21 Ağustos 2017 Pazartesi

Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.
Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!
 
Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.
                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Her Neyse O Hayal Sadece Adım Atmaya Bakıyor: Gezizone!

Bir yıldan fazladır ne zaman bir paylaşımını görsem için için kıskandığım biri var: 
Didem Mollaoğlu ya da benim için Dido. Çocukluğumuzun bir bölümünde yolumuzun kesiştiği, lojmanların lojman olduğu dönemde, birlikte büyüdüğümüz, hatta karşı komşuluk ettiğimiz yıllar... Ah, şimdi kime sorsak o zamanı geri ister, hem de tam o yılları... 
İşte o Didem İstanbul`daki işinden atıldığında, tası tarağı satıp, kedisi Cadı`yı arkadaşına emanet edip içinde hep var olan gezme isteğine bıraktı kendini. 2016 haziran ayında sırt çantası ve tek yön biletiyle Nepal`e doğru yola çıktı. Böyle özet yazınca ne kolay okunuyor, hâlbuki bırak tek başına ve kadın gezgin olarak dünyayı gezmeyi, bizim gibi kök salmışlar için şehir değiştirmek bile kafada milyon tane soru işareti demek! Hani en başta 'kıskandığım biri' dedim ya, gezip gördüğü, yaşadığı ne varsa ona kalsın, bana bu cesaretin onda birini versin yeter...


Didem`i yola çıktığından beri büyük bir heyecanla takip ediyorum. Paylaştığı fotoğraflar kadar yaşadıklarını da çok güzel ve içten anlatıyor. Soru soran, yorum yapan herkese yetişmeye çalışıyor. Geçenlerde Didem`i online yakalamışken ben de ona en çok merak ettiklerimi sordum. İtiraf ediyorum, en çok birbirinden güzel bu fotoğrafları seçerken zorlandım, yazdıklarını ise tekrar tekrar okudum.

Didem`cim şimdiye kadar kaç ülke oldu?

14 ülke oldu...Yorulduğum için olsa gerek bayağı yavaşladım hatta durdum. Şu an devam edip etmeme aşamasındayım. Son durak Avusturalya olacak. Ondan sonrası ya dönüş ya da yeniden Endonezya olabilir. Şu an bilmiyorum.

"Ben bu ülkede kalsam gayet güzel yaşarım" dediğin bir ülke oldu mu?

Endonezya... Daha tam gezemesem de gerçekten enerjisi beni çok etkiledi. Asya insanını genel olarak çok sevdim ama Endonezya'nın yeri bende çok ayrı.


Seni en çok zorlayan ülke hangisi oldu?

Beni en çok zorlayan ülke Hindistan oldu... Aslında ilk Nepal'e gittiğimde de ufak bir şok yaşamıştım. Zira Asya'ya daha önce hiç gitmemiştim o nedenle neyle karşılaşacağımı çok da bilmiyordum. Katmandu'ya ilk ayak bastığımda korna sesleri, trafikteki kaosu görünce bayağı bir şaşırdığımı hatırlıyorum. Hatta etraf da epey pis gelmişti. Ancak Hindistan'a gidince asıl kaosu ve pisliği gördüm. Hindistan ayrı bir dünya gerçekten. İnsanlarıyla, kültürüyle, adetleri ile bambaşka bir gezegen... Eğer Hindistan ile savaşa girerseniz bu savaştan sağ salim çıkmanız pek mümkün değil. O yüzden Hindistan'in keyfini çıkarmak için her şeyi olduğu gibi kabul etmeniz ve kendinizi akışa bırakmanız gerekiyor. Aksi takdirde Hindistan'dan nefret edersiniz. Zaten seyahatim süresince tanıştığım insanlar ya Hindistan'i çok seviyordu ya da nefret ediyordu... Ancak Hindistan'in öğrettiği baska bir şey de size elinizdekilerin kıymetini göstermesi, sizi daha minnettar yapıyor. Onca fakirliğin içinde nasıl mutlu yaşanacağını öğretiyor. O nedenle Hindistan'a yeniden dönmeyi çok istiyorum.


Çocuklarla ilişkin hep çok hoş görünüyor burdan. İlk tepkileri genelde nasıl? Yani yabancı olarak hep hoş mu karşılandın?

Asya'da çocuklar çok güler yüzlü. İnanilmaz sıcaklar, hemen size sarılıyorlar. Özellikle köyde hayatları çok zor olmasına rağmen her daim gülüp, oynuyorlar. 3 yasindaki bir çocuk tarlada annesine yardım ediyor, boyundan büyük odunları taşıyor... Ve bunu mızmızlanmadan yapıyor. Şehirde büyüyen çocuklarla aralarında çok fark var. Cep telefonu nedir bilmiyorlar. Ya tarlada ailelerine yardım ediyorlar ya da köydeki arkadaşlarıyla oyun oynuyorlar. Bu zamana kadar nereye gitsem hep çok güzel vakit geçirdim çocuklarla... Ve onlardan çok şey öğrendim. En önemlisi de koşulsuz sevmek ve her daim gülümsemek.


Gittiğin ülkelerde ordaki kadınların tepkisi nasıl oldu? Genelde gezginlere alışkınlar mı, yoksa onlar da seni çok cesur mu buldular?

Köylerde özellikle ilk sorulan soru neden evlenmediğim. Bir problem mi var diyorlar. Çünkü onlara göre 39 yaşına gelmişseniz ve hala evlenmediyseniz bir probleminiz var demek. Yalnız gezdiğimi duyunca epey şaşırıyorlar ve korkup korkmadığımı soruyorlar. Ama enteresandır ki bu soruları Batılılardan da alıyorum. Yani aslında dünyanın neresinde olursanız olun ister gelişmiş bir ülke olsun ister gelişmemiş kafamızdaki kalıplar hep aynı.


Türkiye`yi ne kadar tanıyorlar? Oturup sohbet ettiğinde şaşırdıkları konular oldu mu?

Ülkeden ülkeye değişiyor. Ama çoğunluğu Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi zannediyor. Özellikle Endonezya'da Türk dizileri pek meşhur, o yüzden Türkiye hayranlıgı çok fazla. Genelde Türkiye'den geldiğimi duyunca çok şaşırıyorlar çünkü malum az insanla karşılaşıyorlar. Sohbet ederken aslında Asyalı olduğumuzu, ortak noktamızın çok oldugunu söyleyince çok şaşırıyorlar.

Gezdiğin ülkelerin çoğunda aslında halkın refah düzeyi yüksek değil. Bizim gibi politikayla çok ilgililer mi, yoksa kaderlerine boyun eğmiş gibi bir his mi var?

Açıkçası çok az politikayla ilgilenen insanlarla tanıştım. Belki de Asya insanın bu kadar mutlu olmasının sebebi bu. Pek ilgilenmiyorlar. Daha çok olanı ve ellerindekini kabul ediş var. Ancak turizmin gelişmesi ile birlikte para kazanmaya başlamışlar, maalesef bu da kültürlerini değistiriyor...


Kadın gözüyle baktığında gezdiğin kadarıyla kadınların hakları açısından nasıl buldun? Aile yapıları daha çok ataerkil mi?

Asya'da kadının rolü çok ağır. Aynı bizim Anadolu kadını gibi. Özellikle kırsal kesimde yaşayanlar hem ev işlerini yapıyor hem tarlada çalışıyor hem de ailesi ile ilgileniyor... Ülkeden ülkeye hatta etnik gruplara göre değişiyor bu. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim her ne kadar ataerkil gibi gözükse de anaerkil bir yapıları var. Hindistan'da anaerkil toplumlar olsa da kadının adı yok maalesef... Oldukça ataerkil bir toplum ve kadınlar oldukça eziliyor maalesef.


Anladığım kadarıyla çok faklı dinler gördün, dini ritüeller yaşadın. Seni çok etkileyen bir din oldu mu? Genel yaklaşım açısından?

Bu yolculukta beni en çok şaşırtan şeylerden biriydi... Her ülkede dini inanış aynı da olsa o ülkenin kültürü, gelenek görenekleriyle harmanlanmış. Endonezya'daki İslam ile, Hindistan'daki hatta bizdeki İslam inancı farklı... Aynı şekilde Sumatra Adası'nda yaşayan hristiyanlarla Hindistan'da yaşayan hristiyan halkın adetleri cok farklı. En çok şaşırdığım ise Sumatra Adası'nda denk geldiğim Batak cenaze töreniydi. İlk gördüğümde düğün zannettim çünkü hem müzik çalıyordu hem de dans ediyorlardı. Ölümü kutlama geleneği meğer Batak kültüründen geliyormuş ve bunu hristiyanlıkla birleştirmişler.


Eminim birbirinden ilginç yemekler yedin. Bunların arasında çok zorlanarak yediğin oldu mu?

Açıkçası cok zorlanacağım yemekler yemedim. Asya'da her türlü böcek türünü kızartıp yiyorlar. Vietnam'da kedi, köpek hatta sıçan bile yeniyor ama bunların hiçbirini denemedim.


Erkeklerin genel bakış açısı nasıldı? Bir Türk kadını olarak karşılarında seni görünce şaşırdılar mı?

Bir kere yalnız gezen kadınları görünce Doğulusu da Batılısı da şaşırıyor. Çünkü herkese göre bu büyük cesaret işi. Ama Türkiye'den olduğumu söyleyince bu şaşkınlık daha da fazla oluyor ama özellikle Batılılarda...

Çok farklı yerlerde konakladın. Hostelde, evde, çadırda, hatta itfaiyede... Hangisi daha rahattı?

Dürüst olayım tabii ki ev daha rahattı. Cidden çok kötü yerlerde kaldım. Tuvaleti olmayan köy evlerinde de kaldım. Fırtınanın ortasında bir hamakta da...Ama en eğlencelisi itfaiye istasyonuydu. Gecenin 4'ünde siren çaldığında itfaiyecilerle birlikte yataktan zıpladım ve uyku sersemi koşturmaya başlamıştım. Ama bunların hepsi yolculuğun bir parçası ve şimdi gülerek anlattığım anılar... Singapur'da beni misafir arkadaşımın evinde kaldığımda 1 hafta boyunca yastığı koklayarak uyudum. O kadar güzel kokuyordu ki. Halbuki rutin hayatlarda her şeyi öyle otomatik yapıyoruz ki neye sahip olduğumuzun farkında bile olmuyoruz. Oysa şimdi kafamı sokacak bir yer bulsam şükrediyorum.

Didem`cim, çok yol yürüdün. Dağlara tırmandın, hava şartları ise kimi zaman pek de hoş değildi. Seyahate gitmeden önce spor yapıyor muydun? Bazı rotalar ciddi zordu, nasıl başa çıktın?

Benim için bu yolculuğun en zorlu 2 trekking rotası oldu. Biri Nepal Annapurna Base Kamp yürüyüşü. Yaklasik 7 gün sürdü. Hayatım boyunca unutmayacağım. Muson dönemine denk geldigim için 3 gün boyunca donuma kadar ıslaktım. Bir de üstüne kanımı emen sülükler başımın belasıydı. Yürüyüşü tek kuru kıyafetim olan pijamalarla bitirmiştim. İkinci ise benim için en zoru Endonezya'da Sumatra Adasi'nda Ketambe'nin balta girmemiş yagmur ormanlarinda yaptığım 3 günlük yürüyüştü. Annapurna Base Kamp'dan daha zordu. Hatta düşüp sağ yüzük parmağımın tendonu koptu. Bir ara gruptakilere beni burada bırakın dedim ama orangutanları görünce tüm yorgunluğumu unutup 1 saat boyunca anne ve bebek orangutanı seyrettim. Türkiye'deyken de sürekli trekking ve hiking turlarina katılıyordum o yüzden kondisyonum çok da fena sayılmaz.


Bir de motor kazası geçirdin. Kazadan sonra sağlık durumunu tekrar nasıl toparladın? O noktada pes etmeyi düşündün mü?

Motor kazası yaptıktan sonra kırık omuzla 90 km yol gittim. Yaşadığım o acıya rağmen hiç ağlamadım ama hastaneye gidip röntgen çektirdiğimde doktor ameliyat olabileceğimi ve bu yüzden Türkiye'ye dönmem gerektiğini söyleyince ağlamaya başladım. Tek başıma otel odasında ağlarken bir takipçim Mark Eliyahu'dan journey diye bir parça gönderdi. Daha sonra aklıma Renan Öztürk'ün Meru belgeseli geldi. Çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen vazgeçmemiş ve zirveye çıkmayı başarmıştı. Doktor arkadaşımla konuştum ve onun da desteği ile yola devam etmeye karar verdim. Yaklaşık 2 hafta banyo yapamadım ve aynı kıyafetlerle yatıp kalktım. Evsiz gibi kokuyordum. Şimdi dönüp baktığımda onca yaşadığım zorluğa rağmen iyi ki devam etmişim diyorum.


Cesaretini takdir etmemek mümkün değil. Peki hiç korkmadın mı?

Korktum, çok korktum hem de. Güvenli alanı bırakmak, tüm eşyalarımı satıp kedimi arkadaşıma emanet etmek hiç de kolay olmadı. Çünkü bize öğretilen bir düzen ve o düzenin dışına çıkmak öyle dışardan bakıldığı gibi kolay değil. Gelecek kaygısı, bir şey olma kaygısı veya bulunduğunuz çevreye ve hatta eşyalarınıza bile bir bağımlılığınız var... Dolayısıyla bunları geride bırakırken de tabii ki de korkuyorsunuz. Ama yıllardır soğuk diye girmediğiniz suya girince de suyun sıcaklığına alışıyor ve keyif almaya başlıyorsunuz. Her neyse o hayal sadece adım atmaya bakıyor. Yeter ki o adımı atma cesaretini gösterin sonra gerisi geliyor.


"Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz."

Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa Pinkola Estés

-------------------------------------------------------------

Didem`i takip edebileceğiniz adresler:

http://gezizone.com
https://www.facebook.com/gezizone/
https://www.instagram.com/didemmollaoglu/

30 Temmuz 2017 Pazar

İzlanda Hatırına: BOKEH

İzlanda`yı ben hiç bırakamadım, gidip gördüğümden beri yapıştım ona. Takılı kaldım adeta, bu yüzden içinde İzlanda geçen herhangi bir haber, film, proje beni acayip heyecanlandırıyor. Yeniden gidesim var, en büyük sebebim Kuzey Işıkları!
İzlanda güzellemesini bir yana bırakıp filme geçeyim diyorum ama emin olun bu da bir İzlanda güzellemesi. Laf aramızda IMDb notu 4,9 olan filmin nesini anlatayım:) Dürüst olayım; ben zaten not veya eleştirilere bakmaksızın film İzlanda`da çekildi diye izledim, filmin konusu ilginç olsa da baştan söyleyeyim verilen notla hemfikirim ne yazık ki.


"Dünyanın sonu" konulu film Amerikalı genç bir çiftin (Jenai ve Riley) tatil için bu olağanüstü ülkeye gelmesiyle başlıyor. İzlanda doğasının eşlik ettiği film gayet romantik bir başlangıç yapıyor. Orası senin burası benim geziyorlar. (bir yandan gördüğüm yerlerin isimlerini de hatırlayıp değişik bir hisle izliyorum) Jenai, gecenin bir yarısı uyandığında etrafa yayılan parlak bir ışıltı görüyor ve sabah uyandıklarında ise artık dünya üzerinde ikisinden başka kimse olmadığını anlıyorlar. Bu şoku atlattıktan sonra hayatta kalabilmek için gerekli olan ihtiyaçlarını toplamaya başlıyorlar. Başlangıçta 'eğlenceli' gibi görünse de bir süre sonra yalnızlık, umutsuzluk ve Jenai`nin sürekli eve dönme isteği derken ilişkilerini ve hayatı sorgulamaya başlıyorlar. Peki dünyaya ne oldu, insanlar neden yok oldu, neden sadece bu çift hayatta kaldı sorularına 1 saat 32 dakika boyunca cevap bulamıyoruz. Türüne bilim-kurgu/drama dedikleri filmde ne yapmak isteyip de yapamamışlar, bize ne anlatmaya çalışıyor net değil, sanki bir şey yarım kalmış gibi. İzlanda-ABD ortak yapımı film kafada sadece muhteşem İzlanda görüntüleri ve iyi oyunculuk bırakıyor. Vakit bolsa, İzlanda`yı seviyorsan izlenir.

Bu kadar İzlanda muhabbetini geleneksel İzlanda çavdar ekmeğiyle (rúgbrauð) taçlandırayım da ağzımız tatlansın. Çavdar unu, un, şeker, tuz, kabartma tozu ve sütle hazırlanan hamur yoğrulup tencereye konduktan sonra toprağa 30 cm. derinliğinde bir çukur açılıp gömülüyor. Yaklaşık 24 saat sonra ekmek hazır!


İzlanda gibi coğrafi konumunu sonuna kadar kullanan başka bir ülke daha var mı bilmiyorum. Gayzerler, yanardağlar, buzullar turizm için en etkin faktörler olurken günlük yaşamda, tarımda, endüstride, ısınmada vs. tüm doğal kaynaklardan yararlanılıyor. Ülke komple yenilebilir enerji cenneti!

İzlanda yazılarım için linkler:

http://www.mutlueller.com/2014/08/once-reykjavik.html
http://www.mutlueller.com/2014/08/golden-circle-ya-da-altn-cember.html
http://www.mutlueller.com/2014/09/kutup-marts-ve-harpa.html
http://www.mutlueller.com/2014/10/blue-lagoon.html
http://www.mutlueller.com/2014/10/fallus-ya-da-penis-muzesini-de-gormedim.html
http://www.mutlueller.com/2014/10/bu-son-gercekten.html
http://www.mutlueller.com/2015/02/biraz-daha-izlanda.html

23 Temmuz 2017 Pazar

Bursa`da Yeşil Adreslerden Biri: Gököz Göleti

25 yıldır Bursa`da yaşadığımdan Bursa ve civarında birçok yeri gördüğümü/bildiğimi düşünür(d)üm. Yakın bir arkadaşımız Gököz Göleti`ne gidip, çok etkilenip, döndüğünde bize bahsedene kadar. Haziran ayında bir pazar gününü denk getirip çoluk çocuk hep birlikte nefes almaya gittik.


Böyle doğal kalabilmiş yeşil köşeleri anlatma konusunda kararsız kalıyorum. Bir yandan bu güzellikler bilinsin istiyorum, diğer yandan herkes öğrenirse kalabalık olup bir süre sonra çöplüğe döneceğini düşünüyorum. Ama öğrenmek gerekiyor artık, bir noktada insanların bu doğayı kendi malları gibi kullanmalarına son vermeleri gerekiyor. Ne yazık ki olumsuz örnekler o kadar çok ki! Geldin tadını çıkar, çöpünü de topla giderken bi` zahmet. Haftalık çemkirmemi de yaptığıma göre konuya geri dönebilirim.

4 Temmuz 2017 Salı

Ege`yi Bırakmak Kolay Değil: Ildırı (Erythrai)

Hazır bir önceki yazıda antik kentlerden, kültürel zenginliğimizden bahsetmişken konuyu dağıtmadan yine Ege`den devam edeyim. Çeşme`yi nasıl olsa iyi biliyoruz, daha önce gitmediğimiz bir yer olsun derken karşımıza yine güzel bir Ege köyü çıktı: Ildırı ya da antik dönemdeki adıyla Erythrai. Çeşme`ye 27 km. uzaklıkta olan Ildırı Köyü Çeşme Yarımadası`nın ilk antik yerleşim yeri olması dolayısıyla da görülmeye değer gerçekten.