kurabiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurabiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2016 Pazartesi

Parmaklarınızı Yerseniz Karışmam

Halloween kutladığımız falan yok, kutlayacak daha önemli günler, bayramlar fazlasıyla var nasıl olsa. Öte yandan bırakalım herkes istediğini, dilediği gibi kutlasın. Şu kadarcık hayatta mutlu olduğun şeyleri yapmak değil mi ki önemli olan, gerisi boş.
Bu parmak kurabiyeleri ilk defa Amerika`da yaşayan blogger dostumun paylaşımında görüp hemen yapmıştım. O zaman Instagram`da paylaştığımda çok ilginç ve eğlenceli bulanlar kadar "ben yiyemem asla bunu" diye yorum yazanlar da olmuştu.

Tarifi bildiğimiz terayağlı kurabiye, yani şu İskoçların tarihi 1736 yılına kadar uzanan meşhur "Shortbread" kurabiyesi gibi diyebiliriz. Yerken bir kalıp tereyağ yiyormuş gibi bir his:) Tamam tamam, o kadar olmasa da masum hiç değil, ona göre davranın kendisine.

8 Haziran 2012 Cuma

Dünya Ters, Ben Ne Yapayım

Herkes gibi 'normal' olduğumu zannettiğim dönem, kalemi ilk elime aldığımda benim için bitmişti! Solaktım, bu bana bir şey ifade etmiyordu ama etrafımdakilere bakarsam ters giden bir şeyler vardı. "Aaa solak bu kız, ne yapacağız şimdi?" diyen annemden, o çok sevdiğim karpuzun şantaj malzemesi yapılması birbiri ardına geldi. "karpuz veririm ama .......". Yer miyim, yemem tabii. Sol elime ihanet, nerde görülmüş:) Buna benzer durumlarla çok karşılaştım, ta ki aklıselim biri (bu dedem olur) çıkıp "çocuğu rahat bırakın, sülalede başka solaklar da var" diyene kadar... Başıma geleceklerden habersiz ama artık özgürdüm!


Bir solağın başına ne gelebilir ki diyenlerdesiniz, buyrun:

Bir hevesle okula başladığımda oturduğum sıradaki çocuklar hep benden şikayet ettiler: "Örtmenim koluma çarpıyoooor! Örtmenim yazım onun yüzünden yamuk oldu!"gibi cümlelerin muhatabı hep ben oldum ve tabii yeri değiştirilen de:)

Büyüdüğüm dört çocuklu evdeki durumum da bundan farklı değildi ki! Köşeler hep benim oldu:)

Dışarıda yemek yediğimizde de benim için yemek düzeni bıçak sağda, çatal solda olmadı hiç. Oturduğum masalarda yaptığım ilk iş yerlerini değiştirmekti:) Bıçağı sol elimle kullanırdım ve bırakıp çatalı da soluma alıp öyle yerdim:)

Güzel yazı yazma dersinde kullandığım dolma kalem başımın belasıydı benim için. Sağlaklar yazı yazarken bir taraftan kururken, ben yazınca elim sürekli henüz kurumamış yazıya değerdi, ifrit olurdum.

Üniversitede kolçaklı sandalye kabusum başladı! Amfide yapılan derslerde sorun yoktu ama küçük sınıflarda kolçaklı sandalyede yazı yazmak fena bir durumdu. Bundan da kötüsü kolçaklı sandalyede sınava girmekti! Çünkü kolçak kısmında sol elle yazı yazmak için vücudumla dönmem gerekiyordu. Arkadakinin kağıdından kopya çekerim diye bu sefer kolçaklım ve ben ön taraflara hocanın yakınına zorunlu geçiş yapardık.

Ehliyet almak için direksiyonun başına geçince vitesi değiştirmek için dünden hazır sol elimi sakinleştirip, öncelikle sağ elimi terbiye etmem gerekiyordu:)

Şimdi durum nasıl?

Farklı değil ki!
%100 solak yaşama devam!

Yaşamımı kolaylaştıran bir takım alet edevatım var tabii; mesela solak dikiş makasım, solak cezvelerim (teşekkürler Hisar), solak soyma bıçağım gibi...

Küçükken sorun olmayan yemek sorunu, şimdi şık bir davette ufak bir problem benim için. Masa düzeni sağlaklar için olunca ve böylesine bir davette bıçağın yerini de değiştiremediğimden sağ elimdeki bıçakla et kesmek kabus halini alır. Ya savaşırım bu durumla, ya da pes edip et yemekten vazgeçip rahatlarım.

Solaksanız muhtemelen kepçenin akış yeri ters tarafta kalır ve siz etrafa damlatmadan koyamazsınız, tıpkı cezve gibi. Konserve açacağı ile takla atarsınız, ütü masasını sizden önce bir sağlak kullanmışsa çevirirsiniz:)

Sağlak dünyaya göre her ne varsa bize terstir. Ters yöne döner mesela kalemtıraş!

Sadece bir tarafında görsel olan kupadan bir şey içerken görsel ters tarafta kalır. Masa başına oturunca bilgisayar faresi de yer değiştirir, oradan az önce bir solak kalktığını anlarsınız:) Solak biri ekmek keserken karşısındaki sağlak birinden "ayyyy şimdi elini keseceksin" cümlesini hayatında en az bir kez duymuştur:)

İnsanların solak çocuklarına karşı ilk tepkileri ise hep ikna etme yolundadır. Çünkü solak olmak terstir, kötüdür hatta. Temeli ta geçmişe uzanır. (hatta günümüzde hala...) Şeytan soluyla yer içermiş mesela, bir dönem satanizm işareti olmuş, bir dönem solakların büyücü olduğuna inanılmış! Mitolojiden, dini öğretilere kadar solaklık hep uğursuz, kötü olarak kabul edilmiş.

Dünya nüfusunun hepi topu %10`u civarıyız yani korkulacak bir durum yok!

Yıllarca Einstein, Mozart, Picasso gibi dahilerin solak olmasından yola çıkıp -züğürt tesellisi- "solaklar daha zeki olur" dense de, ispatının olmaması durumu geyik muhabbetinden öteye taşımaz:)) Sadece bazı spor türlerinde rakibini şaşırtmak yoluyla başarılı olan solakların hakkını yemeyelim ama:)

Not1: Tüm bu anlattıklarıma ekleme yapacak olan solaklar varsa aranızda yorumlarda belirtebilirsiniz.
Not2: Solaklara daha iyi davranın, çünkü Dünya yeteri kadar ters bize:))

3 Aralık 2011 Cumartesi

Mutfaktaki Minik Mutlu Eller

Aralık ayı bizim için istisna aylardan biridir. Sağlıklı beslenme bilgilerimiz bir süreliğine rafa kalkar, duymazdan geliriz iç sesimizi de...Ivır zıvır, tadı damağımızda kalan her türlü tatlı ve akrabaları, çay-kahve, şarap-peynir gibi ikililer zirve yapar.
Hediyeler alırız, kilolar alırız ve bu durumdan çocuklar gibi şen oluruz:)

Mutfağa sık girmelerim geçen haftadan. Hem yoğun misafir trafiği, hem 'Advent' başlangıcı derken mutfaktan çıkmaz oldum. (Advent : Noel öncesi dört hafta)

Hafta içi çocuklar geç geldiğinden pek vakit bulamazken bugün doğuştan istekli Kai Felix`le geçtik hamurun başına.

O kadar keyifli yapıyor ki, izlemek ayrı bir mutluluk benim için.

Bazılarını marmelatlı, bazılarını ise sade bıraktık, soğuyunca üzerine çikolata gezdirdik. Hamur oldukça fındıklı ve cevizli bir tada sahip ve tereyağlı. (kalori hesaplarına hiç girmiyoruz:)
Marmelat benim bahçeden bloğumun meşhur Anjelika eriklerinden.


Ne farkettim: O kadar önlük dikiyorum ve evde önlük sayısı sınır tanımazken çocuğun üzerinde önlük yok!!! Skandal!


Geçen haftadan beri Peer Ole sınavlarıyla boğuşuyor, birkaç sınavı geride kaldı ama bu hafta aynı tempo devam. O sebeple bugünkü mutfak aksiyonumuzu kenarından izlerken bir yandan da istekli-isteksiz ödevlerini yaptı. Programları o kadar yoğun ki... 4.sınıfta İnönü ya da Trablusgarp Savaşı`nı mı öğrenmiştik biz? İngilizce dersini hiç anlatmayayım zira devlet okuluna giden ben hayatımın ilk İngilizce dersini ortaokulda görmüştüm. Neyse kıyaslama bizi yanlışa götürür, hayat değişti, dünya değişti, meslekler değişti, beklentiler, yaşam tarzı değişti...Dolayısıyla onlar "dijital yerli" olarak gelecekte yerlerini alacaklar. Bu duruma ne kadar direnirsek direnelim bir kırılma noktası hep var. Bizler doğaya çıkmayı, toprağa basmayı, top peşinde koşmayı hep öne çıkarsak da, teknolojik kullanımları kısıtlasak da bazı gerçekler, günümüz şartları değişmiyor yazık ki...

Anne-baba olan herkesin zaman zaman kafasını kurcalayan sorular, kimi zaman da sorunları bir kenara bırakıp dün önümde giden bir kamyonun arkasında okuduğum, hayatı aşmış bir şoför amcanın özlü sözüyle bitireyim yazıyı:
"Hayat tespih gibidir. İster çek, ister salla"

16 Aralık 2010 Perşembe

Noel Yaklaşırken...

Daha önce sinyallerini verdiğim 'runner' bitti, yerini aldı, lezzetleri birbiriyle yarışan Noel kurabiyeleri ve bisküvileri eşlinde misafirlerini ağırlamaya çoktan başladı.



Her yıl olduğu gibi Noel Baba ve melek de kitaplığımda oturup zamanlarının tadını çıkarıyorlar: