tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2019 Cuma

Milano

Geçtiğimiz ekim ayında çocukların sonbahar tatilinden faydalanıp Milano`ya gittik. Her ne kadar fazla turistik ve kalabalık bir hedef olsa da yeni bir şehir görmek beni her zaman heyecanlandırır. Tatillerde çok sıkışık bir program yapıp kendimizi helak etmeyi pek sevmeyiz ancak şehri anlamak adına biraz araştırıp büyük taşları koyar, ötesini güne teslim ederiz. Milano için de planımızı öyle yaptık, çocukların önceliği belliydi: Ferrari! Oralara kadar gitmişken onları kıracak halimiz yoktu elbette. Hem müzelerde hem yollarda gördüklerimizle tüm gün Ferrari`ye doyduk. Beni Milano konusunda asıl heyecanlandıran ise bambaşkaydı. Tatil planları yapılırken gideceğimiz yer netleşince ablamı arayıp rahmetli babamın iş için gittiği Milano ziyaretinden albümde olan fotoğraflarını göndermesini rica ettim. Hepi topu 4 fotoğraftı, birisi çok kolaydı ama diğerlerinin çekildiği yerleri bulamadım. Gönül isterdi ki elimde daha çok fotoğraf olsun, babamın gözüyle Milano`yu gezeyim. Ama o dönemin şartları belli, kim bilir kimin makinesinden çıktı bu fotoğraflar... Sordum ama tam olarak hangi yıldı hatırlayan olmadı aramızda, 1977 ya da 1978 olmalı. Babamın gidişini hayal meyal, dönüşünü ise daha net hatırlıyorum. Heyecanla daha ayakkabı yerinde valizini boşaltmamızı, bize getirdiği hediyeleri gördükçe nasıl sevindiğimizi... Hâlâ sakladığım bir kol saatim, 3 tane bebeğim (ve evet, küçüklüğüm onlara elbise dikmekle geçti😍) ve bozuk paralarım (İtalyan Lirası) var.
Söz konusu Milano seyahati babamın ilk ve tek yurt dışı gezisi oldu. Göz kamaştıran heybetiyle Duomo Katedrali`ni karşısında görünce ne hissetti acaba? O zamanlarda Milano yılın her günü böyle kalabalık mıydı? Katedralin önünde turistlere güvercin yemi satmaya çalışanlar var mıydı? İçeri girmek için saatlerce sıra beklemek gerekiyor muydu? Ya diğer fotoğraftaki gülerek dondurma yediği kafe, hâlâ duruyor muydu?
Karışık duygularla gezdim Milano`yu... Evet, 5 günlük Milano tatilini anlatacaksam tam buradan yani Milano ile yıllar önce babamın sayesinde ilişkimin kurulduğu yer olan Duomo di Milano`dan başlamalıydım.

9 Mart 2018 Cuma

Sen ne Muhteşemsin Foz do Iguaçu!

Bu yıl sömestr tatilinde beklemediğim kadar çok "en" ve "ilk" yaşadım. Tatile gidilen yer Brezilya olunca bu durum çok da şaşılacak bir şey değil aslında. Şimdiye kadar yaptığım en uzun uçak yolculuğu, kıta ve mevsim değiştirdiğim ilk tatil olarak Brezilya adını altın harflerle çoktan kazıdım. İki hafta böylesine büyük bir ülke için az ancak güzel ve şahane şeyler yaşamak için iyi bir zamandı.
Aslında anlatmaya şu noktadan başlasam iyi olur, neden durduk yere Brezilya`ya gittik? Sadece tatil değil elbet, bir süredir gönül bağım var Brezilya ile. Eşimin bir proje için orda olması doğal olarak bu yılki tatil rotasının yönünü değiştiriverdi. "İyi ki" dedirten güzel ve bir o kadar da ilginç günler yaşadık.
Evet, ülke büyük, çok büyük hatta. São Paulo ve Rio de Janeiro`yu gezdik gezmesine de benim için tatile damgasını vuran tek yer vardı: Foz do Iguaçu! (Iguazu Şelaleleri)


21 Eylül 2016 Çarşamba

Yaz Özeti, Kahve Çuvalı... Hayat!

Okul zilinin sesini duyduğumuza göre sahalara dönme vakti gelmiş demektir. Arada çabalamadım değil, halihazırda bekleyen, taslak olarak kaydedilmiş elimin altında birkaç post vardı hep. "Yayınla" demeden önce bir kez daha okuyunca ya beğenmedim ya da şurasını değiştireyim deyip bir daha dokunmamak üzere beklemeye aldım. Sanırsın yazdıklarımla dünyayı kurtarıyorum, altı üstü 3-5 kişi kaldık blog okuyan, yayınla gitsin:)

Temmuz ayındaki 5 günümüzü yıllarca düşünsem aklıma belki de hiç gelmeyecek bir yerde geçirdik: Tallinn! Buraları okuyan bilir, biz ailece sıcak seven, 'beach'lerde güneşlenen tipler değiliz. Bana kalsa güneşe hiç çıkmam o derece yani. Yıllar geçtikçe (yazar burda yaşlandıkça demek istiyor) güneşe olan hassasiyetim arttı, lekelenmelerim çoğaldı. Bu konuyu uzun uzun anlatmayı çok isterim ama çok sıkılırsın biliyorum. Tüm bu hepsini saymadığım sebeplerden ötürü yaz aylarında kuzey bize iyi geliyor. Tatillerimizi de genelde kış döneminden planlarız, hem belirsizlikten kurtulmak için hem de daha uygun fiyatlara tatil yapabilmek için. Bu defa Peer Ole`nin CISV kampına Costa Rica`ya gidecek olması ve bunun da neredeyse bayrama denk gelmesinden dolayı o haftayı boş bırakıp, sonradan da "biz de kaçalım ya birkaç gün" dediğimizde geç kalmıştık haliyle. İlk aklıma gelen yer Çamlıhemşin oldu ancak bayramda aklına burası gelen tek uyanık ben olmadığımdan yer bulmak ne mümkün! Daha önce gittiğimiz yerleri de eleyince ülke dışından alternatiflere kaydık, uçuş, bilet vs. bakınırken tesadüfen Tallinn`i gördüm. "Orası tam olarak nerde yaaa" diye başladığım kısa çaplı araştırma 1-2 tık ve birkaç fotoğraftan sonra karar verildi: evet Tallinn`e gidiyoruz ahali!

23 Ekim 2015 Cuma

Barselona Notları

Blog yazarken verilen ara ne kadar uzun olursa geri dönmek de o kadar sancılı oluyor. Kafadakiler birikmiş, sırası, fotoğrafları vs. derken hepsi birlik olmuş geriyor beni. Nerden başlasam olmayacak hissini de hiç sevmiyorum. Nedenlerine inersem çıkamam bunu da biliyorum. Daha fazla kaçmamın bir anlamı yok, bu post Instagram fotoğraflarının katkısıyla kısa bir ısınma turu olsun, mesela en kaba haliyle Barselona`dan başlayayım o halde.
Barselona`ya (gitmeyi arzu etmekten çok tesadüfen planladığımız) eşimin işi dolayısıyla birkaç gün ayıralım derken hayatımın en berbat havalimanı macerası olacağından habersizdim. Uzun hikaye, neyse ki çözüldü ve 5 gün Barselona bana bunu unutturdu.

2 Temmuz 2015 Perşembe

Gaziantep

Algıda seçicilik tam da böyle bir şey sanırım: uzun zamandır karşıma en sık çıkan şehirlerden biri Gaziantep. Ya yakın çevremden biri gidiyor, ya bloglardan ya da dergilerden okuyorum vs. Herkes ağız birliği yapmış gibi hakkında çok güzel şeyler okuyorum veya dinliyorum. Sanki herkes Gaziantep`e gitmiş bir ben kalmışım gibi hissediyorum. Geçen sene niyetlenip kısa vadede uçak ve otel ayarlama işine girince bir kez daha anladım ki Gaziantep en az Paris kadar popüler olmuş da haberim yokmuş:)


18 Haziran 2015 Perşembe

Yaz Tatilinde ne Okunur?

Tatilde çocukları ödevlerle, testlerle sıkma taraftarı hiç olmadım. Doyasıya yaşasınlar günlerini, ilerde tatil denince anlatacak bol bol çocukluk anıları olsun. Falanca tatilde ne kadar eğlendiklerini, filanca yerde neler gördüklerini anlatsınlar... Hangimiz istedik ki yaz tatilinde oturup ödev yapmayı! Evet, bir de gerçekler var tabii, onu da başka bir zaman konuşalım:)

Çocukların okulu yaz tatili ödevleriyle birlikte "okumanızı önerdiğimiz kitaplar" başlığı altında mutlaka bir okuma listesi veriyor. Ek olarak okuduktan sonra da doldurması için kitap inceleme formu ve hikaye haritası. Sabit birkaç kitaptan ziyade böyle bir liste olması iyi. Kaldı ki bu liste dışından da okunsa kabul görüyor, bir sınırlama yok yani. Okulun listesi şöyle:

15 Nisan 2015 Çarşamba

Pirgi (Pyrgi)

Farkına vardım ki daha önce de Sakız Adası`na (Chios) gitmeme rağmen adı bile geçmemiş burda. Hemen ayıpladım kendimi. Ayağımın tozuyla dönmüşken bu kez atlamadım ve çok beğendiğim köylerden biri olan Pirgi (Pyrgi) Köyü`nden başlayayım dedim.


20 Şubat 2015 Cuma

Biraz daha İzlanda?

Her tatilden nerdeyse binlerce fotoğraf ile dönmek âdet haline geldi. Fotoğraf makinesi diyebileceğiniz bir makine ile ayrı, cep telefonları ile ayrı sürekli çekme halindeyiz. Dijital hayat sayesinde sizde de durum muhtemelen aynıdır. İyi ya da kötü çekiyoruz, nasıl olsa bir gün oturur ayıklarız, sileriz, temizleriz, aktarırız, saklarız, albüm yaparız hatta fotokitap haline getiririz falan filan. Üstelik hedeflerimizi gerçekleşme ihtimalinin son derece zayıf olduğu bir konu üzerine inşa ettiğimizi bile bile. Bazen düşünüyorum da iyi ki blogum var ve hiç olmazsa çektiğimiz fotoğraflar bu şekilde değerleniyor. Aslında bu basit bir kabulleniş elbette. Bana kalsa albüm elimde olmalı, yanımda çayım ve dostlarım... Gelsin muhabbet!
Bir süre önce İzlanda yazılarına açık kapı bırakıp son vermiştim. Biraz kurcalasam, fotoğrafları karıştırsam bakıyorum ki ne çok şey kalmış geride. Mesela bu volkanik adanın ilginç bitki örtüsü.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Bu Son, Gerçekten!

Merak etmeyin blogu kapatıp, pılı pırtıyı toplayıp gidiyor değilim. Sadece İzlanda yazılarına nokta koyuyorum, zaten bu kadar uzun uzun anlatmamın sebebi hem gitmek isteyenler için biraz olsun bilgi içermesi, hem de kişisel tarihime not düşmek istemem. Daha da uzatmak istesem işim kolay, bu yazıda yer alan her fotoğraf bir 'post' aslında.


Peer Ole balık tutmayı çok sevdiğinden böyle bir turu orda da kaçırmadı. Ve akşam yemeğimizi bu balıklardan (sanırım Morina balığı deniyor) üç tane tutarak rahatlıkla çıkardı:) Ek bilgi; çok iyi organize olmuş bu ve benzeri turlarda balık tutup, teknede temizletebiliyorsunuz. Dilerseniz restoranda, dilerseniz evde afiyetle yiyorsunuz.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Kutup Martısı ve Harpa

Uzun bir süre önce İzlanda`ya gitmeyi kafaya koymuş ve iş ciddiye bindiğinde oturup hangi gün ne yapalım kısmını detaylandırmaya başlamıştık. Ve demiştik ki "vay be, ne çok şey var yapmak istediğimiz!" Ne kadarının gerçekleşeceği konusunda başlangıçta şüpheli olsam da döndükten sonra diyebilirim ki listedekilerin çoğunun (ki biz bile şaşırdık) üstü çizildi.
Reykjavík limanında göze çarpan ve oldukça davetkâr turlar var. Bu turlar neler: balina gözleme, kutup martısı gözleme, balıkçılık ve kuzey ışıkları. Kuzey ışıkları çok istememize rağmen takvim gereği mümkün olmadığından baştan elendi. (15 eylül-15 nisan arasında görülebiliyor) Bu durumu gitmeden biliyorduk elbette. Biz de diğer çok istediğimiz tura yöneldik: yukarıdaki tekneyle "puffin" gözlemeye çıktık. Puffin için araştırdığıma göre biz kutup martısı diyoruz, başka ismini bilen varsa yorum olarak yazabilir. 
Tur yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. Tur şirketleri Reykjavík civarında görülebilecek yaklaşık 12.000 çiftin yaşadığı Akurey Adası`na veya 10.000 çiftin yaşadığı Lundey Adası`na uğruyor.


Pengueni andıran (takma adı deniz papağanı) kutup martıları 60-70 metre derinliğe dalabiliyor, 88 km.hızla uçabiliyor. Bu yüzden iyi bir fotoğraf yakalamak oldukça zor. Turuncu tonlarında olan gagası, kışın gri-kahverengiye dönüyor.
Kutup martıları tehlike altında olan bir tür değil. Bu sebeple belirlenen tarihlerde yasal olarak avlanabiliyorlar, yani eti yeniyor diye not düşeyim.
Kutup martısı gözleme turu günde iki kez olmak üzere 15 mayıs-15 ağustos tarihleri arasında mümkün. Gözlem turlarının hepsi genel olarak pahalı diyebilirim. 
Yetişkin 33 Euro
Çocuk (7-15 yaş) 15,5 Euro. 
0-6 yaş ücretsiz

Reykjavík`teki kültür ve konferans merkezi olan Harpa hakkında gitmeden önce okuduk ve hatta "vaktiniz varsa mutlaka konsere gitmelisiniz" önerilerine kulak verip bir konser için biletlerimizi ayarladık. 
2011 yılının ağustos ayında Reykjavík`te her yıl düzenlenen "kültür gecesi"(Menningarnótt) kapsamında kapılarını açan Harpa, aslında yapılması çok daha önce planlanan bir bina. 2008 yılında İzlanda`da yaşanan finans krizinden dolayı tamamlanması neredeyse üç yıllık bir gecikmeyle gerçekleşmiş. 
2009 yılında açtıkları bir yarışma sonucunda 4000`den fazla verilen öneri arasından hem İzlanda`ya ait, hem de kolaylıkla söylenebilen Harpa adına karar verilmiş. Harpa İzlanda`da bir kadın adı, aynı zamanda eski İzlanda takvimine göre İzlanda`da ilk yaz ayı.
Danimarkalı Henning Larsen Mimarlık, İzlandalı Batteríið Mimarlık ve sanatçı Ólafur Elíasson`un ortak çalışması sonucu hem estetik açıdan, hem mimari açıdan müthiş bir yapı ortaya çıkarmışlar. 
Harpa`nın logosundaki dört renk büyük konser salonlarının renklerini temsil ediyor. 43 metre yüksekliğindeki Harpa`da en büyük konser salonu 1800 kişilik. Binanın akustiği gereği her tür müzik türü için uygun konser düzenlenebiliyor, oturma düzeni değiştirilebiliyor. 
Bal peteğini andıran cam cephe türlü ışık oyunlarına sebep olurken, havaya göre değişen günlük ışığa tepki veren yansımalar görülmeye değer. Harpa, mimarisiyle 2013 yılında 350 rakip arasından sıyrılarak "Çağdaş Mimarlık için Avrupa Birliği Ödülü"nü almıştır. 
Bizim orada olduğumuz sınırlı sürede seçtiğimiz konser için elbette İzlanda müziğini tercih ettik. Harpa hakkında bu kadar yazdıktan sonra konser salonunun akustiğini yazmama sanırım gerek yok. Sadece ben de okuduğum diğer tavsiyeler gibi oraya giderseniz mutlaka bir konser için vakit ayırın derim. Yolunuz düşerse: Harpa
İnsanın yanında sürekli bir oyun arkadaşının olması çok güzel bir duygu olsa gerek, her ortamda eğlence tam gaz:)

Ha Unutmadan, daha "Blue Lagoon"`u yazmadım, arasıra uğrayın olur mu?


Not: Lütfen fotoğrafları izinsiz kullanmayın.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Önce Reykjavík

"Korkunun ecele faydası yok" derler ya, benimki de o hesap! Tatilden döndüğümden beri blog yazma işini erteliyorum. Çünkü çok iş, uzun iş, üç farklı makineden çekilmiş bilmem kaç küsür fotoğrafı gözden geçirme işi... Bugünkü ısınma turu biraz, İzlanda`nın başkenti Reykjavík`teyiz...
Reykjavík seyahatini her yaz gittiğimiz Hamburg tatili ile birleştirip Hamburg`dan dünyanın en kuzeyindeki başketine, Reykjavík`e direkt uçtuk böylece. Uçuş zamanı biraz ters, gece uçusu ve sabah 1.30 gibi havaalanındaydık. Bizim için ilk şok burası, o saatte inanılmaz bir kalabalık! İzlanda için en iyi sezonun temmuz ve ağustos ayları olması yoğunluğu açıklıyor elbette. Turistin yanısıra belgesel kanallarından grupların olduğunu fark ettik. Bu arada gece bindiğimiz uçak bizi hedefe doğru aydınlığa götürdü.
Bu fotoğraf kaldığımız yerden gördüğümüz manzara. Hemen bir parantez açalım buraya: airbnb aracılığı ile aylar öncesinden küçük bir evin çatı katını kiraladık. Airbnb, kendi alanında dünyada en yaygın kullanılan seyahat sitelerinden biri, güvenilir ve her bütçeye göre bir yer bulmak mümkün. (bkz: www.airbnb.com)
Hava tahmin ettiğimiz gibi. İskoçya`yı anımsattı biraz bize. Gayet net bir durum sanırım: tatilinizi deniz-kum-güneş üçgeni ile planlayanlardansanız ve yürümeyi pek sevmiyorsanız buraya hiç gelmeyin! Gördüğüm bir tişörtün üzerinde yazanlar İzlanda havasını fazlasıyla özetler nitelikte:

Welcome to Iceland
If you don`t like the weather, 
just wait five minutes...

Kaldığımız yerden şehir merkezine -araba kiraladığımız günler hariç- her gün yürüdük. Böyle evler ve yeşilin göz kamaştıran tonu eşliğinde...
121.490 nüfuslu başkentte bu veya buna benzer 'ucube' heykelleri şehrin her tarafında görmek mümkün. Reykjavík Unesco Dünya Literatür kentlerinden biri, bu ünvanı alan ve İngilizce konuşmayan şehirlerden ilki olma özelliğini de taşıyor.
Harpa... Reykjavík ile ilgili okumaya başladığımda en çok ilgimi çeken mimariden biri. 2011 yılında açılmış olan opera ve konser binası. Gitmeden önce "mutlaka konsere gitmelisiniz" diye okuyunca gereken işlemi hallettik ve bir konser için biletlerimizi aldık. Bu müthiş mimariye ait daha çok fotoğraf başka bir yazıyla gelecek.
Burgerjoint... Reykjavík`te ne yenir, ne içilir derseniz; hamburger ve "fish&chips" fast food olarak yiyebileceğiniz yiyecekler arasında. Fotoğraftaki küçücük yer şehrin en lezzetli hamburgerini yapıyor. Burada fast food zincirlerini unutun, yok çünkü. Şehrin en işlek caddesinde tüm markalar yerel. Kahve çok tüketilmesine rağmen bir Starbucks bile yok! Benim için çok sevindirici bir detay bu, bıktım çünkü gittiğim yerlerde kopyalanmış caddeleri görmekten!
Yemek konusuna geri dönersem, bir ada ülkesinde sanırım deniz ve deniz ürünleri olması kaçınılmaz. Burada açıklanması gereken bir nokta var. Daha ilk gün öğreniyorum ki İzlanda`da balina eti sanılanın aksine yenmiyor. Ya da şöyle diyelim turistik bir aldatmaca. IFAW konuyla ilgili olarak 2011 yılından beri "Meet us, don`t eat us" adı altında bir kampanya yürütüyor ve 200`den fazla gönüllü sokaklarda turistlere kart ve broşür dağıtıp imza topluyor, "balina dostu" restoranların listesine de bakmak mümkün.
Deniz ürünleri dışında adadaki koyun sayısından da yola çıkarsak restoranlarda yiyebileceğiniz kırmızı eti de açıklamış olayım. Başka mutfaklardan da yemek yiyebileceğiniz restoranlar var elbette.  İzlanda biraları da gayet lezzetli diyerek es geçmeyelim.
İzlanda`da en çok para harcadığınız kalem yeme-içme. Sonuçta ada ülkesi ve iklimi gereği her şeyi yetiştirmek mümkün değil. Tarıma elverişli toprakları az ama olan yerler yanardağlardan ötürü inanılmaz  mineral zengini, dolayısıyla doğal tarım yapılıyor. Jeotermal kaynaklı ısıtma sistemi ile seralarda yetişiyor bazı sebze ve meyveler.
Reykjavík`te sokak aralarında hoş detaylarla karşılaşmak mümkün. Gördüklerimi çekmeye çalıştım hep. Burası da anlaşıldığı üzere bir kafenin yan duvarı. 
Fazlasıyla sade, abartıdan uzak her şey...
"Kravat nasıl bağlanmalı" konulu bir duvar aniden karşınıza çıkabilir mesela...
Bu sanat değilse nedir o halde?!
Çocukların resimleri, 73 metre yüksekliğindeki Hallgrímskirkja kilisesine çıkan yol üzerinde sergileniyor.
Sokaklarda yer alan yangın musluklarının hepsi bu gülümseyen haliyle dikkat çekici:)
Biraz güneş yetiyor milleti çimlere yaymaya. Arkada görülen kilise Dómkirkja.
Dómkirkja`nın içinden bir görüntü.
Şehir merkezinde bir barın kapısında asılı bu yazı. E bence süper fikir, herkes mutlu olabilir bu durumdan:)
Kiki-Queer Bar renkleriyle kendisine baktırmayı başarıyor.
Reykjavík`te kütüphaneye giden yolda kaldırımı da okumak lazım.
Te & Kaffi, anlaşılmayan bir şey var mı?
Reykjavík dışında, İzlanda`nın güneyinde Stokkseyri`de rastladığımız el işi ürünler satan dükkanın önünden bir kare ile ilk yazıyı sonlardırmanın vakti geldi.
Şu ana kadar şehir izlenimleri gördünüz, okudunuz. Asıl İzlanda bundan sonra geliyor. Dünyanın en büyük volkanik adası, "ateş ve buzul" ülkesi bizi buraya getiren...

Not: Fotoğrafları lütfen izinsiz kullanmayınız.

25 Nisan 2014 Cuma

Ve Selanik İzlenimleri

İskeçe`den sonra Kavala ve Selanik olarak devam eden gezinin toplu bir özeti olsun:
  • Kara yoluyla ilk kez gittik. Gitmek isteyenler için not: sınır sıkıcı. Hafta içi ve yaz sezonu olmadığından birkaç kez kontrole rağmen uzun beklemedik. Ancak dönüşte sıkı bir kontrol vardı, hatta birçok aracın valizlerine kadar açıldığına tanık olduk.
  • Yollarda problemle karşılaşmadık, aradığımız her yeri rahatça bulduk.
  • Kavala`nın içine girmemekle beraber Dilara`nın tavsiyesiyle Kavala Kurabiyesi`nin günlük yapıldığı Nea Karvalı`daki İosifidis`e uğradık. Sohbetimizi ettik, nefis kurabiyeler yedik. Yanımıza almayı da ihmal etmedik.
  • Selanik büyük bir şehir, krizden dolayı boş dükkanlar göze çarpmıyor değil.
  • Adalardan da bildiğim üzere gezerken siesta zamanını dikkate almak şart.
  • Yemek konusunda hata yapma ihtimali zayıf. Nerde, ne yediysek hep mutlu kalktık.
  • Oteller gayet iyi durumda, yani yıldız ve kalite konusunda bir terslik yok. 
  • Genel olarak yeme-içme için fiyatların uygun olduğunu hatta bizdeki pek çok turistik bölgeye göre ucuz olduğunu söyleyebilirim.
  • Yunanlar için soğuk kahvesiz bir hayat yok.
  • Kafelerin hepsi birbirinden güzel ve keyifli. Birçok kafede oyunların olduğu raflara rastlamanız mümkün. Tavla, domino, uno, kızma birader gibi...
  • Kafelerde daha sipariş vermeden önce bir sürahi su ve bardaklar geliyor. Sipariş sonrası mutlaka kahvelerle birlikte bir tabak kek, kurabiye ikramlık getiriyorlar.
  • Kafede veya restoranda kimse başınızda dikilmiyor, tabağı önünüzden çekmiyor.
  • Yunanlar duvarlara yazmayı, Graffiti falan pek seviyorlar.
  • Selanik`te her yerde tarih var, kalıntılar şehrin göbeğinde.
  • Selanik deyince akla hemen eğlence bölgesi olan "Ladadika" geliyor. Uğramadan olmaz, tereddütsüz güzel bir tespit.
  • Trafikte korno sesi nadir, beklemekten gocunmuyorlar.
  • Eğlenmeyi, yemeyi içmeyi çok seviyorlar. 
  • Restoranlarda yemekten sonra mutlaka tatlı ikramı var.
  • Rahat olmalarına rağmen en dolu mekanda bile gereğinden uzun beklemedik. Nasıl beceriyorlar bilmiyorum.
  • Park problemi yaşadıkları kesin. Yol kenarlarına çift sıra araç park ediyorlar, genelde önde telefon numaralarının yazılı olduğu kağıt bırakıyorlar. Berbat park edilmiş çok araç gördük.
  • Selanik`te hiç araç kullanmadık bu arada. Kaldığımız otelden her yere yürüyerek ulaştık.
  • Akşam olunca mekanlar dolu, hareketli. Geç saatlere kadar sürüyor. Hafta sonu ise sabaha kadar.
  • Bira olarak Mythos ve uzo çeşitleri de kesinlikle denenmeli.
  • Selanik`te ratladığımız plakçı dışında mağaza gezmedim ancak alışveriş yapmak isteyenler için not: bildiğimiz markaların olduğu geniş bir alışveriş caddesi mevcut.
  • Bizdeki pastane benzeri yerler her köşe başı var ve kokular çok baştan çıkarıcı.
  • Müzeler çocuklar için ücretsiz, yetişkinler için ise oldukça uygun. Girişler için genelde 2-3 Euro ödeniyor.
  • Ülkedeki rahatlık bulaşıcı hastalık gibi bir şey. Bir süre sonra hep bir yere oturup frappe içip tavla oynamak istiyor insan:)
İosifidis, Nea Karvalı
Selanik, White Tower
Osmanlı döneminde inşa edilen Selanik`teki White Tower mutlaka gezilmeli. Kuleye çıkarken Selanik tarihini anlatan bölümler güzel hazırlanmış ancak sadece Yunanca. Girişte dinlemek için sesli rehber alınması şart.
Rotonda
1591 yılına kadar katedral olan Rotonda, Osmanlı`nın şehri almasından sonra camiye dönüştürülüp minare eklendi. Günümüzde restore çalışmaları süren Rotonda`yı müze olarak ziyaret etmek mümkün. 
Galerius Kemeri
Selanik`te çok sık gördüğümüz görüntülerden biri
Dükkan dediğin böyle olmalı
Şehir yürüyerek keşfedilir.
Güzel bina buldun mu kaçırmayacaksın!
Gördüğün her kilise ya da şapele girmeye kalksan şehri bitiremezsin.
Adını maalesef unuttuğum Rotonda`ya yakın kilisenin içinden bir kesit.
Park etmeyi sizden öğrenecek değiliz!
Selanik limanında pozum yok demesinler!
Favorim budur: Ladadika bölgesinde göze çarpan müthiş duvar.
Eğlencenin kalbi meşhur Ladadika sokakları
Selanik Arkeoloji Müzesi oldukça özenli ve güzel bir müze
Kafeler birbirinden güzel derken şaka yapmıyordum:)
Not: Fotoğrafları izinsiz lütfen kullanmayınız.