Kayısı ya da erik bana pek fark etmiyor. Sonuçta söz konusu olan annemin bahçesinden ellerimle topladığım meyveler. Taze mi taze, lezzetli mi lezzetli! Ağaçtan toplarken yemesi ayrı zevkli, kek olarak (yanında dondurma ile mesela) ayrı bir lezzet.
Kayısılar, erikler annemden tarif Almanya`dan. Bilenler bilir, Alman mutfağı kek konusunda iyidir. Yıllardır yaptığım kek tarifleri var, hiç şaşmaz. Mevsimine göre meyveleri değiştire değiştire yaparım. Bu kez annemi ziyaret ettiğimde hem erik hem kayısı toplayınca neden olmasın dedim, ikisini de kullandım. Yapmak isteyenler için tarifi hemen bırakıyorum. Ancak şaşırmayın, her şeyi fazlasıyla yerinde bir kek tarifi. Öyle şekersiz, glutensiz, unsuz vs. değil.
Malzemeler:
220 gr. tereyağ
180 gr. şeker
Bir fiske tuz
4 yumurta
180 gr. un
20 gr. nişasta
1 paket kabartma tozu
1 kilo meyve
Üzeri için file badem, pudra şekeri
Yapılışı:
Oda sıcaklığında olan tereyağ, şeker ve bir fiske tuzu iyice karıştırıyoruz.
Yumurtaları tek tek kırıp karışıma yediriyoruz.
Un, nişasta ve kabartma tozunu eleyerek ekliyoruz. (Hamurun kıvamının nasıl olduğunu aşağıdaki fotoğraflarda görebilirsiniz.)
Yağlanmış kalıba hamuru döküp üzerini düzelttikten sonra çekirdeklerini çıkarıp böldüğümüz meyveleri kabuklu kısmı aşağı gelecek şekilde hamurun üzerine dilediğimiz gibi yerleştiriyoruz. File badem varsa (bende yoktu) çok yakışıyor.
Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede 30 dakika pişiriyoruz. Soğuduktan sonra dileyen pudra şekeri serpebilir. Afiyet olsun. 😋
mutfak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutfak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Temmuz 2018 Pazartesi
11 Aralık 2017 Pazartesi
Nihayet Nar Ekşisi Yaptım!
Yılbaşı ile ilgili bir şeyler mi yazsam yoksa ufak bir yıl sonu hediye çekilişi mi düzenlesem derken uzun zamandır bekleyen bahçedeki narlar bu kez sırayı kaptı. Uzun zamandır diyorum ya şaka değil, her sene bu mevsim narlarla göz göze gelip üşengeçliğimden kalkıp bir türlü nar ekşisi yapmadım. Epey ekşi olmasından dolayı bir oturuşta fazla yenmediğinden bugüne kadar sadece salatalarda kullandım ve eşe dosta dağıttım. Herkesten gelen "nar ekşisi yapsana" önerilerini ise ciddiye aldım ama yine de bir şey yapmadım. Yıllar yılları böyle kovaladı ve insanın gözü bir kere korktu mu saçma bir şekilde daha da büyütüyor her şeyi.
Bu yıl kafamdaki anlamsız zorluklara veda edip "el mi yaman bey mi yaman" deyip attım kendimi mutfağa. Nar ekşisinin nasıl yapıldığını hep duyuyordum da yine de rahat edemedim, araştırdım. Narların suyunu çıkarıp kaynatıyorsun, kaynatıyorsun, kaynatıyorsun, kaynatıyorsun.... olayımız bu. Kıvamlansın diye içine şeker ekleyenleri de okudum, "e o zaman nar ekşisini evde yapmamın bir anlamı yok" dedim içimden. Maksat doğalını yapmaksa rafine şekerin ne işi var içinde! Varsın daha cıvık olsun, benim için hiçbir sakıncası yok.
2 Kasım 2017 Perşembe
Elma Kurusu
Biz ev ahalisi olarak hiçbir mevsim gözetmeden, hava soğuk mu sıcak mı bakmadan çay veya kahve içeriz. Kışın nispeten bitki çayları ağırlıkta olur. Geçenlerde aktara uğradım, çeşitli meyve kurularından yapılmış karışık bir çay aldım, "Osmanlı Çayı" yazıyor üstünde. Gerçekten böyle bir karışımı Osmanlı içmiş mi bilmiyorum, son yıllarda önümüze gelen her şeyin başına Osmanlı ismi verdiğimizden ismine karşı şüpheyle yaklaşıyorum. Tadını sorarsanız güzel, meyvemsi, içimi rahat.
Meyve kurusu gündeme gelince uzun süredir aklımda olan elma kurusu yapmak için mutfağa girdim. Bir; yapması hiç zor değilmiş, iki; yaparken ve sonrasında yediğim elmalar sayesinde uzun süre elma yemesem aramam.
Meyve kurusu gündeme gelince uzun süredir aklımda olan elma kurusu yapmak için mutfağa girdim. Bir; yapması hiç zor değilmiş, iki; yaparken ve sonrasında yediğim elmalar sayesinde uzun süre elma yemesem aramam.
4 Şubat 2017 Cumartesi
Fika
Mutfakla ilişkim belli. Beni bilirsiniz; unsuz, yağsız, şekersiz ama lezzetli olan sihirli tariflerim, mucizevi detoks içeceklerim, kilo verdiren özel karışımlarım yoktur, keza rejimden de anlamam. Sağlıklı beslenme kısmına saygım sonsuz yalnız bu konu da nerden tutsak elimizde kalıyor. Uyanık sektör bizi her türlü emmeye devam ediyor, organikçisinden doğal tarımına, pazarcısından köylü teyzeye kadar. Tavuk geziyor diye üzerine ekstra para veriyoruz gerisini sen düşün:)
Ne dedim, mutfakla ilişkim belli. Karın doyurmaktan çok öte bir konu ve iddiam olmasa da yemekten, yapmaktan keyif alır, severim. Başka kültürleri merakımdam mutfağım yemek kitabı dolu, evir çevir yaptığım günlük şeyler pek değişmese de kitapları da arada karıştırır kendime göre yorumlarım.
Geçen gün sağı solu toplarken bana iki sene önce hediye gelmiş olan kitabı görünce parmağıma tek taş takılmış kadar heyecanlandım. (şaka şaka, #yemekkitabıherzamanbinbasar) Kitabı nerdeyse zor hatırladım, bakıp kaldırmışım demek ki. Hikaye de şu: Her yaz olduğu gibi o yaz da kamptan yabancı çocukları misafir etmiştik. Bu kez İsveç`ten gelmişlerdi. Sağ olsunlar elleri hiç boş gelmezler, bi` İsveç köftesi değil ama küçük bir İsveç mutfağı kitabı:) İsveç mutfağı dünya mutfakları içinde "çok da şey değil yani" kıvamında olsa da mutfağım için güzel bir renk.
10 Ekim 2016 Pazartesi
Parmaklarınızı Yerseniz Karışmam
Halloween kutladığımız falan yok, kutlayacak daha önemli günler, bayramlar fazlasıyla var nasıl olsa. Öte yandan bırakalım herkes istediğini, dilediği gibi kutlasın. Şu kadarcık hayatta mutlu olduğun şeyleri yapmak değil mi ki önemli olan, gerisi boş.
Bu parmak kurabiyeleri ilk defa Amerika`da yaşayan blogger dostumun paylaşımında görüp hemen yapmıştım. O zaman Instagram`da paylaştığımda çok ilginç ve eğlenceli bulanlar kadar "ben yiyemem asla bunu" diye yorum yazanlar da olmuştu.

Tarifi bildiğimiz terayağlı kurabiye, yani şu İskoçların tarihi 1736 yılına kadar uzanan meşhur "Shortbread" kurabiyesi gibi diyebiliriz. Yerken bir kalıp tereyağ yiyormuş gibi bir his:) Tamam tamam, o kadar olmasa da masum hiç değil, ona göre davranın kendisine.
Bu parmak kurabiyeleri ilk defa Amerika`da yaşayan blogger dostumun paylaşımında görüp hemen yapmıştım. O zaman Instagram`da paylaştığımda çok ilginç ve eğlenceli bulanlar kadar "ben yiyemem asla bunu" diye yorum yazanlar da olmuştu.

Tarifi bildiğimiz terayağlı kurabiye, yani şu İskoçların tarihi 1736 yılına kadar uzanan meşhur "Shortbread" kurabiyesi gibi diyebiliriz. Yerken bir kalıp tereyağ yiyormuş gibi bir his:) Tamam tamam, o kadar olmasa da masum hiç değil, ona göre davranın kendisine.
29 Mayıs 2015 Cuma
Çetmi Tatlısı
Kaz Dağı`nın eteklerinde yer alan Yeşilyurt Köyü`ne yaklaşık 2 sene önce gitmiştim. Eski adı Büyük Çetmi olan köy hakkında yazılacak çok şey var. Ancak bugün söz konusu olan köy meydanındaki adını hatırlamadığım küçük lokantada yediğim Çetmi Tatlısı... Yapan teyzenin ellerine sağlık, merak edip mutfağa girdiğimde tarifini anlatmıştı bana.
18 Ocak 2015 Pazar
Mevsim Bitmeden: Portakallı Tart!
Portakala karşı ilgim daha çok yeme kısmıyladır, yani şu portakalı sıkıp suyunu içme işi çok aradığım bir şey olmasa da evdekiler için kış kahvaltılarının vazgeçilmezi konumunda, orası ayrı. Bence bu kadar lezzetli ve faydalı bir meyvenin tamamı yenmeli, sadece suyu olunca posasına yazık oluyor gibi duygusal bir bağ da kurmuş olabilirim:) Rahmetli babam portakalı soyarak değil, dilimleyerek yerdi. Bizim evin nüfusu fazla olduğundan her hafta pazardan kilolarca portakal girerdi eve. Akşam TV karşısına oturur ya da ders çalışırken kim nasıl istiyorsa öyle yerdi. Misafir geldiğinde de prosedür değişmez, çay faslından sonra mutlaka meyve tabağı gelirdi.
1 Aralık 2014 Pazartesi
"Schokoladenbrot" Yiyelim, Güzelleşelim!
Yılın en sevilen sezonu başladı. Bizim iki kültürlü ailemiz için Noel zamanı demek bu, sonrasında da yılbaşı. Yaşamımızın "sağlıklı şeyler yiyelim" konulu teori ve uygulamaları bu bir ay boyunca sıkı bir sekteye uğruyor. Vereceğim tarifin içindekileri okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız nasıl olsa.
Suçlunun adı "Schokoladenbrot". Tercümesi "çikolatalı ekmek". Bana sorarsanız browninin Noel versiyonu gibi derim. Tarifi yıllar önce Alman bir aile dostumuzdan alıp birazcık değiştirdim. O zamandan beri her yıl bu dönemde severek yapıyorum ve bizim için on numara beş yıldız bir şımarıklık!
Suçlunun adı "Schokoladenbrot". Tercümesi "çikolatalı ekmek". Bana sorarsanız browninin Noel versiyonu gibi derim. Tarifi yıllar önce Alman bir aile dostumuzdan alıp birazcık değiştirdim. O zamandan beri her yıl bu dönemde severek yapıyorum ve bizim için on numara beş yıldız bir şımarıklık!
30 Mayıs 2014 Cuma
Bursalı Bir Ağız Tadı: "Süt Helvası"
Bursalı olmasam da uzun yılların etkisiyle burdaki yerel tatlara da alıştım denebilir. İskender Kebap, Pideli Köfte, Cantık, Tahinli Pide, Cevizli Lokum, Kestane Şekeri...liste uzun ve bunlardan biri de Süt Helvası. Diğer adı da "Düğün Helvası" ya da "Bursa Helvası". Bilmeyenler için söyleyelim, adında helva geçse de bildiğimiz helva aklınıza gelmesin. Daha çok fırınlanmış muhallebi. Aslında görüntünün çok iştah açıcı olduğunu iddia edemem, restoranlarda tepsi içinden tabaklara servis yapılıyor ve sıcak yeniyor. Fındık ve tarçını da unutmamak lazım.
Tarif basit, içindekiler her evde bulunabilecek malzemeler.
1/2 lt. süt
100 gr. tereyağ veya margarin
3-4 adet damla sakızı (tercihe bağlı, normalde çam fıstığı)
4 yemek kaşığı un
7-8 yemek kaşığı şeker
1/2 paket vanilya
Fındık veya ceviz
Tarçın
Dövülmüş damla sakızı ve sütü bir tencerede kısık ateşte yavaş yavaş ısıtıyoruz. Diğer tarafta unu terayağında hafif sararana kadar kavuruyoruz. Sütü yavaş yavaş kavrulan una yediriyoruz, bu arada topak topak olmaması için biraz çaba harcıyoruz. Muhallebimiz koyulaşmaya başlayında şeker ve vanilya da ekliyoruz. Biraz daha karıştırıp fırına dayanıklı bir kaba boşaltıyoruz. Önceden ısıtılan fırında 200 derecede üstü biraz kızarana kadar pişiriyoruz. Üzerini fındık ya da cevizle süsleyip sıcak servis yapıyoruz. Damla sakızı yerine en bilinen şekliyle kavurma esnasında çam fıstığı eklenebilir.
Yapımı bu kadar basit, bu kadar da lezzetli. Afiyet olsun!
1 Nisan 2014 Salı
Mola
Durum belli. Önceki yazımdan sonra başka bir şey yazıp sizi de, kendimi de daha fazla germek istemiyorum, zira gerginim çok. Bir salata tarifi vereyim, en azından biraz sağlıklı beslenip ordan mutluluğu yakalayalım.
Kuru Börülce Salatası
Kuru Börülce Salatası
3 su bardağı kuru börülce
5 adet taze soğan
Yarım nar
Yarım demet maydanoz
Biraz ceviz
1 limon
6-7 kaşık zentinyağı
2 yemek kaşığı nar ekşisi
Kimyon
Karabiber
Tuz
Bir gece suda bekletilen kuru börülceleri ertesi gün haşlıyoruz. Suyunu süzüp soğumasını bekliyoruz. Bir yandan taze soğanı maydanozu ince ince kesiyoruz. Bir salata kabına aldığımız börülcelere soğanı, maydanozu, kimyonu, karabiberi, tuzu ekleyip iyice karıştırıyoruz. Bir limonun suyunu sıkıp zeytinyağını da ekleyip (zeytinyağını sevdiğimden fazla koydum) dikkatlice bir kez daha karıştırıyoruz. Üzerini ufaladığımız iri ceviz ve nar ile süslüyoruz.
Afiyet olsun.
Not: Kuru börülceye "Karnıkara" da deniyor. Faydası say say bitmiyor, okumak isterseniz: http://www.turkcebilgi.org/yemek-icmek/besinler-ve-ozellikleri/borulce-24637.html
Fotoğraf bana aittir, izinsiz kullanmayın lütfen.
27 Şubat 2014 Perşembe
Tadımlık Denemeler
Clara Seren Amram`ın "Sağlıklı Yemekler, Mutlu Çocuklar" kitabından bir süre önce bahsetmiş ve bazı tarifleri denediğimi yazmıştım. Zaten aslında hepimizin yakından bildiği tarifler, biraz yorumlanmış ve görsellik katılmış hali. Ben birkaç tarifi alıp 'Semice' yaptım ve üşenmedim fotoğrafladım bu kez.
Pizza Top Kek
Kullandığım malzemeler:
2 yumurta
Yarım demet dereotu
2 adet yeşil soğanın yeşil kısmı
1 su bardağı tam buğday unu (çok az ruşeym de ekledim)
1/2 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı beyaz peynir
Birkaç yemek kaşığı zeytinyağı
Kekik
Karabiber
(Orjinalinde içine zeytin, domates sosu, soğan, sarımsak tozu ve üzerine parmesan peyniri koyulmuş. Orjinalini isteyen olursa gönderebilirim.)
Fırını 175 derecede ısıttım. Tüm malzemeleri karıştırdım ve fırına dayanıklı kaplara paylaştırdım. 25-30 dakika pişirdim. Ben tarifi çocukların seveceği şekilde biraz değiştirdim, bu haliyle de çok sevdim işin doğrusu.
Çikolatalı, Muzlu Krep:
Hiç bilinmeyen bir şey:))
Krep yapmayı bilmeyen yoktur sanırım. Kitapta farklı olarak tam buğday unu kullanılmış, yulaf, kepek ya da keten tohumu da ekleyebilirsiniz diye belirtilmiş.
Ben de krep hamurunu her zamanki gibi bildiğim ölçülerde yaptım, tam buğday unu ve kepekli unu karıştırarak kullandım. Yuvarlak tavada yaptım, sonrasında kenarları kesip kare haline getirdim. Önce çikolatalı sos, sonra muz koyup sardım. Çikolatalı sos için ayrı bir tarif var kitapta, ben onun yerine daha basit olsun diye çikolatayı eritip içine çok az krema kattım. Az yoğun ama iş görür. Aslında ballı ve cevizli de nefis oluyor ama gerçek bal bulursanız:)
Ispanak Yıldızları:
Kitapta patlıcan, ıspanak ve pırasa ile yapılmış bu yıldızlar, sebzeler haşlanıp beşamel sos ve değişik peynirler ile fırınlanmış. Ben yaklaşık yarım kilo ıspanak kullandım, ocakta kendini bırakmaya başlayınca kremayı da (beşamel sos yerine) yavaş yavaş yedirdim. (krema miktarı biraz tadınıza kalmış. Ispanaklar da suyunu bırakacağı için fazlası iyi olmaz. Ben yarım paket kadar kullandım, yani 100 ml.) Peynir de olacağından tuz hiç koymadım. Çok pişirmeden ocaktan aldım, hemen fırın kaplarına paylaştırıp üzerine o gün evde olan keçi peynirini ufalayıp 180 derecede yaklaşık yarım saat pişirdim. Beşamel sos ile yapmadığımdan kıvamı biraz daha sulu oldu ama daha hafif. Keçi peyniri de ıspanağa çok yakıştı bu arada. Yalnız benimki form olarak pek ıspanak yıldızı olmadı, yeni bir isim bulup deftere öyle kaydetmeli:)
19 Nisan 2013 Cuma
Balık Tutup(!), Bir de Üstüne Girit Usulü Portakal Marmeladı Yaptım!
Bazen esiyorlar bana, kaşınıyorum herkes gibi işte:)
Kimi zaman aklımda uçuşan onca fikir konacak yer bulamazken, bazen de fikir akla düştüğü gibi yerini önceden hazırlamış edasıyla pek zahmetsiz gelir yerleşir.
Beni yormayan insanları sevdiğim gibi, beni yormayan işleri de ayrı bir kucaklarım.
Bu da böyle bir "proce".
Evde balık tutmaya meraklı bir nüfus var. O sebeple malzeme bol. Kırpık kumaşlar her zaman devrede. Çok da anlatacak bir şey yok sanırım:)
Beni çok şaşırtan blog sıralaması diye sıralayacak olsam Özlemaki başı çeker. Her tür ot yemekleri, adını sanını duymadığım yemekler tamam da geçen gün ağaç yedi, Akasya Tava yaptı ve benim açımdan noktayı koydu! (bkz. Özlemaki)
Kendisi Giritli (ve İzmirli) olunca bana verdiği tarif de Girit usulü oldu. Ve nefis oldu!!!
Şöyle: Portakalların kabuklarını traşladım. Beyaz kısımlarını almamaya çalıştım. Kabukları 10 dk. kaynattım, suyu değiştirip bir 10 dk. daha kaynattım. Sonra soğuk suda beklemeye aldım. (bu arada 1 portakal kabuğu kaynatmak için yeterli)
Portakalların kendisini gene beyaz kısımlarını almadan birkaç parçaya bölüp tencereye aldım ve kaynattım. (15 dk.kadar) Rondodan geçirdim. Ezdiğim portakal kaç bardak olduysa o kadar bardak da şeker ekleyip tekrar 15 dk.daha kaynattım. Bu arada soğuk suda bekleyen kabukları da içine kattım. Yarım limon suyu ekledim. Kavanozlara doldurup kapattım.
Hımmmm....iştah açıcı bir koku yayıldı eve. Marmelat, evin çok bilen kişisi Peer Ole`den tam notu kaptı. Peer Ole deyip geçmeyelim, kendisi benim ve mutfağımın en acımasız eleştirmenidir. Sütlacın kıvamı mı olmamış, Profiterol`ün çikolata sosu her zamanki gibi değil mi, et biraz sert mi yoksa, böreğin malzemesi mi az, omlet sünger gibi olmasın sakın...gibi gibi gibi. Yani ondan geçer not almak 'Michelin Yıldız' almak gibidir benim için:)
Özlemaki, kıvırdım mı olayı?
Kimi zaman aklımda uçuşan onca fikir konacak yer bulamazken, bazen de fikir akla düştüğü gibi yerini önceden hazırlamış edasıyla pek zahmetsiz gelir yerleşir.
Beni yormayan insanları sevdiğim gibi, beni yormayan işleri de ayrı bir kucaklarım.
Bu da böyle bir "proce".
Evde balık tutmaya meraklı bir nüfus var. O sebeple malzeme bol. Kırpık kumaşlar her zaman devrede. Çok da anlatacak bir şey yok sanırım:)
Beni çok şaşırtan blog sıralaması diye sıralayacak olsam Özlemaki başı çeker. Her tür ot yemekleri, adını sanını duymadığım yemekler tamam da geçen gün ağaç yedi, Akasya Tava yaptı ve benim açımdan noktayı koydu! (bkz. Özlemaki)
Kendisi Giritli (ve İzmirli) olunca bana verdiği tarif de Girit usulü oldu. Ve nefis oldu!!!
Şöyle: Portakalların kabuklarını traşladım. Beyaz kısımlarını almamaya çalıştım. Kabukları 10 dk. kaynattım, suyu değiştirip bir 10 dk. daha kaynattım. Sonra soğuk suda beklemeye aldım. (bu arada 1 portakal kabuğu kaynatmak için yeterli)
Portakalların kendisini gene beyaz kısımlarını almadan birkaç parçaya bölüp tencereye aldım ve kaynattım. (15 dk.kadar) Rondodan geçirdim. Ezdiğim portakal kaç bardak olduysa o kadar bardak da şeker ekleyip tekrar 15 dk.daha kaynattım. Bu arada soğuk suda bekleyen kabukları da içine kattım. Yarım limon suyu ekledim. Kavanozlara doldurup kapattım.
Hımmmm....iştah açıcı bir koku yayıldı eve. Marmelat, evin çok bilen kişisi Peer Ole`den tam notu kaptı. Peer Ole deyip geçmeyelim, kendisi benim ve mutfağımın en acımasız eleştirmenidir. Sütlacın kıvamı mı olmamış, Profiterol`ün çikolata sosu her zamanki gibi değil mi, et biraz sert mi yoksa, böreğin malzemesi mi az, omlet sünger gibi olmasın sakın...gibi gibi gibi. Yani ondan geçer not almak 'Michelin Yıldız' almak gibidir benim için:)
Özlemaki, kıvırdım mı olayı?
25 Haziran 2012 Pazartesi
Yarım Saat Dediğin Üç Saatte Geçer Mi?
Bu pazar sabahı anneanneden dönen Kai Felix, içinde minik ölü bir balık olan kavanozla yatağımın başına gelip üzerime atladı:) Annem ikna edememiş, kıyıda kumla oynarken bulduğu ölü balığı "anneme göstermem lazım" deyip kapmış getirmiş. Ben dahil tüm ev halkı gördü, inceledi balığı. Biraz konuştum, yarın balığın cenaze töreni var bizde, beklerim:)
Peer Ole kamptan tahmin ettiğimiz gibi yorgun döndü. Geçen yıldan biraz daha farklı bir program izlenmiş, özetle; bir gece çadırda kampçılık eğitimi, takım oyunları, okçuluk, el becerileri, yüksek ip çalışmaları gibi yoğun bir aktivite programı uygulamışlar.
Kız popülasyonunun geçen yıla göre biraz daha fazla olması Peer Ole`nin çok hoşuna gitmese de, sonuç olarak belli ki eğlenmişler, öğrenmişler, bol hareket etmişler, biraz daha büyümüşler...
Üzerine bir de arınma yaşadılar, her türlü elektronik alet kampta yasak çünkü. Akşam belli bir saatte aradık ama web sitelerinden bize verdikleri şifre ile girip o günün fotoğraflarına bakabildik.
Hala duymayan kaldıysa bir kez daha vereyim adresi: Campwolftrack
Çocukların eve döndüğünü anlamak, hissetmek hiç zor değil bizde. Sabahki balık gösterisinden sonra, bir fasıl kampta yapılmış bileklik üzerine kriz yaşandı, arkasından kahvaltı masasında dökülen yaklaşık bir litre süt ve sonrasında iki saat süren mutfak temizliği, tabii ki gün içerisinde atışmalara devam...
Eve hoş geldiniz gençler!
Semi anne bir hafta boyunca (abartısız) yan gelip yattı, devirdi çanağı:) Evde mutfağa kahvaltı hariç hiç girmeyip, hemen hemen her akşam dışarılarda mekan mekan gezdi, lafladı, yedi, içti...
Bu arada 21 haziranda kutlanan Dünya Müzik Günü`ne katıldım. F.S.M.Bulvarı trafiğe kapatılmış, tüm akşam her köşeden ayrı bir ses duymak mümkündü. Genci, yaşlısı, çocuğu...
Oh içim açıldı insanları öyle görünce, keşke müziğin insanları birleştirici bu yönü hep ön planda olsa diye iç geçirdim. (hayat bayram olsa misali...)
Bizim evde bizi en çok birleştiren yer ise mutfak! Kriz ortamında hadi kek yapalım desem herkes atlar:)
Bugünkü menüde silip süpürdüğümüz limonlu kek vardı, yanında dondurma ile.
Kekin pişmesini bekleme sürecinde çocuklar daha ne kadar kaldı diye ısrarla sorunca, yarım saat falan dedim. Peer Ole, "offf ya yarım saat, üç saatte geçmez şimdi" diye bir pıtırcık attı ortaya, anlamsızca suratına baktım, yaniiiiiii??? anladı ve kendini tutamadı:)))
15 Haziran 2012 Cuma
Bildik Haller, Kasmadan Geçen Günler
Mutfaktaki büyük masanın üzerinde dün şöyle bir görüntü hakimdi: Her tür boya kalemi, renkli kartonlar, makaslar, türlü yapıştırıcılar, renkli bantlar, tel, kağıtlar....Etrafında iki hevesli çocuk, babalar günü için 'yapsak yapsak ne yapsak' modundalar:)
Zorunlu alışveriş günü ilan edilen bu ve benzeri günleri hiç sevemedim. Kutlamıyoruz da aslında. Ailede sevgimiz ve saygımız tüm yıl, en azından yapmaya çalıştığımız bu. Kayıtsız kalabiliyor muyuz, o da hayır!
Bizim için bahane oluyor, çocuklar için bir hedef, biraz da durumla dalgamızı geçme fırsatı...Mesela benim bu yılki anneler günü hediyelerim: hamurdan yapılmış pörtlek gözlü bir kurbağa ve gene hamurdan yapılmış içinde minyatür bir çikolata olan sepetçik:)
Çocuklar kıvama gelip işe koyulunca ben de kenarda bu ay bir derginin verdiği "Babalar Günü Hediye Rehberi" ne dalıyorum. Her geçen yıl iştahı kabaran sektör kafayı iyice sıyırmış! Gömlek, kravat, en afilisinden kalem, parfüm....gibi hediyeler alışılagelmiş zaten, bunlara eklenen babalara yelken kursu, binicilik, havuz keyfi derken karşıma bir de ev ilanı çıktı. Doğayla iç içe diye başlayan ilan şöyle devam ediyor: "....çocuklarının yemyeşil ve doğal bir ortamda yetişmesini isteyen babaların tam aradığı hayat!....Koşa koşa mutlu yuvasına dönmek isteyen babalara...." İlandan anladığım babalar için ideal ev, peki kim kime alacak onu anlamadım:) Rahmetli babam bu günleri görseydi ne derdi acaba...
Tamam tamam sustum, züğürt de değilim ki zenginin malı çenemi yorsun:))
Zorunlu alışveriş günü ilan edilen bu ve benzeri günleri hiç sevemedim. Kutlamıyoruz da aslında. Ailede sevgimiz ve saygımız tüm yıl, en azından yapmaya çalıştığımız bu. Kayıtsız kalabiliyor muyuz, o da hayır!
Bizim için bahane oluyor, çocuklar için bir hedef, biraz da durumla dalgamızı geçme fırsatı...Mesela benim bu yılki anneler günü hediyelerim: hamurdan yapılmış pörtlek gözlü bir kurbağa ve gene hamurdan yapılmış içinde minyatür bir çikolata olan sepetçik:)
Çocuklar kıvama gelip işe koyulunca ben de kenarda bu ay bir derginin verdiği "Babalar Günü Hediye Rehberi" ne dalıyorum. Her geçen yıl iştahı kabaran sektör kafayı iyice sıyırmış! Gömlek, kravat, en afilisinden kalem, parfüm....gibi hediyeler alışılagelmiş zaten, bunlara eklenen babalara yelken kursu, binicilik, havuz keyfi derken karşıma bir de ev ilanı çıktı. Doğayla iç içe diye başlayan ilan şöyle devam ediyor: "....çocuklarının yemyeşil ve doğal bir ortamda yetişmesini isteyen babaların tam aradığı hayat!....Koşa koşa mutlu yuvasına dönmek isteyen babalara...." İlandan anladığım babalar için ideal ev, peki kim kime alacak onu anlamadım:) Rahmetli babam bu günleri görseydi ne derdi acaba...
Tamam tamam sustum, züğürt de değilim ki zenginin malı çenemi yorsun:))
28 Mart 2012 Çarşamba
Durum Budur!
Mr.E, meğer hiç sevmezmiş yarım işleri....Bir pazar günü mimlenince öğrenmiş oldum:) Mr.E, ismi sır gibi dursa da "hafta sonu yorumcusu" olarak tanındığım blogunu pek bir severim. Meraklısı için "Bu da mı gol değil?" bir tık ötede:))
Sıkı bir mim takipçisi ve yanıtlayanı olmadığımı belirtip geçiyorum cevaplara:
Kendini seviyor musun?
Çorapların satış geliri, Hürriyet Gazetesi Aile İçi Şiddet Alo Yardım Hattı`na aktarılacak. Hepsini incelemek isterseniz Penti`yi ziyaret etmek serbest:)
Sıkı bir mim takipçisi ve yanıtlayanı olmadığımı belirtip geçiyorum cevaplara:
Kendini seviyor musun?
Kimi zaman şımarıklığa varacak kadar evet!
Yapmaktan hoşlandığın şeyler nedir?
Bazen yazılarımın içinde anlattıysam da (bazen satır aralarında) cevabı uzatmak anlamında tekrar olsun:
Dostların birlikte olduğu, uzuuuuunnnn oturulan yeme-içme masaları, mutfak kesinlikle benim için doğru adres, müzik ruhsal ihtiyaç, biraz fotoğrafçılık oyunu, çocuklarla çocuk olduğum her türlü aktivite ve tabii ki dikiş! (hoşlandığım şeylerden unuttuğum varsa üzülmesin kendileri:))
Hedeflerin nelerdir?
Koca koca planlar yapmayı başkalarına bırakıyorum. Öyle büyük adam olma planlarım biteli yıllar oldu:)
Kendini bir cümle ile anlatabilir misin?
Gevezeliğim tutar anlatamam!
Nefret ettiğin şeyler nelerdir?
Nefret demeyelim de biraz yumuşatalım, hoşlanmadığım diyelim.
Sınırlarını çok keskin çizen insanlarla işim olmaz, esnek olmak lazım şu kısa hayatta!
Herkesin herkesi sevmesi mümkün değilse de saygı şart; karşısındakini hiçe sayan insanlar çevremde olmasın bir zahmet:)
Çocukların işitme yetisini kaybetmeyi hedef alan gürültücü oyuncakları kusura bakmasınlar hiçbir zaman sevmedim. (bir itiraf: hediye olarak gelenler de kısa sürede yok ediliyor tarafımdan:))
Doğayı evinin çöp kovası gibi görenleri dövebilecek potansiyele sahibim. Örnek alınabilecek ülkeleri yüzyıl kadar geriden takip ediyor olmanın utancını taşıyorum.
Favori şarkıların, filmlerin, kitapların?
Önceki mimlerden birinde aynen şöyle demişim: "Tipim göstermez ama Heavy Metal müzik dinleyerek büyüdüm: Manowar, Slayer, Anthrax, Iron Maiden, Overkill taptığım gruplardı-ki hala severim. Şimdilerde müzik ayrımı yapmam, iyi yapılan müziği dinlerim."
Ama birkaç şarkı adı da vereyim hazır sorulmuşken:
Broken, Beat&Scarred, Fear of the Dark, Veil of Deception, Sad But True, Smells Like Teen Spirit...gibi listeyi uzatmak mümkün. Alternative rock, indie rock, world music...hayatıma sonradan katıldılar, türünün iyi gruplarını pas geçmem, dinlerim.
Küçüklüğüm Beta-VHS video kasetlerinden yoğun olarak film izlendiği döneme rastladığından korku filmleri ile Yeşilçam klasikleri arasında geçti:)
Çocuk aklımla izlediklerimi bir yana bırakırsam listem şöyle olabilir mesela: Thelma&Louise, Seven, Devil`s Advocate, Sweeney Todd, Trainspotting, Life is Beautiful...
Okuduğum tek tük kitaplar arasından birkaç isim yazacak olursam Oruç Aruoba-de ki işte, Latife Tekin-Aşk İşaretleri, Buket Uzuner-Benim Adım Mayıs, Kürşat Başar-Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları...
İlham aldığın kişiler kimlerdir?
Öğrenme kanallarım her daim açık olduğundan doğru insandan gelen her türlü ilham perisi hoş gelir:)
Death Note`u sen bulsaydın ne yapardın?
Tırsardım sanırım, ben de Mr.E gibi sahip arayışına girerdim:))
Mim konusunda elimden gelen bu mudur, budur!
Mimi kime şutlasam derken içimden geçen işte bu adres: Doz, sevgili Doz`um....Zevkle okuyacağıma eminim:)
Hatırlarsanız Pi-shirt yapma gibi bir sözüm vardı. Pi günü falan kalmadı ortada ama söz sözdür. Tekstil kalemleri arayışım mutlu sona ulaştı. Ayrı ayrı değil de, Faber Castell`den set olarak buldum. Böylesi daha ekonomik, arayanlar not düşsün....
Mim konusunda elimden gelen bu mudur, budur!
Mimi kime şutlasam derken içimden geçen işte bu adres: Doz, sevgili Doz`um....Zevkle okuyacağıma eminim:)
Biraz da benden, bizden....
Hatırlarsanız Pi-shirt yapma gibi bir sözüm vardı. Pi günü falan kalmadı ortada ama söz sözdür. Tekstil kalemleri arayışım mutlu sona ulaştı. Ayrı ayrı değil de, Faber Castell`den set olarak buldum. Böylesi daha ekonomik, arayanlar not düşsün....
Yalnız sazı eline geçiren Kai Felix, hiç olmazsa bir ön çizim yapalım derken boyamış çoktan, keyifle ve gururla giyiyor...
Erdil Yaşaroğlu`nun karikatürlerini çok sevdiğimden zaman zaman paylaşıyorum. Bu kez karikatür değil ama gene ondan ve çok güzel bir çizim paylaşıyorum. Penti için çorap tasarlayan, aralarında Kenan Doğulu, Ayşe Arman gibi isimlerin yanında Erdil Yaşaroğlu bence en hoş işi çıkarmış. Özellikle kedi sevenler için:)
Çorapların satış geliri, Hürriyet Gazetesi Aile İçi Şiddet Alo Yardım Hattı`na aktarılacak. Hepsini incelemek isterseniz Penti`yi ziyaret etmek serbest:)
Geçen hafta eve birkaç dost gelecekti. Dr.Oetker amca bizim eve girmediğinden zahmetine katlanıp girdim mutfağa tabii, fırsat kaçmaz. Bazen bazı şeylere takılırım, mesela bu profiterol hamurunu kim icat etti gibi. Hadi kek, kurabiye falan tamam da, bu hamur ilginçtir. Suyun içinde yağ eritmek kimin ve nasıl aklına gelir? Bu zaten belli olmadığı gibi doğum yeri de belli değil. Kimi kaynaklar İtalyan der ama Fransız olarak bilinmesi daha yaygındır.
Öte yandan herkesin bildiği İstiklal Caddesi`ndeki İnci Pastanesi`nin hikayesi başka şey anlatıyor:
"Türkiye’ye 15 yaşındayken gelen Arnavutluk doğumlu Luca Zgonidis, babasının ölümünden sonra pastacı çıraklığı yapar. 1940’ların parasıyla 45 bin lira hava parası vererek İnci Pastanesi’nin bulunduğu mekânı tutarlar. Zgonidis, şöyle devam ediyor: ‘İlk günler çok zorluk çektik. Kendim birşey icat edip bir de isim uydurunca çok iyi tuttu. Anlayacağınız profiterolün kendi de adı da uydurmaca."
Bundan sonrası sanırım Bolat`ın işi, etimoloji kısmını ona bırakıyorum:)
Bizim profiterole gelince, dostların son anda planı değişip gelemeyince pek bir üzüldük(!). İştahımız bir açıldı, ertesi gün bile suçluluk duygusu peşimizi bırakmadı:))
10 Ocak 2012 Salı
Benlik Haller....
3 Aralık 2011 Cumartesi
Mutfaktaki Minik Mutlu Eller
Aralık ayı bizim için istisna aylardan biridir. Sağlıklı beslenme bilgilerimiz bir süreliğine rafa kalkar, duymazdan geliriz iç sesimizi de...Ivır zıvır, tadı damağımızda kalan her türlü tatlı ve akrabaları, çay-kahve, şarap-peynir gibi ikililer zirve yapar.
Hediyeler alırız, kilolar alırız ve bu durumdan çocuklar gibi şen oluruz:)
Mutfağa sık girmelerim geçen haftadan. Hem yoğun misafir trafiği, hem 'Advent' başlangıcı derken mutfaktan çıkmaz oldum. (Advent : Noel öncesi dört hafta)
Hafta içi çocuklar geç geldiğinden pek vakit bulamazken bugün doğuştan istekli Kai Felix`le geçtik hamurun başına.
O kadar keyifli yapıyor ki, izlemek ayrı bir mutluluk benim için.
Bazılarını marmelatlı, bazılarını ise sade bıraktık, soğuyunca üzerine çikolata gezdirdik. Hamur oldukça fındıklı ve cevizli bir tada sahip ve tereyağlı. (kalori hesaplarına hiç girmiyoruz:)
Marmelat benim bahçeden bloğumun meşhur Anjelika eriklerinden.
Ne farkettim: O kadar önlük dikiyorum ve evde önlük sayısı sınır tanımazken çocuğun üzerinde önlük yok!!! Skandal!

Geçen haftadan beri Peer Ole sınavlarıyla boğuşuyor, birkaç sınavı geride kaldı ama bu hafta aynı tempo devam. O sebeple bugünkü mutfak aksiyonumuzu kenarından izlerken bir yandan da istekli-isteksiz ödevlerini yaptı. Programları o kadar yoğun ki... 4.sınıfta İnönü ya da Trablusgarp Savaşı`nı mı öğrenmiştik biz? İngilizce dersini hiç anlatmayayım zira devlet okuluna giden ben hayatımın ilk İngilizce dersini ortaokulda görmüştüm. Neyse kıyaslama bizi yanlışa götürür, hayat değişti, dünya değişti, meslekler değişti, beklentiler, yaşam tarzı değişti...Dolayısıyla onlar "dijital yerli" olarak gelecekte yerlerini alacaklar. Bu duruma ne kadar direnirsek direnelim bir kırılma noktası hep var. Bizler doğaya çıkmayı, toprağa basmayı, top peşinde koşmayı hep öne çıkarsak da, teknolojik kullanımları kısıtlasak da bazı gerçekler, günümüz şartları değişmiyor yazık ki...
Anne-baba olan herkesin zaman zaman kafasını kurcalayan sorular, kimi zaman da sorunları bir kenara bırakıp dün önümde giden bir kamyonun arkasında okuduğum, hayatı aşmış bir şoför amcanın özlü sözüyle bitireyim yazıyı:
"Hayat tespih gibidir. İster çek, ister salla"
Hediyeler alırız, kilolar alırız ve bu durumdan çocuklar gibi şen oluruz:)
Mutfağa sık girmelerim geçen haftadan. Hem yoğun misafir trafiği, hem 'Advent' başlangıcı derken mutfaktan çıkmaz oldum. (Advent : Noel öncesi dört hafta)
Hafta içi çocuklar geç geldiğinden pek vakit bulamazken bugün doğuştan istekli Kai Felix`le geçtik hamurun başına.
O kadar keyifli yapıyor ki, izlemek ayrı bir mutluluk benim için.
Bazılarını marmelatlı, bazılarını ise sade bıraktık, soğuyunca üzerine çikolata gezdirdik. Hamur oldukça fındıklı ve cevizli bir tada sahip ve tereyağlı. (kalori hesaplarına hiç girmiyoruz:)
Marmelat benim bahçeden bloğumun meşhur Anjelika eriklerinden.
Ne farkettim: O kadar önlük dikiyorum ve evde önlük sayısı sınır tanımazken çocuğun üzerinde önlük yok!!! Skandal!

Geçen haftadan beri Peer Ole sınavlarıyla boğuşuyor, birkaç sınavı geride kaldı ama bu hafta aynı tempo devam. O sebeple bugünkü mutfak aksiyonumuzu kenarından izlerken bir yandan da istekli-isteksiz ödevlerini yaptı. Programları o kadar yoğun ki... 4.sınıfta İnönü ya da Trablusgarp Savaşı`nı mı öğrenmiştik biz? İngilizce dersini hiç anlatmayayım zira devlet okuluna giden ben hayatımın ilk İngilizce dersini ortaokulda görmüştüm. Neyse kıyaslama bizi yanlışa götürür, hayat değişti, dünya değişti, meslekler değişti, beklentiler, yaşam tarzı değişti...Dolayısıyla onlar "dijital yerli" olarak gelecekte yerlerini alacaklar. Bu duruma ne kadar direnirsek direnelim bir kırılma noktası hep var. Bizler doğaya çıkmayı, toprağa basmayı, top peşinde koşmayı hep öne çıkarsak da, teknolojik kullanımları kısıtlasak da bazı gerçekler, günümüz şartları değişmiyor yazık ki...
Anne-baba olan herkesin zaman zaman kafasını kurcalayan sorular, kimi zaman da sorunları bir kenara bırakıp dün önümde giden bir kamyonun arkasında okuduğum, hayatı aşmış bir şoför amcanın özlü sözüyle bitireyim yazıyı:
"Hayat tespih gibidir. İster çek, ister salla"
7 Ekim 2011 Cuma
Haftanın Özeti
Ev halimiz yavaş yavaş kıvama geldi. Herkes bilir, okulların telaşı sürer birkaç hafta. Daha önce yazdığım gibi, bu sene bizim evde iki okullu var, her hazırlık benim için 'X2' durumunda.
Bu hafta okul aile birliği seçim haftasıydı aynı zamanda, dört yıldır severek katılıyorum okul aile birliğine. Kimileri böyle işleri angarya olarak görür nedense. Ama iyi anlaşan, keyifle çalışan insanlarla birlikte gayet zevkli bir hale dönüşebiliyor.
Tempo normale dönünce dikiş makinemi daha bir sever oldum. Kumaşları gözden geçirdim, çok sevdiğim inekli kumaşı buldum gene. Bu kumaştan kaç metre almış olabilirim ki, sayısını hatırlamadığım kadar önlük diktim. (örnek: bknz.) Kalan kumaştan bir önlük daha bana MÖÖÖÖ dedi:
Bu hafta okul aile birliği seçim haftasıydı aynı zamanda, dört yıldır severek katılıyorum okul aile birliğine. Kimileri böyle işleri angarya olarak görür nedense. Ama iyi anlaşan, keyifle çalışan insanlarla birlikte gayet zevkli bir hale dönüşebiliyor.
Tempo normale dönünce dikiş makinemi daha bir sever oldum. Kumaşları gözden geçirdim, çok sevdiğim inekli kumaşı buldum gene. Bu kumaştan kaç metre almış olabilirim ki, sayısını hatırlamadığım kadar önlük diktim. (örnek: bknz.) Kalan kumaştan bir önlük daha bana MÖÖÖÖ dedi:
30 Eylül 2011 Cuma
"Hayat Mecmuası" Hayatımın Mecmuası
Bu kadar Hayat Mecmuası demişken bilmeyenler için biraz da tarih:
"Hayat Mecmuası, Türk kültür tarihinde dönüm noktası olup, 1956`da haftalık yayınına başlamıştır. Derginin başında Şevket Rado vardı..... Basında, baskı kalitesinde ve reklamda yenilikler meydana getirdi. Batılı dergiciliğin, renkli resimli reklamların, Hollywood haberlerinin yer aldığı modernleşme yayıncılığıdır................Hayat, 70`lerdeki siyasal ortamda işlevini kaybetti ve 1978 temmuzunda grev başlayınca kapandı."(kaynak: Wikipedia)
"Yabancı Memleketler için Fiyat: Hayat Mecmuası yabancı memleketlerde Dolar olarak 19 Cent`e ve ingiliz lirası olarak 1 Shilling 5 Pence`e tekabül eden fiyatla satılır. Yabancı memleketlere senelik abone fiyatı -âdi posta ücreti dahil-75 Türk Lirasıdır. Abone olmak isteyenler bu meblağın karşılığı olan Dolar veya İngiliz Lirasını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası vasıtasile adresimize gönderdikleri takdirde mecmualarını muntazaman alabilirler."
....gibi okudukça pek çok detayı yakalamak mümkün.
Benim yaşım kafamıza yerleşen sarı teneke kutusuyla Vita Margarin`i birazcık tanımaya yetti. Sonrasında balkonlarda saksı oluşuna da tanıklık etmedim değil:) Saltanatını terayağına bırakana kadar hafızalara kazındı, bu sebepledir ki bugüne kadar kim uğradıysa mutfağıma yüzünde bir tebessüm belirdi:
"Vita paranızın en iyi karşılığıdır. Kalitesi yüksek: terkibinde bulunan en birinci nevi ayçiçeği, pamuk ve susam yağları sayesinde, VİTA, öyle sıhhı ve fevkalâde sâf bir gıdadır ki her yemeğin besleyici kıymetini arttırır. Elverişlidir: VİTA`yı muntazaman kullandığınız takdirde, mutfak bütçenizde esaslı bir tasarruf yapmış olursunuz.
Hakikaten, VİTA, paranızın en iyi karşılığıdır. VITA`da zararlı boya maddesi yoktur."
Piyale de der ki:
"Yiyin afiyetle; doktor beğendi. Çizginiz bozulmaz hanımefendi."
Kadınların çizgisi o zaman da dertmiş, neden erkeklerin değil? Pantolonunun düğmelerini göremeyen erkeği kim ister ki:)))
Vita, Piyale, Nuh`un Ankara Makarnası.....Şimdilerde sedirimin iki tarafında karşılıklı sohbetteler, kahve içmeye oturduğumda aralarında neler fısıldıyorlar neler....
26 Eylül 2011 Pazartesi
Bitkin Halim ve Miskin Önlüğüm
Yediklerimi, içtiklerimi henüz sindirdiğimi söyleyemem. Bizim iki doğum günü ve hemen ertesinde birkaç saatlik uykuyla, alkolü bünyeden atmadan katılabildiğim doğum günü 'brunch' ı...Hepsi üst üste gelince dün akşam kendimi posam çıkmış bir halde buldum:)
Her ne kadar anlatacak pek çok malzemem olsa da gerek haftanın ilk günü olması, gerekse benim bitkin halim duruma el koyuyor. Bugünlük fotoğraflarla idare edelim gibi bir durum yani...
Cumartesi günü mutfağımdan çıkardıklarımdan bazıları:
"Ne alaka bu önlük şimdi" derseniz, aslında zavallı önlüğü dikeli bir hafta oldu, kumaşını çok beğenerek aldım, hemen de diktim. Araya giren bu doğum günleri fırtınasında kabak onun başına patladı, ancak bugün fotoğrafını koyabildim. Bu arada tanıştırayım: "Önlük MİSKİN" olur kendileri!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























