Geçtiğimiz ekim ayında çocukların sonbahar tatilinden faydalanıp Milano`ya gittik. Her ne kadar fazla turistik ve kalabalık bir hedef olsa da yeni bir şehir görmek beni her zaman heyecanlandırır. Tatillerde çok sıkışık bir program yapıp kendimizi helak etmeyi pek sevmeyiz ancak şehri anlamak adına biraz araştırıp büyük taşları koyar, ötesini güne teslim ederiz. Milano için de planımızı öyle yaptık, çocukların önceliği belliydi: Ferrari! Oralara kadar gitmişken onları kıracak halimiz yoktu elbette. Hem müzelerde hem yollarda gördüklerimizle tüm gün Ferrari`ye doyduk. Beni Milano konusunda asıl heyecanlandıran ise bambaşkaydı. Tatil planları yapılırken gideceğimiz yer netleşince ablamı arayıp rahmetli babamın iş için gittiği Milano ziyaretinden albümde olan fotoğraflarını göndermesini rica ettim. Hepi topu 4 fotoğraftı, birisi çok kolaydı ama diğerlerinin çekildiği yerleri bulamadım. Gönül isterdi ki elimde daha çok fotoğraf olsun, babamın gözüyle Milano`yu gezeyim. Ama o dönemin şartları belli, kim bilir kimin makinesinden çıktı bu fotoğraflar... Sordum ama tam olarak hangi yıldı hatırlayan olmadı aramızda, 1977 ya da 1978 olmalı. Babamın gidişini hayal meyal, dönüşünü ise daha net hatırlıyorum. Heyecanla daha ayakkabı yerinde valizini boşaltmamızı, bize getirdiği hediyeleri gördükçe nasıl sevindiğimizi... Hâlâ sakladığım bir kol saatim, 3 tane bebeğim (ve evet, küçüklüğüm onlara elbise dikmekle geçti😍) ve bozuk paralarım (İtalyan Lirası) var.
Söz konusu Milano seyahati babamın ilk ve tek yurt dışı gezisi oldu. Göz kamaştıran heybetiyle Duomo Katedrali`ni karşısında görünce ne hissetti acaba? O zamanlarda Milano yılın her günü böyle kalabalık mıydı? Katedralin önünde turistlere güvercin yemi satmaya çalışanlar var mıydı? İçeri girmek için saatlerce sıra beklemek gerekiyor muydu? Ya diğer fotoğraftaki gülerek dondurma yediği kafe, hâlâ duruyor muydu?
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Mayıs 2019 Cuma
5 Ekim 2018 Cuma
Mardin`i Geziyoruz
Hatırlarsanız Mardin gezisine Mardin Müzesi`ni anlatarak başlamıştım. Bugün müzenin dışına çıkıp coğrafi ve kültürel zenginliklerin kadim şehri Mardin civarında gezmeye başlıyoruz. İlk durak dünyanın en büyük üzüm işliği olan, Kürtçe "kırk kuyu" anlamına gelen Çelbira Üzüm İşliği. Roma Dönemi 5.yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Çelbira Üzüm İşliği, Mardin Nur Mahallesi`nde 2008 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış, kazılar devam ettikçe artan sarnıç sayısı bugünlerde 100`e yakın. İşin ilginç tarafı bu olağanüstü yerin Google sayesinde keşfedildiğini öğrendik.
Çelbira Üzüm İşliği, etrafında başlayan yapılaşma nedeniyle ne yazık ki imar tehdidi altında. Hemen yakınında binalar yükselmiş çoktan.
![]() |
| Çelbira Üzüm İşliği |
Mardin`e ulaştığımızın ertesi günü kahvaltı etmeden Dara`ya doğru yola çıktık. Dara Antik Kenti Mardin`in 30 km. güneydoğusundaki Oğuz Köyü`nde yer alıyor. Dara adının kökeninin nereye dayandığı bilinmese de Pers Kralı III.Darius'tan geldiği söyleniyor. Dara, Doğu Roma İmparatoru Anastasios tarafından doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için garnizon kenti olarak seçilip, Mezopotamya bölgesinin idari ve askeri merkezi haline getirilmiş. Bölgenin su kaynaklarına yakın ve ovaya hakim bir noktada bulunması buranın seçilmesinde belirleyici yol oynamış. 11.yüzyıl sonlarına kadar Selçuklu ve Doğu Roma arasında el değiştiren Dara, M.S. 1150`de Artuklu Beylerinden Timurtaş tarafından kuşatılıp Artuklu Beyliği'ne bağlı bir kent haline gelmiş. 1251-1259 yılları arasında ilhanlılar tarafından tahrip edilmiş, 14. yüzyılda küçük bir köye dönüşmüş.
Mardin Müzesi Müdürlüğü 1986`dan beri Dara`da arkeolojik kazı çalışmalarına devam ediyor. Doğrusu bu kadar ihtişamlı bir kent beklemiyordum. Etrafıma baktığımda uçsuz bucaksız kent kalıntılarını görünce nasıl bir büyüklükten bahsedildiğini anladım. Üstelik günümüzde Dara Antik Kenti`nin büyük kısmı hala toprak altında, şehir kalıntılarının ancak %30-40`lık bir bölümü çıkarıldığı söyleniyor. Antik kent yerleşiminin özel mülkiyete ait yapıların altında kalmasından dolayı günümüzde ancak belirli bir alanda kazılar yapılabiliyor.
![]() |
| Büyük Galeri Mezar |
Alt katında yeniden dirilecekleri gün için bu mezarda toplanıldığına inanılan 3 binin üzerinde kişiye ait olan kemikleri görünce ister istemez ürküyor insan. Mezarlık içine yapılan yürüyüş platformu ve aradaki cam penceler sayesinde alt kattaki kemikleri görmek mümkün. Burayı gezdiğimiz gün Mardin Müzesi Müdürü Nihat Bey`in özgüveniyle beni hayretler içinde bırakan 8 yaşındaki oğlu da bize eşlik etti. Tüm bölgeyi zaten defalarca gezmiş olduğundan konuya hakimdi. Mezardaki platformun altındaki kemiklerin yanına gidince gruptakiler "korkmuyor musun hiç?" diye sordular. "Niye korkayım, zaten ölmüşler" dedi:)
Dara`yı gezmeye devam etmeden kahvaltı için Şerif Amca`nın evine misafir olduk. Bizim için hazırlanmış masada gerçekten yok yok! Zaten bu topraklarda duyulan misafirperverliğin özeti gibi "başım gözüm üstüne". Yediklerimizin tadı damağımızda Şerif Amca ile vedalaşıp Dara`yı gezmeye devam ettik.
![]() |
| Maksem (üstü örtülü su haznesi binası) |
![]() |
| Agora Caddesi |
![]() |
| Şehrin ana kapılarından biri |
| Zindan Sarnıç, M.S.VI.yüzyıl |
![]() |
| Altı sarnıç, üstü ev |
Buraya halk arasında zindan dense de mimari tarz ve ebatlarına bakıldığında sarnıç olduğu anlaşılıyor. Üstüne sonradan ev yapılmış olduğundan içine girmeden nasıl bir şeyle karşılaşacağımızı bilmiyordum. Fotoğraftan derinliğini de anlayabileceğiniz yapı müthiş! Aydınlatılması güneş enerjisi ile sağlanan sarnıç, Mardin Müzesi tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerde kullanılıyor.
Unutmadan yazayım Dara Antik Kenti`ne girişler ücretsiz. Çocuklara denk gelirseniz size çok güzel rehberlik ederler. Hatta şiir okurlar. Hangi çocuğu gördüysek şiir okumak istedi. Müze Müdürü Nihat Erdoğan`ın anlattığına göre çocuklar müzedeki şiir atölyelerine katılıyorlarmış, ondanmış bu şiir okuma sevdası.
Dara Antik Kenti için Mezopotamya`nın Efes`i denilmesi boşuna değil, gördükten sonra diyebilirim ki gayet anlaşılabilir bir tanım. İpek Yolu üzerinde bulunan Dara, bize binlerce yıllık geçmişi aktarıp, bu zengin çoğrafya ve kültüre bizi bir kez daha hayran bıraktı. Yolumuza devam etmeden Zindan`ın ordaki kahvehanede ayran molası verip, sonrasında Deyrulzafaran Manastırı`na (Mor Hananyo) doğru yola koyulduk. Devamı gelene kadar sizi Mardin sesleriyle başbaşa bırakıyorum.
18 Eylül 2018 Salı
Mardin`e Ayrı Mardin Müzesi`ne Ayrı Hayran Kaldık
Mardin`e gitme fikrini duyduğumda çok heyecanlandım, bizim için hazırlanan programın yoğunluğunu görünce ise şaşkınlıkla karışık bir irkilme durumu oldu bende. Korkmak yok, çıktık yola, söz konusu kadim şehir Mardin!
Hani bazı yerler vardır; yıllardır hayalini kurarsınız, erteledikçe daha çok görmeyi isterseniz, sağdan soldan duyduklarınızla ve gördüklerinizle gözünüzde daha da büyütürsünüz. Gittiğinizde ise söz konusu yer içinizde biriken bu büyük beklentiyi karşılamaz ve belki de hayal kırıklığı yaşarsınız. Mardin, yıllardır gidemediğim ve dilimden düşürmediğim bir yerdi. Benim için beklentiyi karşılamak bir yana, gördükten ve Mardin`i biraz yaşadıktan sonra hakkında az bile yazılmış, hatta bu büyüleyici şehre bunca yıl haksızlık yapılmış diye düşündüm.
Mardin Müzesi daveti ile gittiğimiz ve müze müdürü Nihat Erdoğan`ın tüm gezi boyunca bize eşlik ettiği Mardin günlerinde iç içe geçmiş zengin kültürüyle, inanılmaz coğrafyasıyla haklı olarak Mardin`e hayran kaldım.
![]() |
Mardin Müzesi önünde bizim ekip: Ben, Orhan Çakmur, Yaşar İliksiz, Esra Berberbaşlar, Erkut Özen, Nusret Oral Sağel, Osman Bolat, Hüsamettin Oğuz ve müze müdürümüz Nihat Erdoğan.
|
Mardin`de kaldığımız süre boyunca gezdiğimiz yerler; Çelbira Üzüm İşliği, Mardin Müzesi, Dara Antik Kenti, Bilale Köyü, Deyrulzafaran Manastırı, Kasimiye Medresesi, Nusaybin Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camii Kültür-İnanç Parkı, Mor Evgin Manastısı ve Marin Köyü, Kalecik Köyü, Ulu Camii, Zinciriye Medresesi, Kırklar Kilisesi.
Hepsinden biraz bahsetmeden önceliği Mardin Müzesi`ne vermek istiyorum. Şunu net söyleyebilirim: Mardin Müzesi, ülkemizde şimdiye kadar gördüğüm müzeler içinde en iyi yaşayan müze örneği. Doğrusunu isterseniz müzenin bu zengin coğrafyadan hayli pay almasını evet ancak teşhir dışında eğitime, halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar doğrultusunda gerçek anlamda bu denli yaşayan bir müze beklemiyordum. Müze müdürü Nihat Erdoğan "Müze Eğitimi ve Etkinlikleri" kitabında şöyle diyor:
"Mardin Müzesi, çağdaş müzecilik anlayışı doğrultusunda; çocuğa, yaşlıya, engelliye, yoksula eğitim veren, yetişkin eğitimi, halk eğitimi, toplum eğitimi, yaşam boyu eğitim sunan, bireyin gelişmesine toplumun kalkınmasına katkıda bulunan gerçek bir eğitim, öğrenme ve iletişim kurumudur."
Mardin Müzesi bu tanıma uygun şekilde pekçok etkinlik yürütüyor. Masalcılar Buluşması ve Uçurtma Festivali buna en iyi örnek. Bu festivaller sayesinde birçok sanatçı ve eğitmene Mardin`i, Mardin Müzesi`ni, Mardin halkını tanıtmaya devam ediyor. Bununla da kalmayıp ülkemizi müze eğitimi alanında uluslararası alanlarda temsil ederek ödüller kazanıyor.
(7 Kasım 2014`te Sydney`de düzenlenen Uluslararası İletişim Ödülleri`nde (IDCA) müze eğitim çalışmaları ve Arkeoparkı ile "Gençlere Yönelik En İyi Program" dalında dünya birincisi olarak Altın Ödül almıştır. "Shining Star Awards" yarışmasında "Eğlencenin Yıldızları-En iyi Müze" kategorisinde birincilik ödülü almıştır. Mardin Müze Müdürlüğü`nün "Müzeler Yaşamları Değiştirebilir!" adlı müze eğitimi programı, Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu olan Europa Nostra`nın "Avrupa Kültürel Miras Jüri Özel Ödülü" nü almıştır.)
Mardin Müze binası, 1895 yılında Aktakya Patriği Ignatios Beham Banni tarafından "Süryani Katolik Patrikanesi" olarak yaptırılmış, Kültür Bakanlığı binayı Süryani Katolik Vakfı`ndan satın alıp restore ederek 2000 yılında Mardin Müzesi olarak açmıştır.
![]() |
| Müze Müdürü Nihat Erdoğan bize sikke basımı hakkında bilgi veriyor. |
Biz, müzede yer alan eserlerin sergilendiği salonları görmeden önce atölyeleri deneyimlerek müzeyi gezmeye başladık. İlk uğradığımız atölye "Sikke Basım Atölyesi" idi. Parayı icat eden Lidyalılardan 1800`lü yıllara kadar devam eden darp tekniği ile herkes kendi parasını bastı. Benim bastığım sikkenin ön yüzünde bağdaş kurmuş, elinde hilal taşıyan, Türk mitolojisinde ailenin ve çocukların koruyucusu olan Umay Ana betimlemesi, etrafında da "H. 627 senesinde Musul`da darp edildi" ibaresi yer alıyor.
Sikkemizi bastıktan sonra hemen yanındaki atölyede kök boya baskı ve basmacılık sanatı hakkında bilgi edindik, herkes bu yöntemle kendi bez çantasını yaptı. Kök boya baskı geleneğinin Süryani Şimmas Hindi ailesi tarafından 200 yıldan bu yana yapıldığını ve basma kalıp tekniğini son olarak devam ettiren, ailenin en yaşlısı olan Nasra Hanım`ın hikayesini dinledik. Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanındaki Süryani Ortadoks kiliselerinde eserlerine rastlanılan Nasra Hanım maalesef 92 yaşında hayatını kaybetmiş. Kendisiyle 2012 yılında yapılan röportajı buradan okuyabilirsiniz.
Ebru Atölyesi, Çini ve Seramik Atölyesi, Heykel ve Tasarım Atölyesi, Ahşap Yakma Atölyesi, Telkari Atölyesi gibi atölyeleri de ziyaret ettik. "Müze Eğitimi Eklinlikleri" rehberinde yer alan tek günlük diğer eğitimler şöyle: Arkeolojik Kazı Atölyesi, Sikke Basımı Atölyesi, Uçurtma Atölyesi, Seramik Atölyesi, Mozaik Atölyesi, Eski Çocuk Oyunları, Kök Boya Baskı Atölyesi, Mask Atölyesi, Ebru Atölyesi, Heykel Atölyesi, Kukla Atölyesi, Çivi Yazısı Atölyesi, Linol Baskı Atölyesi, Cam Altı Atölyesi, Karagöz ve Tasvir Atölyesi, Masal Atölyesi.
Ve Mardin Müzesi tarafından düzenlenen tüm bu atölye çalışmaları ve etkinlikler ücretsiz.
Bizim orada olduğumuz gün müzenin sanat galerisinde "Göçebe Tuvaller" resim sergisi açılışı vardı, biz de katıldık. Galeriye giderken müze idari binasını müzeye bağlayan asma köprü altında eşekle yük taşındığını gördük ve bunun Mardin`de yaygın olarak kullanıldığını, Mardin`in dar sokaklarında çöp taşımanın (veya eşya taşımanın) ancak böyle mümkün olduğunu öğrendik. Daha sonraki günlerde de defalarca tanık olduk. Fotoğrafı çektiğim bu güzel yer aynı zamanda Mardin`in fotoğraf stüdyosu gibi işlev görüyor. Evlenenlerin mutlaka çekim yaptığı bir yer.
Tekrar müzeye geri dönecek olursak; atölye ziyaretlerimizden sonra sıra geldi müzenin salonlarını gezmeye. İnanç Salonu, Arkeolojik Kazılar Salonu, Yaşam Salonu Süslenme Seksiyonu, Yaşam Salonu Beslenme Seksiyonu, Yaşam Salonu Savunma Seksiyonu, Ticaret Salonu Sikke Seksiyonu ve Sahte Eserler Salonu olmak üzere açık Teşhir Alanı, Mozaik Teşhir Alanı, Restorasyon, Konservasyon ve Analiz Laboratuvarı, İhtisas Kütüphanesi, Fotoğrafhaneyi de gezdik.
![]() |
| Ölü Kült Heykelleri, Bazalt, MÖ 1600-900 Kızıltepe, Girbel Höyüğü |
![]() |
| Ilısu Barajı Kurtarma Kazıları Boncuklu Tarla, MÖ 8000-7000 |
![]() |
| Banyo Küveti, Yeni Assur Dönemi, MÖ 900-600 Girvanaz Höyük, Nusaybin |
![]() |
| MÖ 7. yüzyıla ait bir meyve bahçesinin satış senedi ve tapusu, Girnavaz. (Bilinen en eski tapu senedi) |
![]() |
| Ticaret Salonu Sikke Seksiyonu |
![]() |
| Yaşam Salonu Savunma Seksiyonu |
![]() |
| Sahte Eserler Salonu |
Mardin Müzesi beni çok etkiledi. Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda müze gezdim, geziyorum. Bir şehre ilk defa gitmişsem listemdeki ilk adres şehrin müzeleri olur. Mardin Müzesi gerek müzecilik anlayışıyla gerek çocuklar ve yetişkinler için düzenlediği sayısız etkinlik ve atölyelerle ülkemizde gerçekten örneğine az rastlanır bir müze. Müze deyince çoğunlukla aklımıza gelen "eski eserlerin sergilendiği yer" tanımından oldukça uzaklaşmış, etkinliklerle, atölyelerle zenginleştikçe, halkla bütünleştikçe yaşayan, eğitim, öğrenme ve iletişim kurumuna dönüşmüş, müzecilik adına ülkemizdeki çıtayı bir hayli yükseltmiş. Başta Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan`ı ve tabii ki ekibini özverili çalışmalarından dolayı tebrik ederim.
Mardin, zengin coğrafyasıyla, çok diliyle, çok kültürüyle gözlerimizi, gönüllerimizi kamaştırırken böyle bir şehre yakışan müzesi de kendisine hayran bıraktı. Darısı diğer tüm şehirlerimize...
Mardin Müzesi ziyaret saatleri:
Kış Saatleri: 08:00-17:00 ( Kasım – Mart )
Yaz Saatleri 08:30-17:30 ( Mart – Ekim )
Mardin Müzesi Giriş Ücreti
Giriş ücreti 5 TL’dir. 18 yaş altı çocuklar ve 65 yaş üstü için ücretsizdir. Müzekart geçerlidir.
Mardin yazılarının devamı gelecek...
23 Ekim 2015 Cuma
Barselona Notları
Blog yazarken verilen ara ne kadar uzun olursa geri dönmek de o kadar sancılı oluyor. Kafadakiler birikmiş, sırası, fotoğrafları vs. derken hepsi birlik olmuş geriyor beni. Nerden başlasam olmayacak hissini de hiç sevmiyorum. Nedenlerine inersem çıkamam bunu da biliyorum. Daha fazla kaçmamın bir anlamı yok, bu post Instagram fotoğraflarının katkısıyla kısa bir ısınma turu olsun, mesela en kaba haliyle Barselona`dan başlayayım o halde.
7 Ağustos 2015 Cuma
Gaziantep Müzeleri
Zeugma Mozaik Müzesi
Gaziantep için "müzeler kenti" ifadesi boş bir laf değil. Türkiye`deki diğer şehirlerle kıyaslandığında hatırı sayılır müze sayısına sahip olan Gaziantep`te müzecilik anlamında da olumlu gelişmeler olması gözden kaçmıyor. Hatta Gaziantep öyle bir müzeye sahip ki, görünce bunu daha iyi anladım, gerçekten dünya çapında: Zeugma Mozaik Müzesi3 katlı olan müze, 30.000 metrekarelik alanıyla, eşsiz mozaikleriyle Tunus`taki Bardo Müzesi`ni sollayıp dünyada bir numaraya yerleşti.
15 Nisan 2013 Pazartesi
Büyülenip Döndük
"Kaçtım, kaçıyorum" diye ses etmeden bir soluk gidip geldim. Kapadokya`ya, başka bir deyişle "güzel atların ülkesi"ne... Aramızdaki bağ yıllar önce kuruldu, sadece birkaç gün kalıp öylesine etkilenip dönmüştüm ki, çocuklarla da mutlaka gidilmeli listesine çoktan girmişti.
Bizim gibi zaten havuz turizminden pek hoşlanmayan bir aile için okulun bahar tatilinde olmasının anlamı büyük. Hiç olmadık zamanda, sıcağın henüz kavurmadığı günlerde tadından yenmez bir tatil fırsatı, daha ne olsun!
Pazar pazar konuyu çok da uzatmak niyetinde değilim. Kapadokya anlatıyor zaten her şeyi, tüm büyüyü...Nasıl oluştuğunu, coğrafi özellikleri, tarihini, kimlerin gelip geçtiğini her kaynaktan detaylı şekilde okuyabilirsiniz.
Kapadokya`da en güzel manzara için sanırım Uçhisar Kalesi en iyi adres.
Uçhisar`da Tipik Türk Evi`ne uğradık. (bkz. Tipik Türk Evi) İsmail Amca bu Peribacası`nda doğmuş. 1982 yılında Unesco`nun el koymasıyla taşınmak zorunda kalmış. 1996 yılından beri de tekrar ailesi ile birlikte doğduğu evde yaşamaya kiracı olarak devam ediyor. İster bir şeyler için, ister yemek rezervasyonu yaptırın. Yanında İsmail Amca`nın muhabbeti de artısı:)
Güzelyurt yol ayrımına gelince aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir yazı okuyorsunuz: "Güzelyurt`u görmeden Kapadokya`yı gördüm diyemezsiniz!"
Bu iddialı sözün üstüne Güzelyurt`u görünce hak veriyorsunuz. Müthiş!
Güzelyurt, (eski adıyla Karballa, Rumların kullandığı Kalvari ve bu isimden türetilen Gelveri), topraklarında birçok medeniyete beşiklik etmiş: Eti, Hitit, Pers, Kapadokya krallığı, Eski yunan, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı.
1924 Mübadelesi`ne kadar ilçede Rumlar ve Türkler bir arada yaşamışlar. 1924`den sonra buradan göç eden Rumlar, Yunanistan`ın Kavala şehrine bağlı Nea Kalvari`ye yerleştirilmiştir.
Güzelyurt`ta görülebilir 17 kilise olduğu biliniyor. Bazıları; Sivişli Kilise, Koç Kilisesi, Cafarlar Kilisesi, Manastırlar Vadisi Kiliseleri, Kızıl Kilise... Bunun yanısıra 7 yeraltı şehri bulunuyor. En çok bilinen iki tanesi, Cevizli Sokak Yeraltı Şehri ve Gaziemir Yeraltı Şehri`dir.
Bir vadi içinde yer alan Soğanlı Köyü`nde bulunan 50 kadar freskli kiliseden 10`u gezilebiliyor. Bu kiliselerin en önemli özelliği tüm Kapadokya`da kayaların kubbe olarak şekillendirildiği kiliselerin bulunduğu tek yerdir.
Köyün yerleşim yerinde kayaların düşmesi sonucu 12 sene önce köy boşaltılmış, halk dışarıya taşınmak zorunda kalmış. Günümüzde eski yerleşim yerinde sadece 4 hane yaşamakta.
Aynı zamanda Kapadokya`nın her yerinde gördüğümüz bez bebeklerin de evlerde yapıldığı ve tescillendiği yer Soğanlı Köyü`dür.
Mustafapaşa`ya (Sinasos) geldiğimizde bizi 150 yıllık konak karşıladı. Burası Kapadokya Sanat Tarih Müzesi, diğer adıyla Bebek Müzesi. Müze kurucusu ve folklorik bebek sanatçısı Sibel Hanım`dan burasının Türkiye`nin ilk el yapımı bebek müzesi olduğunu öğreniyoruz. 2001 yılında satın alıp restore ettiği konağı 2006 yılında halka açmış.
Halk oyunları ekipleri, Köroğlu, Nasrettin Hoca, macuncu, yorgancı gibi sokak satıcıları, padişahlar, sultanlar...kültürümüze ait figürlerin bebeklerini görmek mümkün. Sibel Hanım`ın yaptığı 2000 civarında bebek var. Aynı zamanda farklı ülkelerden bağışlanmış bebekler için de ayrılmış bir bölüm mevcut. (bkz. Kapadokya Sanat Tarih Müzesi)
Konağın müzeden ayrı bir bölümü ise butik otel olarak hizmette. (bkz.Büyük Sinasos Konağı)
Ve elbette Melekler Evi!
Daha önce de bahsetmiştim sanırım. Tur şirketleri ile bir yere gitmeyi, koca koca otellerde kalmayı pek sevmem. Mümkün olduğunca kaçarım bundan.
Küçük otellerin bana göre en büyük artısı ev hissi vermesi. Konuşabilceğiniz, bilgi alabileceğiniz muhatap kişilerinizin olması da diğer artısı.
Melekler Evi`nin güler yüzlü sahipleri Arzu Hanım ve Muammer Bey mimarlık bilgilerine sevgilerini de katmışlar, Melekler Evi gibi harika bir mekan yaratmışlar.
Melekler Evi belgeselini de izledikten sonra gösterilen maddi manevi tüm emeğe bir kez daha saygı duydum.
Muammer Bey daha ilk günden kendi çizdiği Kapadokya haritasını elimize verip öyle bir anlattı ki bu harika yerleri sayesinde gezdik, klasik rota içerisinde pek olmayan bizim için pek çok yeni yerler keşfettik.
Tekrar tekrar çok teşekkürler. Güler yüzünüz, sıcaklığınız, nefis yemekleriniz ve tüm yardımlarınız için...Gene görüşeceğiz mutlaka! (bkz. Melekler Evi)
Sadece bu kadar mı gezdik? Siz bu listeye Kaymaklı Yeraltı Şehri`ni, Zelve`yi, Çavuşin`i, Avanos`u (Avanos`taki saç müzesi; fotoğraf çekmek yasak. Çok çok ilginç, Guinness Rekorlar Kitabına da girmiş.), sayısız kilise ve manastır, Sobesos Antik Kenti (Romalılardan, kazı hala devam ediyor), Ihlara Vadisi`ni, Göreme`yi, Ürgüp`ü ekleyin.
Kapadokya dosyası kapandı mı? Hayırrrrr! Ne mutlu ki bitecek gibi değil, aklımın ve ruhumun kaldığı çok yer var orda...
Not 1: Tüm buraları gezerken yanınızda mutlaka Müze Kart olsun. Yoksa bile müze girişlerinde söylerseniz hemen çıkartabilirsiniz. Kart bedeli 30 TL. (yani, iki yeraltı şehri giriş bedeli)
Not 2: Bir şey daha öğrendik, eskiden yabancılar için Müze Kart mümkün değilken, artık Türkiye`de yaşayan ve vatandaşlık numarası sahibi yabancılar için de mümkün hale gelmiş.
Bizim gibi zaten havuz turizminden pek hoşlanmayan bir aile için okulun bahar tatilinde olmasının anlamı büyük. Hiç olmadık zamanda, sıcağın henüz kavurmadığı günlerde tadından yenmez bir tatil fırsatı, daha ne olsun!
![]() |
| Zemi yürüyüş yolu |
![]() |
| Yürümeyi sevenler ve turistik aksiyonlardan uzak kalmak isteyenler için Zemi Yolu |
![]() |
| Uçhisar Kalesi`nden manzara |
Uçhisar`da Tipik Türk Evi`ne uğradık. (bkz. Tipik Türk Evi) İsmail Amca bu Peribacası`nda doğmuş. 1982 yılında Unesco`nun el koymasıyla taşınmak zorunda kalmış. 1996 yılından beri de tekrar ailesi ile birlikte doğduğu evde yaşamaya kiracı olarak devam ediyor. İster bir şeyler için, ister yemek rezervasyonu yaptırın. Yanında İsmail Amca`nın muhabbeti de artısı:)
![]() |
| Tipik Türk Evi`nde muhabbet! |
Bu iddialı sözün üstüne Güzelyurt`u görünce hak veriyorsunuz. Müthiş!
Güzelyurt, (eski adıyla Karballa, Rumların kullandığı Kalvari ve bu isimden türetilen Gelveri), topraklarında birçok medeniyete beşiklik etmiş: Eti, Hitit, Pers, Kapadokya krallığı, Eski yunan, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı.
1924 Mübadelesi`ne kadar ilçede Rumlar ve Türkler bir arada yaşamışlar. 1924`den sonra buradan göç eden Rumlar, Yunanistan`ın Kavala şehrine bağlı Nea Kalvari`ye yerleştirilmiştir.
Güzelyurt`ta görülebilir 17 kilise olduğu biliniyor. Bazıları; Sivişli Kilise, Koç Kilisesi, Cafarlar Kilisesi, Manastırlar Vadisi Kiliseleri, Kızıl Kilise... Bunun yanısıra 7 yeraltı şehri bulunuyor. En çok bilinen iki tanesi, Cevizli Sokak Yeraltı Şehri ve Gaziemir Yeraltı Şehri`dir.
![]() |
| Yüksek Kilise. Havanın bizi uçurduğu, kilisenin camlarının çarptığı, vuuuu diye rüzgarı dinlediğimiz çok mistik bir havada ziyaret ettik. |
Güzelyurt ilçesine bağlı, Ihlara Vadisi`nin devamı olan Belisırma Köyü`nü de görmeden gitmek olmazdı. Burası da tarihi dokusuyla, lezzetli yemekleriyle akıllara kazınıyor. Bisiklet turu yapanların, yürüyüşe çıkanların uğrak yeri...
![]() |
| Veletler oynuyor, yanlış anlaşılmasın:) - Belisırma Köyü |
Kapadokya`da şimdiye kadar 3000`den fazla kilise olduğu biliniyor. Kiliselerin çoğu eski dönemlerde tahribata uğramış. Göreme Açık Hava Müzesi içindeki Karanlık Kilise iyi bir durumda, fotoğraf çekmek yasak. Ve ziyaretçi sayısını azaltmak amacıyla ekstra ücrete tabi.
![]() |
| Kiliselerden bazıları |
Köyün yerleşim yerinde kayaların düşmesi sonucu 12 sene önce köy boşaltılmış, halk dışarıya taşınmak zorunda kalmış. Günümüzde eski yerleşim yerinde sadece 4 hane yaşamakta.
Aynı zamanda Kapadokya`nın her yerinde gördüğümüz bez bebeklerin de evlerde yapıldığı ve tescillendiği yer Soğanlı Köyü`dür.
![]() |
| Soğanlı Köyü |
![]() |
| Merkezden biraz yukarı doğru yürüyün ve başınızı kaldırın! |
Konağın müzeden ayrı bir bölümü ise butik otel olarak hizmette. (bkz.Büyük Sinasos Konağı)
![]() |
| Bebek Müzesi ve bizim turistik pozumuz |
Çömlek denemeleri yapmadan dönemezdik elbette. Zannettiğimden zor tabii:)
![]() |
| Elinden geleni yapan Mutlu Eller ekibi:) |
Ve elbette Melekler Evi!
Daha önce de bahsetmiştim sanırım. Tur şirketleri ile bir yere gitmeyi, koca koca otellerde kalmayı pek sevmem. Mümkün olduğunca kaçarım bundan.
Küçük otellerin bana göre en büyük artısı ev hissi vermesi. Konuşabilceğiniz, bilgi alabileceğiniz muhatap kişilerinizin olması da diğer artısı.
Melekler Evi`nin güler yüzlü sahipleri Arzu Hanım ve Muammer Bey mimarlık bilgilerine sevgilerini de katmışlar, Melekler Evi gibi harika bir mekan yaratmışlar.
Melekler Evi belgeselini de izledikten sonra gösterilen maddi manevi tüm emeğe bir kez daha saygı duydum.
![]() |
| Melekler Evi`nden ilk "merhaba" |
![]() |
| Melekler Evi`nde her detayda sevgi saklı. |
![]() |
| Bu yapılır mı bana! Birileri lokmalarımı sayıyor:) |
Kapadokya dosyası kapandı mı? Hayırrrrr! Ne mutlu ki bitecek gibi değil, aklımın ve ruhumun kaldığı çok yer var orda...
Not 1: Tüm buraları gezerken yanınızda mutlaka Müze Kart olsun. Yoksa bile müze girişlerinde söylerseniz hemen çıkartabilirsiniz. Kart bedeli 30 TL. (yani, iki yeraltı şehri giriş bedeli)
Not 2: Bir şey daha öğrendik, eskiden yabancılar için Müze Kart mümkün değilken, artık Türkiye`de yaşayan ve vatandaşlık numarası sahibi yabancılar için de mümkün hale gelmiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































