16 Şubat 2015 Pazartesi

Böyle kahrolası zamanlarda yenemiyorsam tutuk halimi... Yazamıyorum.
Jehan Barbur; ruhunun inceliğine, insanlığına hayran olduğum... Onun isyanı bu!



Yaşadığım bu coğrafyada -ki artık ülke de demek istemiyorum, çünkü bütünüyle bir kurgu coğrafyası oldu çıktı- her daim söylemekten geri duramadığım ve her fırsatta yinelediğim şiarım şu oldu: "Burada başıma bir şey gelmesinden değil, başıma bir şey geldikten sonra, başıma geleceklerden korkuyorum". Birey olarak kıt kanaat hale getirilmiş, tıynetsiz ve değersiz varlık olarak algılanmak, hiçbir merci, hiçbir insan tarafından eser miktarda dahi olsa bir güvenle yoğrulamıyor olmak "biz kimiz, ben kimim? "sorularına da böylece kati surette sıra savamıyor. Hala korunmaya çabalamaktan, tedirginlikle yaşamaktan, hareket dahi edemez hale geliyoruz. Üstüne üstlük bir de "kadın olma" yaftası, olgusu, toplumsal etiketi de gelip üzerimize yapışınca, debelenmekten, kaçmaya gayret edip yine de var olmaya çabalamaktan nefessizleşiyoruz. Şahit kılındığımız vahşet ve şiddet öyküleri sanki artık birer data. Yani olan olaylar karşısında, bağırmaktan, sosyal medyada düşüncemizi haykırmaktan yahut sokağa dökülmekten başka bir şey de elimizden gelmez oluyor. Tepemize musallat olmuş karartılar kendilerine can katmak için can aldıkça, alınan canların ardından ancak hönkürebiliyoruz. Çünkü ne yazıktır ki, vah- vah diyerek dizlerimizi döverken, vuku bulmuş vahşetleri durduramıyor, hiçbir şeyin önlemini alamıyoruz. Bizler burada önlemsiz yaşamayı öğreniyoruz ve başımıza bir şey geldiğinde içinden ölmeden kurtulunca dahi şükrediyoruz. Bizi yönetenlere söyleyecek artık bir lafım kalmadı, çünkü adları üzerinde: bizleri yönetiyorlar. Onlar yöneticiler. Yönetilmek değil, korunmak ve hür iradeyle yönlendirilmek istenen toplum artıklarıyız biz. Dilimizdeki -ve illa ki diğer yabancı dillerde de mevcut olan zira Türkçemizde gani gani sertlikle altı çizilen- erkeğin uzvuyla kadının edilgen edildiği, anasının da buna müdahil edilip dilde tuhaf bir fantazi yaratan küfürleri duya duyura, bunlara ya alışıyor ya da bunları normalleştiriyoruz. Yeni Türkiye planının düzen dediği kelimenin düzmek, düzdürmek, düzülmek olduğunu belki artık duymuyoruz bile. Eril yönetim, halkı düze-getirirken, eril birey kadını düzmekten çekinmemekle birlikte, saçtığı pisliğe şahit olmamak için de onu ortadan yok etmeyi doğal karşılıyor. Bunu, sözde yargılayan, tepeden inme merciler etek boyuna, alkol promiline, kadının cilve düzeyine bakıp, aslen çok önceden vardığı esas sonucu meşru kılmak adına bahaneler üretiyor ve hatta gerekirse biz uykudayken yeni yasalar çıkarıyor. Amerikan kapitalizminden evimize gelen fucking good, yu mother fucker, fuckyou'lu filmler zaten bizi cool insanlar haline getirmişken, siktir git"imizi daha da allıyor pulluyor hatta düzen içinde düzmeye devam ediyoruz. Yatakta sevişmeyi, dokunmayı öğretemediğimiz evlatlarımızın pipilerini sokağa deli fişek, serseri mayın gibi salan ebeveynlerin birbirlerini sevmeden büyüttükleri, içi lanetle dolu bu evlat dahi olamayacak evlatlara dünyayı bir kerhane olarak gösteriyoruz. Karhane olarak işleyen bir ülkenin kadınları vesikalı, erkekleri sermayecisi gibi yaşıyorken, adımız ve aklımızdan evvel, bizler, yürüyen birer vajina yahut korkulacak -ve evet gerçekten korkulacak- çükleriz. Daha da ötesi, böyle bir zihniyet varken olumlu bir bakış ve anlayış mümkün görünmüyor. Sapkınlık bir hastalık değil artık bir politikadır ve bu tür bir politika öldürücüdür. Bizi ölüme bu kadar alıştırmış, hatta yaklaştırmış olması kendi devinimimizi hızlandırmamız gerektiğini hatırlatmıyor mu? Önlemi alınamamış bireyleriz. Gerçi henüz, birey dahi değiliz...Özgecan Aslan ilk değil, böyle giderse son olmayacak... İnsanın söküğü, deliği sikmeyi değil, dikmeyi öğreneceği günü sebatla bekliyorum. (Bu çirkin kelimeyi kullandığım ve yazdığım için de ayrıca tiksinç duyuyorum. Ama bu!)

Not: Yazı, Jehan Barbur`un Facebook paylaşımından alınmıştır.

2 yorum:

  1. Semi, seni ilk defa bu kadar karamsar gördüm. Bu postu yazman için gereken pisliği de yaptı insanlar. Eninde sonunda bir şeyi değiştireceksek bunu birey olarak bizler değiştireceğiz. Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz.

    Bu konu da sıcağı sıcağına bir post yazıp başımı hukukla derde sokmak istemedim zira, içimden geçenleri hukuk bir duysa ayvayı yediğimin resmidir! İdam gelsin! Tecavüzcüler kafadan değil, şeyinden asılsın!

    YanıtlayınSil
  2. Bugün Özgecan'nın babası çok anlamlı bir şey söyledi " cezayı bedeni mi çekecek önemli olan asıl onu buna yaptıran nefsi cezalandırmak yada eğitmek gerekir" dedi aynen çok doğru Söyledi içlerindeki canavarı çıkartan ne nasıl besleniyor bunun özüne inmek lazım. Bence cezadan çok suçu işlemeden önce önlemek . İdama karşıyım çünkü bizim memlekette adalet mekanizması nasıl işliyor biliyorsun, masum insanların idam edilebileceği aklıma geliyor.Bence bu topluma dindar nesilden çok mutlu yetişen bir nesil gerek.
    Semicim iki güzel evladın var ,ömürleri uzun olsun sen onları iyi yetiştirmekle bir yerden başladın zaten.
    Öpüyorum canım sevgiler

    YanıtlayınSil