum onlarla birlikte. Kuş Gözlem kitabını elimden bırakamıyorum şu sıralar. Kuş türlerini say deseler 5-6`yı geçmez, hadi bilemedin 10!
Kitap küçük ama etkili olduğunu söyleyebilirim. En azından benim gibi "0 km" yola çıkanlar için:)

Şöyle bir açıklama ile başlıyor kitap:
"Elinizde bulunan kitabın orjinali Büyük Britanya bölgesindeki kuşlara yönelik hazılanmıştır. Bu nedenle kitapta yer alan kuşlardan birkaçı ülkemizde görülmemektedir. Kitabın çevirisi sırasında kuşlarla ilgili bazı bilgiler ülkemize uyarlanmıştır."

Kitabın ana başlıkları:

  • Nasıl kuş gözlemcisi olunur
  • Kuşların davranışları
  • Bahçe kuşları
  • Dışarıda gezerken
  • Yaşam alanları
Bunların yanı sıra kuş çizmeyi, plastik bir şişeden basit bir kuş yemliği yapmayı öğretiyor, her bölümde faydalı ipuçları veriyor. Bir de bonus olarak 40 kuş türünün sesinin yer aldığı CD hediyesi var ki, kitaba "artı" bir değer katmış.
Şu blog aleminde kuşlarla ilişkisine bakıp özendiğim dostlarım var. 
Öncelik tabii ki Bolat`ın, İstanbul İstanbul Olalı der ama o bir kuş gözlemcisi. Bolat`tan öğrenecek çok şeyimiz var!
Ta uzaklardan ama bizim Evin Delisi Başak`ın evinin önüne geçen sene yuva yapmış Amerikan Nar Bülbülü`nün yumurtalarının rengine hayran olmuş, tüm hikayeyi takip etmiştim, unutmadım.
Kuş camiasından son haber ise buralardan göçüp gitmeden yaptığı/yapmak istediği her şeyi yazan Ben Ölmeden diyen Güven dostumuzdan. Oturma odasına girip çıkan, yuva yapan ve yumurtlayan kumruların hikayesini de merakla izliyorum, yavrular çıkmadı henüz:)

Şimdi bu dostlara özenmemek elde mi? Kıskanıyorum uleynnn:)

Ben de Bolat`ın hep dediği gibi "lütfen başınızı kaldırın" diyorum.(nokta)
...........................................................................

Bahsi geçen adresler: 

Kitapta yer alan bazı adresler:
www.kustr.org
www.kusbank.org
www.yasayanbahar.org
www.kad.org.tr
www.dogadernegi.org
(Not: Verilen adreslerin bazıları açılmıyor.)

7 Mart 2013 Perşembe

"Ayak Topu"na Nerden Geldik?

Bugün biraz tüm hikayeyi başa sarıyorum ya da şöyle ortalara doğru. Bana en çok sorulan sorulardan birini cevaplamak ve biraz da belki birilerine kaynak olurum amacıyla.
İkili durumunda pek bir şeyin farkında değilken, hamile kaldığımda anladım ki hayatımda ben bir şeyi atlamıştım: çocuğumuzla nasıl konuşacağımızı! O zamanlar (yaklaşık 12 sene önce) bu konuda Türkçe hiç, Almanca bulabildiğim iki kitap* dışında elimde pek bir bilgi yoktu. Hamilelik kitaplarını bir kenara itip bu kitapları okumaya başlamıştım. Bu çocuk için bir şans mı, yoksa problem mi diye başlayan sorular devamında çok daha fazla soru getirmişti. Sadece iki dil değil, ikiden fazla da öğrenebileceği yolunda örnekler okumuş, kafam iyice bulanmıştı. Avantaj görülenin ne zaman dezavantaj haline dönüşebileceği kısmında ayıldım.
Pozitif yaklaşım şöyle der:
  • İki dilli büyüyen çocuk başka bir dili de tek dilli büyüyenlere göre çok daha kolay öğrenir.
  • Bu çocuklar dil konusuna daha çok ilgilidir.
  • Daha esnek ve daha rahat adapte olurlar.
  • Daha zeki olurlar.
Negatif yaklaşım ise daha sert:
  • Aynı anda iki dili öğrenmeye çalışmak çocuklar için yüktür.
  • İki dili de iyi bir şekilde öğrenemez.
  • Geç konuşurlar.
  • Ana diline sahip olamazlar.
  • Azınlık kompleksi oluşur.
  • Kendilerini vatansız ve kimliksiz hissederler.
  • Zeka seviyeleri geri kalır.
....gibi bu liste çok daha uzun.

Biz ne yaptık?


Bunları, yapılan araştırmaları gözden geçirip nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağımızı belirlemiştik. 
Kesinlikle ve kesinlikle çocukla herkes ana dilini konuşacaktı. Kendi aramızda ise duruma göre, sonuçta ikimiz de birbirimizin dilini biliyorduk.
Dilleri birbirine karıştırıp konuşmak ilerde çocuğun "ben Bahnhof`a gidiyorum" gibi bir cümle kurması demekti, ki biz bunu hiç istemiyorduk.
(bknz.gurbetçi örnekleri)
Bunun istisnası olarak; sadece kendi dilinde tam karşılığını bulamadığın bir kelimeyi orjinal halinde söylemek olabilirdi.
Ve biz bunları düşünürken planlamadığımız bir durum ortaya çıktı, ben 6 aylık hamileyken Polonya`ya taşındık!!!! Bunun anlamı yeni bir dil demekti! 
Peer Ole babadan Almanca, benden Türkçe ve çevreden Lehçe öğrenmeye başlamıştı. En iyi oyun arkadaşı ise Fransız bir ailenin kızıydı, Justine:)
Üye olduğum kulüp sayesinde (IFW, International Friends of Wrocław ) pek çok aile ve onların hikayeleriyle tanışmıştım. iki dilli ve çok dilli büyütülen çocuklarla...Bir düşünün: haftada bir veya özel günlerde toplandığımız kulüp binasında 0-6 yaş arası bir oda dolusu çocuk, hepsinin ana dili (hatta baba dili de) farklı ve birlikte oynuyorlar. Nasıl bir manzara!
Peer Ole sürpriz olmayan bir şekilde geç konuştu, bana uzun bir süre sadece "Mutter"(anne) dedi. Lehçe sorulan "Co to Jest?" (bu ne?) sorularına doğru cevaplar veriyordu.
Kelime bilgisi biraz artıp basit cümleler çıkmaya başlayınca farkına vardığımız bir şey olmuştu, kimi zaman tercüme ediyordu. Babasıyla oynadığı ufak çaplı futbol oyununu bana anlatırken "biz ayak topu oynadık" diye anlatıyordu:)) (tercümeye gel: Fußball:)))
Tüm bu tercüme durumları, kiminle hangi dili konuşayım kısmı kafasında yerine oturana kadar birkaç yıl geçti. 
Peer Ole 3 yaşına yaklaştığında biz tekrar Türkiye`ye taşındık. Bu kez Kai Felix`e 4 aylık hamileydim!!! Evet, bizim evde taşınmak için hamile olmak 1.kural:))


Türkiye`de evdeki durum aynıydı, çevre dili Türkçe olunca araştırmalarda geçen "pasif dil" "güçlü dil" kavramlarını daha iyi anladım. Türkçe güçlü dil olarak karşımıza çıktı, Almanca pasif olarak kaldı.
İşte aslında çoğu aile için kırılma noktası burası, siz kendi dilinizde konuşuyorsunuz ama o başka dilde karşılık veriyor. En kötüsünü düşünürsek pasif taraf pes ediyor, "nasıl olsa konuşmuyor", "uğraşmak için vaktim yok", büyüyünce de öğrenebilir nasılsa"gibi düşünceler de bunu destekliyor.

Zorluk yok mu?


Dil aynı zamanda kültür, sadece iki dilli değil, iki kültürlü büyümeleri demek. Bir kültürü yakından tanımanın yolu o dili bilmektir, hatta hakim olmaktır. Yazılmış tarih kitaplarını orjinal dilinde okuyabilmektir. Gidip görmektir, özel günlerdir, yeme-içme kültürü, geleneklerdir, yazılmamış toplumsal kurallardır...

Bu yüzden pes etmedik ama kolay olduğunu da söylemiyorum. 
Bir kere nereye giderseniz gidin 'turist' muamelesi görürsünüz. Bu Türkiye ise büyük ihtimalle kazıklanırsınız, müze girişlerinde 'yabancı' fiyatı ödersiniz veya görevliyle tartışırsınız:) İnsanlar olmadık bir yerde başka bir dil duyduğunda dönüp bakar, çok meraklı insanlarsa sorular bitmez.
Hele hele iki sarışın çocuk, isimleri hiç de Türk olmayan, başka bir ülkede Türkçe konuşursa...
Geçen yaz Hamburg`da yemeğe gittiğimiz mekanda yan masada oturan yaşlı bir çift Peer Ole ve Kai Felix her konuştuğunda dikkat kesildiler. Çocuklar çiftin köpeğini sevmek istediler, izin istediler falan. Epey sonra yaşlı kadın (80 yaş civarı) dayanamadı. Özür dileyerek özel bir soru sormak istediğini, kendisinin 4 dil bildiğini, yıllarca tercümanlık yaptığını ve dillerle çok ilgilendiğini müthiş bir kibarlıkla aktardı. Sonunda "çocukların konuştuğu dili bir türlü anlayamadım" dedi. "Türkçe" dedim, iyice şaşırdı. "peki nerden öğrendiler" diye sordu, "ben Türküm" dedim. Şaşkınlık katlandı ve yıllardır duyduğum şeyi bir kez daha duydum: "ama hiç benzemiyorsunuz" Türk`e benzememek övünülecek bir şey midir ki? İnsanlar çoğu zaman bunu iltifat gibi söylüyorlar. (ve sevinerek kabul edenler de var:)

Neler yapıyoruz?


Biz Almancayı desteklemek için onların ilgisini çekebilecek kitaplar aldık/alıyoruz. 
Bazı kitapların bir sayfası Almanca, diğer sayfası Türkçe. Bu kitapları bulmak da zor değil.
Oynadığımız 'memory' tarzı oyunlar Almanca ve Almanya ile ilgili.
Çizgi film/DVD izlenecekse Almanca tercih ediyoruz.
Yılda birkaç kez Almanya ziyareti yapıyoruz.
Peer Ole okulda İngilizce dışında Almanca seçti. İşin dil bilgisi kısmını da öğrenmeye başladı böylece.
Bu arada bir parantez buraya: ikisinin İngilizcesi de çok iyi. Hiç zorlanmıyorlar, dil öğrenmek her ne kadar biraz da ilgi/yetenek işi olsa da iki dilli büyüyor olmalarının bunda çok etkili olduğunu düşünüyorum.
Kai Felix okumayı öğrenince Almancadaki farklı harflerin nasıl telaffuz edildiği açıklanınca Almanca okumaya da başladı. Ve belki de en önemlisi eşimin hiç bıkmadan Almanca konuşmaya devam etmesi!

İki/çok dilli çocuk büyütmek aileden aileye, ailenin içinde bulunduğu sosyal çevreye göre farklı olabilir elbet. Her ailenin durumu farklı, her çocuk özel. Anne babanın birbirini desteklemesi çok önemli. Kitaplarda hepsi birbirinden farklı yüzlerce örnek bulursunuz. Ama emin olduğum, olumsuz yanlarını bir tarafa atıp bunu bir fırsat olarak görmek ve dolayısıyla elimizdeki imkanlarla en iyisini yapabilmeyi hedeflemek diye düşünüyorum. 

Çok dilli çok kültürlü çocukların hayatı inanın ki çok daha zevkli, eğlenceli ve toleranslı! 


Notlar: 

Bugünlerde kaynak olarak çok daha fazlası var mutlaka. Gene de benim faydalandığım bahsi geçen kitapları yazayım:

*Zweisprachige Kindererziehung - Bernd Kiefhöfer/Sylvie Jonekeit ISBN 3-923721-05-6
  Mit Zwei Sprachen Groß Werden - Elke Montaner ISBN 3-466-30596-9

Almanca-Türkçe yazılmış bazı çocuk kitaplarına örnekler:
Mein Erstes Türkisch Bildwörterbuch-ISBN 978-3-8112-3088-0
Küçük Beyaz Ayı ile Korkak Tavşan - Der Kleine Eisbär und der Angsthase-ISBN 3 314 01166 0
Gökkuşağı Balığı - Der Regenbogenfisch-ISBN 3 314 00664 0
Küçük Beyaz Ayı Nereye Gidiyorsun? - Kleiner Eisbär Wohin faerst Du?-ISBN 3 314 00665 9
Küçük Beyaz Ayı Beni Yalnız Bırakma! - Kleiner Eisbär Lass Mich Nicht Allein!-ISBN 3 314 00984 4

Güncelleme: Almanca-Türkçe çocuk kitaplarına ulaşmak eskisinden kolay: Amazon

14 Mart 2012 Çarşamba

Pi-shirt , Yaşasın 3,141592653589793238462643383...

Sizin için ne ifade eder bilmiyorum ama bugün Dünya Pi Günü! Bildiğimiz Pi, kısaca 3,14 deyip kesip attığımız, sonu olmayan, hesaplamaları hala süren...

8 Eylül 2011 Perşembe

Komşuya Kadar Gidip Geldim

Elimdeki pek çok fotoya bakarsam "komşuya doğru yola çıkma" kısmından hikayeye devam etmem şart sanırım. Sığacık, Teos marinadan yola çıkıp önce beton ve turizm harikası Kuşadası`na gelmemiz ve oradan Samos`a uzanan yolculuğumuz iyi başladı. Kuşadası`na gelmişken 'çocukların da gönlü olsun' kısmında Adaland'a gitmek olmazsa olmazımızdı. Avrupa`nın en büyüğü ve dünyanın en iyi 10 su parkı arasına sayılan Adaland`ı merak ederseniz tık tık yeterli:)
İşin komşu tarafı gayet kısa ama keyifliydi. Samos adası (Sisam), Türkiye`ye en yakın ada olup, matematikçi Pisagor`un doğum yeri olduğunu hatırlatsam ve de başka birşey yazmasam da olur sanki. Yemekler komşu teyze yemekleri, onlar mı bizden, biz mi onlardan konusunu geç, hemen hepsi lezzetli. Yanında Rakı yerine Ouzo, Efes yerine de Mythos....Daha fazla bilgim olsun derseniz yemek kitabının ötesinde bir kitap tavsiyem olur: Aynı Sofrada İki Ülke: Türk-Yunan Mutfağı, Engin Akın-Mirsini Lambraki (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, ISBN 975-458-484-2) Yok komşu yemeklerini daha çok merak ederseniz iki kitap daha tavsiyem  olur: A Culinary Voyage around the Greek Islands, Theodore Kyriakou (ISBN 978 184400 604 5) Kitabın yazarı guletiyle Yunan adalarını gezip turistlere yemek kursu vermekte diye de ekleme yapayım...Diğer kitap Chios (Sakız) adasından, sakızla yapılan yemekler üzerine: Mastiha Cuisine, Diane Kochilas (ISBN 978 960 89844 1 7)
Tamam tamam yetti sanırım, sevgili bloğumu yemek bloğuna çevirmeden önce birkaç fotoğraf da eklemem lazım:



26 Ağustos 2011 Cuma

Turta Anjelika


Bahçemizdeki bu harika eriklerin adı Anjelika imiş, balık hafızam unutmadan yazayım dedim. Can eriği ile mürdüm eriği arasında olan bu erik üstelik çok da faydalıymış. (Sanırım bütün erikler için geçerli yazılanlar):
"vücuda güç ve enerji verir. Beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri sakinleştirir. Kansızlığa iyi gelir. Erik sindirim sistemine de faydalıdır. İştah açıcıdır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürücüdür ve kabızlığı giderir. Vücuttaki zararlı maddeleri dışarı atmaya yardımcı olarak böbrekleri dinlendirir. Romatizmaya iyi gelir. Östrojen seviyesini dengelediği için özellikle menopoz dönemindeki kadınlar için faydalıdır."
Meyvelerin hepsi öyle ya da böyle faydalı, vitamin deposu vs.olduğuna göre demek ki tek bir meyveye takılmamak lazım:))
Geçen sadece fotoğrafını koymakla yetindiğim turtanın tarifini 'yoğun' istek üzerine sizlerle paylaşayım, bu arada turtanın adını defterimde de Turta Anjelika olarak değiştirdim...Ölçü olarak 'gr' kullanıyorum, biraz zor gelebilir, idare edersiniz değil mi?

Malzemeler
250 gr .un
Çay kaşığı kadar kabartma tozu
65 gr.şeker
1 paket vanilya (eğer varsa vanilya çubuğundan tercih ederim)
1/2 limon kabuğu rendesi (isteğe bağlı)
Birazcık tuz
1 yumurta
150 gr.tereyağ (oda sıcaklığında)
Tarçın

Hazırlanışı
Erikleri yıkayın, çekirdeklerini çıkarıp elma gibi dilimleyin. Biraz şeker ve tarçın serpip bekletin.
Un ve kabartma tozunu karıştırın. Daha sonra içine tuz, şeker, limon kabuğu rendesi, vanilya, yumurta ve tereyağını da koyup yoğurun. Yağlanmış kek kalıbınızı önceden ısıtın.
Hamuru kek kalıbının (26 cm.lik kullanıyorum) içine düzgün  bir şekilde yayın. Erikleri kabukları alta gelecek şekilde hamurun üstüne dizin. 170 derecede 40-45 dk.pişirin.
Yanında vanilyalı dondurma veya krema ile servis yapılabilir.
Not: Aynı tarifi elma ile de deneyebilirsiniz.

Ve tatil öncesi bir de çocukları olanlara kitap önerim var: Tübitak`tan mayıs 2011`de piyasaya çıkmış bu kitapları çok beğenerek aldım. Hem pek çok çocuğun sevdiği gibi çıkartmalı, hem de bilgi dolu.


İçinde 100`den fazla bitki ve hayvan mevcut olan bu kitaplarda, tanımları ve resimleri de kullanarak her çıkartmayı doğru bitiki ya da hayvanla eşleştiriyoruz. Bu arada yetişkinler olarak bazı hayvanları ilk kez gördüğümüzden bizim için de oldukça ilginç diyebilirim.
Tübitak kitaplarını mutlaka takip edin derim, hem çocukların dünyayı keşfi için çok faydalı, hem fiyatları da gayet makul.
Bu arada hepinize gönlünüzce bir bayram tatili dilerim...

14 Temmuz 2010 Çarşamba

"Bisküvi Adam"ın Bize Getirdikleri


Herşey tatil ödevi okuma kitapları listesiyle başladı. Kitapların arasından birkaç kitap seçtik, bunlardan biri de herkesin yakından tanıdığı Bisküvi Adam....Keyifle okundu ve okunur okunmaz da kitabın anlattıklarından çok 'bisküvi' kısmına kafa yoruldu ve "biz de yapalım, lütfennnn" denildi. Çocukları kırmak bizde adetten olmadığı gibi işin içine mutfak da girerse olaya keyifle atlanır.

Hamur bildiğimiz en basit hamur.... Un, tereyağ, şeker ve hiçbir kurabiyeden eksik olmayan bir tutamcık tuz....

Bisküvi adam şeklini ise elimizle yapmaya çalıştık, kalıp koleksiyonumuzdaki eksikliği fark ederek! Artan hamurlardan bir de kaplumbağa ve küçük küçük şekiller çıktı.

Çocuklar için en güzel bölüm elle şekil vermeye çalışırken bir yandan da çaktırmadan (ya da öyle sanarak) tıkınmaktı.(Bkz.foto)

Piştikten sonra gelen taleplere dayanamayarak üzerleri benmari usulü eritilen bitter ile kaplandı ve soğuması beklenmeden yalanıp yutuldu.

Bugün ne öğrendik: Çikolata kaplı olmayan bisküviye ben bisküvi demem! (çocukların gözüyle)