Geriye doğru hızlı bir geçişle sonrasında bugün ne yazmak istiyorsam oraya geleyim:
- Geçen yazının devamı gibi; dün çocukların okuluna Serdar Kılıç geldi. Velilerin katılımı söz konusu değilken ben maydanoz olup katıldım! Detayları belki bir gün yazarım:)
- Hafta sonunu Cunda`da ailece yenen güzel bir rakı-balık akşamıyla sonlandırdım.
- Cuma akşamı organizasyonunda görev aldığım gecede 19 Mayıs`ı layıkıyla kutladık. Bir anekdot; biraz süs püs yapınca, Peer Ole "anne sen hiç kendine benzememişsin" dedi:) Bu bir iltifat mı????
- Geçen hafta ablam misafirimizdi. Nihayet çilek yedik! Özlemişim Ereğli çileğini, taklitlerinden sakının!
- Haftalardır gitmediğim sinemaya ayak bastım: Can Dostum (The Intouchables) Gerçek bir hikayeden uyarlama olan filmin IMDb`den aldığı karne notu da 8,5. Driss rolündeki Omar Sy, oyunculuğuna dikkat çekilesi isimlerden...Tavsiye olunur:)
- Geçen hafta 19 Mayıs gecesi için kılık kıyafet bakınırken ne kadar eksik bir kadın olduğumu anladım.
- Defalarca gittiğim İznik`e bu kez davetli olarak gidip küçük bir grupla yeni yerler keşfettim. Daha önce müze olarak girdiğim Ayasofya Kilise/Cami`nin, Diyanet İşleri`ne devredilip geçtiğimiz kasım ayından beri cami olarak ibadete açılmasının şaşkınlığını üzerimden atamazken içeri girince anladım ki, ne restorasyonu, ne camisi! Bir platform, bir kürsü....buyrun bakalım, etrafında ibadet edebilecek bunca güzel cami varken, dünya tarihi içinde bu denli önemli bir yapıyı doğru dürüst restore edip müze olarak tüm dünyaya sunmak varken bu neyin kafası...
- Geçtiğimiz günlerde evin haylaz kedisi Muddel iyileşip (bir ara hastaydı, pek masumdu), keşfettiği kuş yuvasından bir yavru çaldı. Yavruyu kurtardım ama tahmin edersiniz ki yaşamadı:(( Şimdi gözü hala yuvada, benimki de Muddel`ın üstünde...
Gelelim altını çizmek istediğim diğer konuya...
"Algıda seçicilik" tam da böyle bir şey! Etrafınızda olan bitenle ilgilenir, bazen de bir cımbız gibi çekersiniz...Bu yönde dikkatimi çeken bir belgesel oldu bu defa.
Fatih Akın`ın film başarılarının yanı sıra, hayattaki duruşu da, hassasiyeti de benim için şapka çıkarılacak türdendir. Bu kadar çok kültürlü bir bölgenin hamuruyla yoğrulup, bunu avantaj olarak hayatına, filmlerine yansıtabilen ender insanlardan biridir.
Hatırlayanlarınız vardır muhakkak, Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul (İstanbul Hatırası), İstanbul`un müzik kültürü üzerine yaptığı bir seyahat, belgeseldi. Tam arşivliktir, Türkiye`yi, İstanbul`u tanımak isteyenlere farklı bir müzikal yolculuk yaptırır.
Bu kez çektiği belgeselin hikayesi ise aslında Yaşamın Kıyısında filminin Trabzon`daki çekimleri sırasında başlar. Çamburnu`nda kurulan çöp depolama alanını görüp, duyarsız kalmayıp, yetkili yerlere durumu iletir, ancak zamanın Çevre Bakanı Osman Pepe`den aldığı cevap: "Sen bu işlere kafanı takma, git uslu uslu filmlerini çek" olur. O da söz dinler ve gider: yöre halkının, Çamburnu Belediye Başkanı`nın çevreci mücadelesini konu alan bir belgesel çekip geri gelir!
Birkaç gün önce de Cannes`da "Cennetteki Çöplük" gösterildi. Dünyayı, Türkiye`yi çok meşgul eder mi bilmem, şu kadarcık izleyebildiğim bölüm bile bana yetti! Filmin eylül ayında Türkiye`de vizyona girmesi bekleniyor. Bir cezalandırma yöntemi olarak belgesele çok alışkın olan halkımız salonu umarım doldurur. Dilerim ses getirir, uyuyanlar güzellik uykularından uyanır!
Gazeteci Onur Baştürk belgeseli Cannes`da izleyenlerden, film hakkında kısaca şöyle diyor:
"......belgeseli izlerken o kokuyu duymamak/hissetmemek elde değildi. Ve tabii utanmamak, "yazıklar olsun" diye kahrolmamak, gözyaşlarına hakim olamamak da!
"....kısa vadeli çözümler, umursamaz tavırlar, şahane bir bürokrasi ve giderek tüm neşesini/canlılığını yitiren bir köy hayatı....Fatih Akın gerçekten muhteşem bir iş yapmış. Adım adım takip etmiş tüm yaşananları. Yanı sıra köy hayatını da anlatmış. En yaşlısından gencine, belediye başkanından sanatçısına kadar tüm köye söz hakkı vermiş, onların yaşantısına sızmış kamerasıyla. Bu açıdan bakıldığında da çok büyük bir iş Cennetteki Çöplük."(Belgeseli bir de Fatih Akın`dan dinlemek isterseniz, buraya...)
Fosilimizi de yaptık, nefes alabiliriz!
Fazla gezindim farkındayım ama çocukların baskısı var üzerimde, mutlaka bunu da eklemem lazım.(mış.)
Son derece basit bir örnek, zorlaştırmak istesem hamuru da kendim yapardım icabında:) Ama yapmadım, evdeki ıvır zıvır dolabından aşırdık. Uygun oyuncakları getirip bastılar üzerine...Minik dinazorlar, hani şu kazı setlerinden çıkanlardan, 5 dk.da kazınıp, 5 saat ev temizlediğiniz:)
Kai Felix dinazorlardan birinin altını basınca anladık ki o da Çinliymiş! Peer Ole hiç atlamaz böyle şeyleri, "oğlum senin fosil Çinli çıktı" deyip kızdırmakla meşgul şu sıralar Kai Felix`i...
Soldan sağa: Peer Ole, Kai Felix, ben! Bu yaz kolyelerimizle yakarız ortalığı!

